İrfan Özfatura

Allahü teala toprağa buyurdu: "Senden bir bölük halk yaratsam gerek, bunlardan bir kısmı bana itaat eder, diğerleri asi olurlar. Mutileri cennete sokarım, asileri cehenneme atarım."
Yer, "cehennem" kelimesini duyunca titreyip ağlamaya başlar, derler ki ırmaklar pınarlar o gün oluştular.
Hak teala Cebrail aleyhisselama "git yerden bir miktar toprak getir" diye emreder. Arz, kederli kederli "benden parça alıp noksanlaştırmandan Allahü tealaya sığınırım" deyince kıyamaz. O da sığınır Allahü tealaya.
Cenâb-ı Mevla sorar "Niçin eli boş geldin?"
- Ya Rabbi sana mâlumdur, kereminize güvendim.
Allahü teala bu defa Mikâil aleyhisselama emreder. Onun da şefkati ağır basar.

TOPRAĞI HAZRETİ AZRAİL'DEN
İsrafil aleyhisselam da yeryüzünün feryadına dayanamayınca, Azrail aleyhisselama emr buyurur. O toprağın yalvarışına yakarışına aldırmaz, her kıtadan kırmızı, siyah, beyaz bir miktar alıp Mekke ile Taif arasında toplar. Toprağını kaptıran yerküre figan eyler. Hak teala "Ey zemin üzülme!" buyurur, "Senden aldığımı sana iade edeceğim. Cansız toprak alıp arifi billah göndereceğim. Onları ay yüzlü, ak uzuvlu döndüreceğim."
Sonra bu toprak üzerine kırk gün yağmur yağar, Âdem aleyhisselamın çamuru yoğrulur, insan suretine sokulur. Kırk sene yatar kurur ve olur "salsâlin kel fehhâr"
Meleklere Âdem aleyhisselamı ziyaret etmeleri emr edilir. İblis de gelir, vurunca küp gibi ses çıkar. Delip içine girer, baksa ki gökler kadar geniş, çok şaşar.
İblis dışarı çıkınca meleklere sorar "Hak teala bunu bizden daha kıymetli tutarsa ne yaparsınız?"
- Elbette emrine uyarız.
Ama İblis melekler gibi teslim olmaz, isyana kalkar.

RABB’İMİZ AFFEDİCİDİR
Hak teala Cebrail aleyhisselâma "Habibimin nurunu getir” buyurur “koy Âdem'in iki kaşı arasına".
Sonra ruh getirilir, ancak bakar karanlık bir beden çekinir. Ne zaman ki cesedin alnında Sultan-ı enbiya'nın nuru görünür, ruh kuşu, zevkle şevkle girer ten kafesine.
Âdem aleyhisselam mübarek gözlerini açınca Arş’a bakar. "Lâ ilâhe illâllah Muhammedün resûlüllah. Ümmetün müznibetün ve Rabbün gafûr" yazısı karşısında.
Ümmetün müznibetün (günahkâr ümmet) kelamından anladım ki der, bu ümmet isyan eder. İsyan da ceza gerektirir! Ben dayanamam ona.
Hak tealadan hitap gelir: "Ya Âdem "ümmetün müznibetün" yazısını okudun da yanındaki ve Rabbün gafûr (Rabb’in affedicidir) yazısını okumadın mı?"
Rabbün gafûr… Hepimiz ona güveniyoruz zaten, yoksa bu günahlarımızla…
Âdem aleyhisselamın ruhu kulağa ve dimağa gelince aksırır.
Melekler "Elhamdülillah de" derler, onlara uyar. Aksırdıkça hep böyle söyleyecektir hayatı boyunca.

TESLİM OL KAZAN!
Sonra Allahü teala meleklere emir buyurur "Âdem'e secde edin!"
Bu secde şüphesiz ona değil, Allahü tealayadır. Nasıl namazda Kâbe’ye dönüyorsak.
Melekler secdede 100 yıl kalırlar, başlarını kaldırınca ne görsünler? İblis öylece duruyor ayakta. İtaatlerine şükredip bir daha secdeye kapanırlar. Derler ki, namazda bunun için iki secde var.
Hak teala buyurur: "Halifeme niçin secde etmedin?"
-Beni ateşten onu ise topraktan halk ettin. Ateş ışıktır, latiftir, topraktan yüksektir. (ırkçılık bu olsa gerek) Hem ben daha yaşlıyım, daha güçlüyüm, daha çok ibadet ettim, kanatlıyım, nur göğüslü, keramet taçlıyım (kibir de bu).
-Ey mel'un bilmez misin ki benim yanımda mütekebbirler yer bulamaz. Ki ateşin işi ızdırap, toprağın hâli sakinliktir. Cennetin esası topraktır, mis kokar. Ateş toprağa muhtaçtır, toprak ateşe ihtiyaç duymaz. Toprak ile şehirler mamur olur, ateş ise onları yakar.

ŞEHADET PARMAĞI
Seyyid-il Mürselin’in nuru önceleri Hazreti Âdem'in sırtındadır, bu yüzden melekler peşi sıra gider, tazim ederler. Habibullahın nurunu görür, salâvat söylerler. Âdem aleyhisselam münacaatta bulunur "Ya Rabb’i ben de görsem."
Hak teala işaret parmağına nakl eder. Âdem aleyhisselam parmağına bakıp bakıp kelime-i şehadet getirir. İşte bu yüzden "şehadet parmağı" denir ona.
Yine Allahü tealanın emri ile meleklerin yanına gider selâm verir.
-Esselamü aleyküm
Cevap verirler “Ve aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekâtühü!”

NİMETLER İÇİNDE
Âdem aleyhisselâm cennet bahçelerinde dolaşır, cennet meyvelerinden yer. Ah bir de kendi cinsinden bir arkadaşı olsa. Bir gün uyumuştur, uyanır. Baksa ki baş ucunda Hazreti Havva.
Saçları cennet yakutlarıyla süslenmiştir. Çok beğenir.
-Ya Rabb’i kalbim meyletti. Sanki ciğerimden parça.
Allahü teala Havva validemizle nikâhlarını kıyar ve buyurur ki: Ey Âdem. Hiçbir şeyi yaratmadan önce habibim, dostum ve övündüğüm Muhammed Mustafa'nın nurunu yarattım. Alnında parlayan nur, işte odur. Onu yaratmasaydım ne aydınlığı, ne karanlığı, ne cenneti, ne cehennemi, ne levhi, ne kalemi, ne arşı, ne kürsiyi, yeri, göğü, insanı, cinni ve meleği yaratmazdım. Bütün bunları onun hürmetine halk ettim, her şeyden evvel onun ismini söyledim. Ey Âdem zevcenle birlikte cennette kalın ve dilediğiniz nimetlerden bol bol yiyin. Sadece şu ağaca yaklaşmayın!
Hazreti Âdem ile Havva bir ahiret günü (bin yıl) cennette kalırlar. Çok saf, çok temizdirler. Birinin yalan söyleyebileceğine ihtimal veremezler asla!
Şeytan hile ile cennete girer ve onları çeker yasak ağacın yanına…