Âşık olduğumuzda ayaklarımız yerden kesilir, dünyayı sadece iki kişilik yaşarız. En büyük aşk bizimkidir, bitmeyecektir. En çok biz sevmiş, biz sevilmişizdir... Ama en büyük zannettiğimiz, bitmesi imkânsız sandığımız aşk, bir gün küt diye bitebilir. İşte o gün dünyanın en mutsuz insanına dönüşürüz. Bu acıyı bitirmek de mümkün, ömrün sonuna kadar terk edilme acısıyla yaşayıp, hayatımıza başka kimseyi almamak da...
Evet, ‘Beynine Format At’ ve ‘Sağlığına Format At’ kitaplarıyla çok satan listelerine giren, son kitabı NeuroAŞK’ta aşk oyununu masaya yatıran Barış Muslu ile aşkı konuştuk. Aşk, bir oyun mu? Filmlerden şiirlere, şarkılara, hayatımızın her alanına ilham olan aşk hormonların bir oyunu mu? Aşkını kim daha çok gösterir? Aşk acısını erkekler mi daha çok yaşar, kadınlar mı? Peki geçer mi?  Kaçan her zaman kovalanır mı?
İşte bu ve daha birçok sorunun cevabını Barış Muslu’ya sordum.

AŞK BAĞIMLILIK GİBİ
Nasıl âşık oluruz? Âşık olduğumuzda bedenimizde neler değişir?
Aşkın kimyası aslında çok enteresan. Mesela burada bağımlılık hormonu olarak bilinen dopamin sistemi devreye giriyor. Âşık olunca beyinde harekete geçen kimyasal mekanizmalar uyuşturucu etkisiyle meydana gelen değişimlerle çok benzer! Romantik aşk aslında çok benzer şekilde bağımlılık yapıyor. Zaten uyuşturucular, beynimizde aşk ile ilgili bölümü tabii olmayan yollarla uyararak, dopamin sistemini harekete geçiriyorlar. Ayrılıkta tıpkı bağımlılar gibi bir yoksunluk yaşanmasının sebebi de bu!

MUTLU AŞK YOKTUR
Aşkla ilgili diğer çok önemli hormon da mutluluk hormonu olarak bildiğimiz serotonin. Yalnız burada çok şaşırtıcı bir şey oluyor. İnsan âşık olunca, mutluluk hormonu olan serotonin düşüyor! Âşık ol, mutlu ol! Hayır, öyle değil. Serotonin düşüyor. Aşkın amacının mutlu etmek olmadığının bir göstergesi daha. Zaten amaç mutluluk değil. Âşıkların beyinlerindeki serotonin hormonu seviyelerinde yarıya yakın azalmalar tespit edilmiş. İşte aşkın bizi depresif, takıntılı, dalgın yapmasının sebebi de bu serotoninin azlığı.

Âşık olunca güzelleşir miyiz?
Âşık olan insanın güzelleştiğiyle ilgili söylenenler doğru olabilir. Çünkü doğa tamamen âşık olmamızın arkasında. Çünkü bu hayatın ve soyun devam etmesi için olmazsa olmaz bir duygu. Amacıysa, tek eşliliği belirli bir süre devam ettirmek. Bu arada, birbirine bağımlı hâle gelen çift, sadece birbirleriyle beraber olup, sağlıklı bir aile kurabiliyorlar. Bunu çocukları hayatta kalması için yapmak zorundalar. Çünkü doğada diğer canlıların aksine, insanların çocuklarının kendine yeter hâle gelmesi için en az 15-20 sene gerekiyor. Bu sürede annenin gayreti tek başına yeterli değil. İllaki bir baba gerekiyor ve bunu sağlamak için de en azından belli bir süre için tek eşlilik ve aşk gerekiyor. Yani âşık olduğumuzda daha çekici olmamızı da doğa sağlıyor. Kadınların bu dönemde yüzlerinin bile daha simetrik olduğu tespit edilmiş. Simetri de erkeklerin çok çekici bulduğu bir şekil.

‘CEPTE’ HİSSETMEZSE SÜRER
Aşkın ardından sevgi gelir mi?
Ben NeuroAşk kitabım boyunca aşk kelimesini, hani bizi uykusuz bırakan, sadece o kişiyi düşünmemize sebep olan takıntılı aşk anlamında kullandım. Aşkın ortaya çıkması için beyinde kişiyi tabii ki belirli oranda çekici bulmak lazım. Ancak aşkın gerçekten tetiklenmesi için onu elde etme umudunun var olmasıyla, ortada gizem, elde edememe, tam olarak çözememe gibi duyguların olması gerekiyor. İşte zaten bu yüzden aşk oyunları işe yarayabiliyor, ya da bitmemesi gereken bir aşk bitebiliyor. Hatta çok yanlış insanlara âşık olabiliyoruz. İtiraf etmek gerekirse takıntılı olan aşk çok da ulvi bir duygu değil bahsettiğim gibi. Evet bu anlamıyla aşk dediğiniz duygunun çok da kalıcı olduğunu pek söyleyemeyiz. Kalıcı olmasının tek yolu, o kişiyi asla tam anlamıyla elde edememekle mümkün olabilir. Eğer, aşk takıntılı hâliyle onlarca yıl sürüyorsa, rahatlıkla bunu yaşayanların birbirlerini tam anlamıyla çözmediklerini, gizemlerini koruduklarını, hâlâ diğerini tamamen cepte hissetmediklerini söylemekte fayda olabilir. Süre derseniz tam anlamıyla 3-5 senedir diyemeyiz. Gerekli şartlar sağlandığı zaman bitebilir. Aşk sonrası sevgi gelir mi derseniz; bu tamamen ilişkinin gidişatına bağlı. Sevgi de gelebilir nefret de. Zaten ilk başta birbirlerine delicesine âşık olan insanların sonra birbirine ne kadar düşman olabileceğini çevrenizde ve medyada sıklıkla görmüşsünüzdür.

KADIN BELLİ EDER
Kadın mı daha çok gösterir sevdiğini, erkek mi?
Kadın genellikle sevdiğini daha fazla gösterir. O bir erkeğe göre daha fazla ilişkinin derinliğine bakar. Çocuğunu 9 ay 10 gün kadın taşır ve çocukları olursa, hormonları ve annelik duygusu onun hayatını sonsuza kadar değiştirebilir. O farkında olmadan, o yüzden hep doğru, güvenilir ve kalıcı erkeği arar. Bu yüzden erkeğin duygularıyla daha çok ilgilenir. Gerçekten beni seviyor mu? Ben onun için çok özel miyim?

ERKEK İÇİN DE GÜÇ HER ŞEYDİR
Erkeğin ilişkilerinde milyonlarca yıldır kabul edelim ki bir ilişkide çok daha az riski vardır. Zira, o çocuğu taşımaz. Vahşi tabiatta beraber olduğu kadını istemezse çekip gidebilir. Gitmiştir de! İşte bu yüzden erkek içgüdüsel olarak bir kadın kadar karşının duygularına odaklanmak zorunda değildir.
Diğer bir konuysa, bir erkeği kadının gözünde çekici kılan en önemli şeyin güç olduğundan bahsettik. Bir erkek için elde edilmemek, çözülememek de bir güçtür ve kadının gözünde çekicidir. Ve erkek bilir ki, tamamen teslim olmadıysa güçlüdür. İşte bu yüzden, erkekler duygularından çok bahsederek teslim olduklarını belli etmek istemezler. Gücünü kaybetmek mi? Asla!

TERK EDİLEN KENDİSİNE ÖFKELENİR
Gelelim her âşığın korkulu rüyasına: Ayrılık... İnsana bir daha gülemem duygusu yaşatan o büyük acı... Geçer mi? İyileşir miyiz? Ayrılınca hissettiğimiz acı mı öfke mi?

Terk edilince ya da reddedilince aslında baskın duygu gerçekten de öfke. Bu öfke insanın kendisine karşı. Bir başka deyişle kendimize kızıyor olmak aşk acısını en çok tetikleyen duygu. Bu öfke, yetersiz ve teğersiz hissetmekle ilgili. Yeterince iyi ve güzel olmamak, tercih edilmemek, yetersiz olmak. Bunlar gerçek değil belki ama sevdiğini kaybeden insanın kendini suçlama şekli. Suçu olmasa da, doğru davransa da. Aşk acısının çok önemli bölümünde öfkenin getirdiği ‘ukde’ duygusu var...
Bu acıdan kurtulmak isteyenler için NeuroFormat sistemiyle kişinin kendine olan bu öfkesini çok ciddi şekilde tetikleyip, sonra belirli göz hareketleri ve vuruşlarla duygusal olarak vücuttan deşarj ettikten sonra kişi gerçekten çok hızlı bir
şekilde normal hayatına dönmüş oluyor.

ANLAŞILINCA HEYECAN BİTER
Hep merak ederiz; kavuşunca aşk biter mi? İşte bu sorunun cevabı: Aslında anlaşılınca bitebilir. Bu soru, üzerine kitap yazılacak kadar geniş. Ama burada verebileceğim en önemli püf noktası, karşının kalbine ve beynine girmek için çok önemli bir kural var:  Umut ver ve kafasını karıştır! Çünkü karşıdaki kişinin kafasında takıntıyı ve aşkı tetikleyebilmek için anlaşılmaz olmak önemlidir. Anlaşılmak, elde etmek aşkın sonu olabilir.

KAÇAN KOVALANIR MI?
Kovalanmak için karşının aklına ve kalbine girmiş olmak gerekir. Kaçan biri karşı tarafından kovalanmıyorsa demek ki yeterince karşının aklına girememiştir. Kovalanmak için karşının dikkatini çekmiş, daha sonra yeterince umut vermiş olmak gerekir. Daha sonra yapılacak kaçışlar ve kafa karıştırmalar ancak öyle etkili olacaktır.

ERKEĞE ŞİİR YAZMAK OLMAZ
“Aşk kadını mı şair yapar, erkeği mi?” diye sorduğumuz Muslu, şunları söylüyor: Tarih göstermiş ki, aşk erkeği şair yapmış. Şiir daha sert ve duygusuz görünen bir erkeğin duygularını kadına gösterebilmek ve onun kalbine dokunabilmek için çok önemli bir araç olmuş.  
Bir kadının erkeğe şiir yazması erkek için çok fazla etkileyici olmayabilir. Ama bir erkek duyguları, güvenilirliği ve stabiliteyi ön plana çıkaran bir kadının kalbine şiir ile gerçekten dokunabilir. Tarih o yüzden hep kadınların kalbine kelimeler ile dokunan erkekler ile doludur.

ERKEK, NESLİ GÜZEL OLSUN İSTER
NeuroAşk kitabımda detaylı olarak irdelediğim bir konu. Hem kadın hem erkek içgüdüsel olarak soylarının devamını istiyor. Bunu ilk anda bilinçli şekilde çocuk yapmak için düşünmeseler de, beyinler hayatı çoğaltma üzerine kurulu. Erkek bu anlamda sağlıklı ve doğurgan kadınları çekici buluyor. Bu yüzden dış görünüm erkek için daha önemli hâle geliyor. Yüzdeki simetri ya da ince bel, kadının çocuk doğurmak için sağlıklı olduğunu gösteren içgüdüsel işaretler.

KADIN DAHA ÇOK 'GÜÇ' PEŞİNDE
Kadınlar karşı cinsi seçerken, yine içgüdülü (insiyaki) olarak güce odaklanır. Buna en çok ne yardımcı olacak derseniz; tek kelime söylerim: Güç! Kadınlar tabiatta kendilerinin ve çocuklarının yaşamasına katkı sağlayabilecek en güçlü erkekleri daha çekici bulurlar. Güç derken fiziksel güçten bahsetmiyorum. Evet, uzun boy, geniş omuzlar, kaslar da bazı kadınlara çekici geliyor olabilir. Ancak, kıvrak zekâ, statü, eğitim seviyesi, iş, güçlü karakter de bir kadına gerçekten çekici gelir. Uzun boy, kas artık eskisi kadar önemli değil.

UMUDUNU KORUYAN DAHA ÇOK ACI ÇEKER
 Aşk acısı ise kadın-erkek ayırmıyor. Daha az alternatifi olan ve aşk acısından kurtulmayı bilmeyen, yani umudunu koruyan kişi daha fazla acı çekiyor.