İrfan Özfatura

Kabil, Habil'i öldürünce Âdem aleyhisselam çok üzülür. Ölenle ölünmez ama diğeri isyana kalkınca yıkılır âdeta.
Allahü teala onu muti ve sevimli bir evlat ile teselli eder. Şit aleyhiselamla!
Havva Validemizin bütün çocukları ikiz olur ama o tek doğar. Adı Allah'ın hediyesi manasına gelir. “Şit!”
Hazret-i Âdem ve Havva Annemiz onu pek severler. Çünkü alınlarındaki nur intikal etmiştir ona.
Âdem aleyhisselam vefat edeceği zaman, “Yavrum!” der, “Bu nur, son peygamber Muhammed Mustafa’nın (sallallahü aleyhi ve sellem) nurudur. Bu emaneti afif ve mümine bir hanıma teslim et ve oğluna da vasiyet eyle, o da böyle yapsın mutlaka!”
Muhammed aleyhisselamın nuru Şit aleyhisselamdan sonra oğlu Enuş’a geçer, dolunay gibi parlar âdeta.
Zaten Server-i kâinata varıncaya kadar, bütün babalar, oğullarına böyle nasihatte bulunacak ve nur temiz alınlardan, temiz hanımlara geçerek, intikal edecektir evlattan evlada.

KÂBE'NİN İNŞAATINDA...
 Kabe-i muazzamayı ilk defa Âdem aleyhisselamın inşa ettiğini biliyorsunuz. Şit aleyhisselam ve diğer kardeşleri de babalarına yardımcı olurlar. Şit aleyhisselam surette de sirette de babasına benzer. Hazreti Âdem sırlarını ona açar.
O da babası gibi her yıl hac yapar. Ömrü dokuz yüz seneden ziyadedir. İki yüz seksen yaşında peygamberlikle vazifelendirildiği söylenir, tebliğde bulunur asırlarca.
Ona elli suhuf (kitapçık) gönderilir. İçinde Rabb’imizin emir ve yasaklarından başka ilim hikmet ve malumat vardır değişik sanatlar hakkında. Dininin esasları da babasına (Âdem aleyhisselamın) vahyedilenle aynıdır.
Şit aleyhisselam çok şehir kurar. Her birinin kapısına “Lâ ilahe illallah. Âdem Safvetullah Muhammed Habibullah) yazar.
Huzurlu bir hayat sürerler. Aralarında kin garaz yoktur zira. Şeytan onları saptırmak için uğraşsa da muvaffak olamaz. Bu arada Habil'i şehit ettikten sonra Yemen'e yerleşen Kabil'in çocukları da çoğalmıştır. Bunlar azgın bir taifedir Allah’a kitaba inanmazlar. Şit aleyhisselam yanlarına varır, çağırır Hakk’a hakikate. İnanmak bir yana hırçınlaşır, saldırırlar. Aralarında savaş çıkar. İşte ilk gaza budur, müminler kılıç kullanınca münkirler karşı duramaz.
Şit aleyhisselam vefat ettikten sonra Âdem aleyhisselamın yanına defnedildiği rivayet edilir, Kâbe-i muazzama civarına.

İdris Aleyhisselam 72 milletin diliyle konuşurdu

Kur’ân-ı kerimde adı geçen peygamberlerden biri de İdris aleyhisselamdır. Nesebi Yerd, Mehlail, Kinan, Enuş yoluyla varır Şit ve Âdem aleyhisselama.
Mübarek 72 milletin diliyle konuşabilir. Hesap hendese bilir. Çok şık elbiseler diker ki zaten terzilerin piridir.
İlk defa kalemle yazan da odur, ayın ve güneşin hareketlerini takip eder, saat ve takvim kullanır. Rüyet-i hilal (hilali görme) için yükseklere çıkar, bayram günlerini tayin edip müminlere bildirir.
İdris aleyhisselam peygamber olarak gönderilmeden önce, duası makbul zatlar vardır. Ved, Süva, Yegus, Yeuk ve Nesr gibi. Bunlar vefat edince, sevenleri suretlerini çizer, bakıp bakıp hatırlarlar. Zamanla yapılış maksadı unutulur, tapınmağa başlarlar, işte ilk putperestlik o zaman başlar.
Kabiloğulları ise oyun ve eğlenceye dalmıştırlar. İdris aleyhisselam ve müminler kuytu bir tepede yaşarlar. Mübarek her ne kadar ümmetine “aşağı inmeyin” dese de, dinlemeyip inenler olur, fıska fücura kapılırlar.
Cebrail aleyhisselam Hazreti İdris’i 4 defa ziyaret eder ve 30 sahife getirir ceman.
Sonra gelecek peygamberleri de haber verir. Onlara Resulullah'ın sallallahü aleyhi ve sellem vasıflarını bildirir. Kavminden pek inanan olmaz. Bunun üzerine hicret eder. Fakat müminlere memleketlerinden ayrılmak zor gelir. Biz bir daha böyle yeri nasıl buluruz derler ki “Babil”, Süryani dilinde nehirler demektir.
O ve salih müminler Allahü tealaya güvenir, uzun uzun çölleri geçer, muhteşem bir nehrin yanına varırlar. “Nil!” İdris aleyhisselam şükür için ibadete durur kıyısında.
Göğe yükseltilmeden önce oğlu Mettu Şelah’ı kendine halef ve vasi tayin eder.

RUHU ALINMADI
Vehb bin Münebbih anlatır; O zamanlar insanların ibadetleri her gün Allahü tealaya arz edilirdi. En çok ibadet eden de Hazreti İdris’tir. Azrail aleyhisselam onun hayranlarından biridir. Ziyaret için yüce Rabb’imizden izin ister, kabul edilir. İnsan suretinde gelir. İdris aleyhisselamla tanışır sohbete otururlar.
Söz arasında “Senden bir isteğim var” der, “Yaparsan çok sevindirirsin!”.
-Nedir?
-Bir anlığına ruhumu alır mısın, o acıyı tadarsam belki ölüme daha sıkı hazırlanırım.
Allahü tealanın izni ile alır ve tekrar iade eder.  
-Bir de cehennemi görmek istiyorum ki günahlardan daha fazla sakınayım.
Cenâb-ı Hakk’ın izni keremi ile o dileği de yerine gelir.
-Son bir şey daha, cennete de giremez miyiz acaba?
Girerler. Görülmemiş nimetler ve büyük bir huzur vardır orada. Bu arada dönme vakti gelir. İdris aleyhisselam “Ben gelmiyorum” der, “Kalacağım burada!
-Buna salahiyetim yok. Vazifemi yapmam, seni geri götürmem lâzım.
-Hayır. Çıkacak değilim.
Allahü teala hakemlik yapsın diye bir melek gönderir onlara. Melek İdris'e aleyhisselama sorar: “Niçin çıkmıyorsun ya İdris?”
-Allahü teala; Her nefis ölümü tadacaktır buyurdu mu? Buyurdu, tamam ben tattım. Yine; Herkes cehenneme uğrayacak buyurdu, ben de uğradım. “Ve onlar oradan (cennetten) çıkmayacaklardır” vaadi varken niye çıkayım?
Her şeyi bilen Allahü teala Azrail aleyhisselama “İdris oraya benim iznim ile girdi” buyurur “Yine benim emrim ile çıkar.”
Hazreti İdris de İsa aleyhisselam gibi ruhunu teslim etmedi ama göklerdedir şu anda.