Bir şehir düşünün sabah güne ciğerle merhaba diyor, sumaklı soğanı sarıp yuvarlıyor, üstüne maydanoz karanfil çiğniyor. Sağınız solunuz simitçi, pekmeze bandırılmış gevrekler kurabiye gibi, kuru kuru da gidiyor. Yok azıcık katık olsun derseniz bazlamacılar gözlemeciler nöbette. Patatesli, ıspanaklı, peynirli… Bunları her yerde yiyebilirsiniz ama sıkma aramakla bulunmaz, değerlendirmeniz gerekiyor. 
Ev kahvaltıları başlı başına şölen. Kaymaksız balsız, domatessiz bibersiz, sucuksuz menemensiz sofraya oturulmuyor. Zeytin, peynir zaten bir Türk klasiği. Çifte kavrulmuş tahin, mis kokukulu pekmez, zeytinyağı dökülmüş lor, zahter ve envai çeşit yeşillik. Ekmeklerin ekşi mayalı olanları seçiliyor. 
Yazın sıcak günlerinde sühunetten bunalanlar bici bicicilere yanaşıyor. Bici bici dedikleri bir nevi muhallebi su ve nişasta ile pişiyor. Bunu dilimliyor, pudra şekeri ile tatlandırıyor, kar yada buzla soğutuyorlar. Üzerine dökülen kırmızı sıvı gıda boyası, gül şerbeti gibi kokuyor. Muz, çilek üzüm de dilimleyebilirsiniz, artık keyfinize kalıyor. 
Mayam da hoş bir serinletici, üstelik harareti kesiyor. Gerçi Adanalıların hararet diye bir dertleri yok, şalgam suyu içmeden yapamıyorlar. Hem tuzlu hem acı. İçtikçe susatıyormuş ne gam, o kekremsilikten vazgeçilemiyor. 
TATLI YE, TATLI KONUŞ
Tatlıcılar çıtır halkaları, taş kadayıfları, karakuşları, şamballıları elinizin ulaşabileceği tezgâhlara bırakıyor, bir ondan, iki bundan yiyorsunuz kimse karışmıyor. Kasaya ne derseniz, hesap o. Hoş, pek para tutmuyor, bir liraya bile nefsiniz körleniyor.  Keçiboynuzu, andız ve Yüreğir işi karpuz pekmezi… Hepsi aynı renk ama tatları başka başka.
Öğlen oldu mu mangallar duman duman, ne kadar “Yok abi bu gün yemeyeceğim” deseniz de zırhla çekilen etlerin davetkar kokusu direncinizi kırıyor. Çiğ köfteciler yollara sarkmış, fırın kürekleri peş peşe lahmacun çekiyor. Sık limonu, sar marula, öğün araları kurtuluyor.  
GECE HAYAT DURMUYOR
 Akşam karanlığı çöküp de ampuller yandı mı şırdancılar vazifeye çıkıyor.  Düşünün sabaha kadar mesai yapıyorlar ve müşterileri hiç azalmıyor. Sakatat Adana’da en az et kadar kıymetli, kelle paçacılar, mumbarcılar, kokoreççiler müşteriye yetişemiyor. 
Biber ve patlıcan dolmaları ile yaprak sarmadan taviz yok, sumak suları ile ekşitilip pişiyor. Kuru fasulye bulgur turşu zaten star, iki gün yenmese aranıyor.  Eh, Yörükler yayıksız yapamaz malum, ayranlar maşrapalardan taşıyor.
Adana aynı zamanda bir meyve bahçesi, kavun karpuz, portakal mandalina onlardan soruluyor. Yüksek yerlerde kütür kütür elmalar kokulu çilekler oluyor. Son yıllarda dragon gibi değişik tropikal bitkileri de üretiyor, diken inciri denilen kaktüs meyvesini zayii etmiyorlar. Nar bahçeleri de artmış, hem taze taze yeniyor, hem de ekşisi salatalara nefaset katıyor. 
Biliyorsunuz son yıllarda Gaziantep, Kahramanmaraş ve Şanlıurfa gibi lezzeti öne alan şehirler turizmden iri paylar kapmaya başladı. Adana da çıtayı yüksek tutuyor.