Mısır'da Firavun’un takibinden kurtulan Musa aleyhisselam bir seher vakti çölü bitirir. Bakar Medyen kalesi karşısında. Gün ışıyınca kapılar açılır, davar ve sığırlar oluk oluk dışarı akar. Sürüler gelir kuyu başında toplanırlar. İtişen, kakışan, görülmedik bir izdiham.
İki hanım kız kenarda beklemektedir, mahzundurlar. Hazreti Musa sorar “siz niye koyunlarınızı sulamıyorsunuz?"
-Herkes dağılsın ondan sonra, biz giremeyiz erkekler arasına.
-Erkekleriniz geleydi o zaman.
-Kimsemiz yok, babam da artık çok ihtiyar.
-Peki su kalıyor mu?
-Yalağın dibindekilerle idare ediyoruz, kalmadığı da oluyor.
-Başka kuyu yok mu buralarda?
-Var ama iri bir taş düştü ağzına. On kişi de olsa kaldıramaz.
-Gösterebilir misiniz bana?
Gösterirler, Hazreti Musa, besmele ile taşı zorlar. Allahü tealanın izni ile kaldırır koyar kenara.
-İpiniz kovanız?
Verirler, çeker, hayvanları bir güzel sular.

KOŞ YEMEĞE ÇAĞIR
Bu iki hanım Şuayb aleyhisselamın kızları Safûrâ ve Süfeyrâ’dır, gider babalarına anlatırlar.  
-Ben de ne çabuk döndünüz diye soracaktım. O bahsettiğiniz yabancıyı yemeğe çağırmalı o zaman.
Hazreti Musa bir gölgeye oturmuş, nalınlarını çıkarmıştır. Sekiz gün yol yürümekten, mübarek ayaklarının derisi soyulmuştur. Aç ve yorgundur ayrıca.
Safûrâ hayâ sahibi bir kızcağızdır, utana sıkıla gelir, “babam sizi çağırıyor!”
Hazreti Şuayb, Musa aleyhisselamı dostça karşılar. “Nereden geliyorsun? Ne arıyorsun buralarda?”
"Ben İmran oğlu Musa'yım" diye başlar. Başından geçenleri anlatır tafsilatıyla.
-Rahat ol, buralara Firavun'un eli ulaşamaz. Şerrinden emin olabilirsin pekâlâ.
Bu arada sofra kurulmuştur, buyurun taama!
Musa aleyhisselam tereddüt eder.
-Niye yemiyorsun?
-Kızlarınıza, Allah rızası için yardımda bulunmuştum, bedel alıyor gibi olmayayım da…
-Ama bu ücret değil ikram. Evimize gelene yemek sunmak âdettir atalarımızdan.

ONU ÇOBAN TUTALIM
Musa aleyhisselam çok yorgundur döşek sererler bir odaya, hayır diyecek hâli yoktur, uyuyakalır oracıkta.
Safûrâ babasına, “neden onu çoban olarak tutmuyoruz” diye sorar. “Emin, hayırlı, kuvvetli bir genç, çok işimize yarar. Gelirken yüzüme bile bakmadı, hatta kendi öne geçti, yürümedi peşim sıra. Böylesini zor buluruz buralarda.”
Şu ana kadar iki ferasetli kadın gördük. Biri Asiye Validemizdi malum, biri de Safûrâ! Musa aleyhisselamın muvahhid ve hikmet ehli olduğunu anlamıştır ilk bakışta.
Hazreti Musa’nın gidecek yeri, sığınacak kapısı yoktur, Şuayb aleyhisselam “kerimem Safûrâ ile evlenir misin” dediğinde kabul eder. Bu insanları çok sevmiştir zira.
“Ancak” der “Ben garibim. Malım mülküm yok, mihr veremem, düğün yapamam.”
Şuayb aleyhisselam “düğünü ben yaparım” diye rahatlatır, “mihr olarak da sekiz sene hizmet et tamam. Kızlarım da kurtulsun koyun peşinde koşuşturmaktan!”   
İmam-ı Kurtubi buyuruyor: "Babanın, ‘kızım ile evlenir misin’ demesi mühim bir sünnettir. Nitekim Medyen'in salihi, İsrâiloğullarının salihine kızı ile evlenmesini teklif etti. Hazreti Ömer de, kızı Hafsa'yla radıyallahü anha evlenmeleri için önce Hazreti Ebu Bekr, sonra Hazreti Osman'ı radıyallahü anhüma ikna etmeye çalışmıştı zamanında.
Şuayb aleyhisselam abidlerdendir. Sabahlara kadar Allahü tealaya yalvarır, o kadar ağlar ki gözlerinin feri gider sonunda. Cennet arzusundan, Cehennem korkusundan değil, sırf Rabbine olan muhabbetinden, iştiyakından.
Bakın şu mertebeye ki Allahü teala, Hazreti Musa gibi bir zatı hizmetkâr yapar ona. (Tefsir-i Mazhari)

ASAYI MUSA
Çobana ne lazım: Asa.
Şuayb aleyhisselam kızı Safûrâ’ya seslenir. “İçerideki asalardan birini getir de verelim Musa’ya.”
Gider birini alır, bu yeryüzünde yetişen ilk ağacın (Avsece) dalıdır. Taa Âdem aleyhisselamdan kalmadır. İnsan suretinde bir melek getirip vermiştir Şuayb aleyhisselama. Baş tarafı iki çatallı, ucu da eğri ve kanca.
Hatırası vardır, "yok kızım onu verme bir başkasını al."
Bırakır diğerlerine karışır yine eline gelir aynı asa.
Hazreti Şuayb ertesi gün fark eder anca. “Onu verme demiştim ama!”
Musa aleyhisselam nedense asayı çok sevmiştir, iade etmeye yanaşmaz. “Senin olsun” denmiştir ayrıca.
Şuayb aleyhisselam bir yol bulur “Yanımıza ilk gelen hakem olsun mu?”
-Olsun.
Cenâb-ı Mevlâ bir meleği yollar. Asayı yere koyar “kim kaldırırsa onundur.”
Şuayb aleyhisselam yerinden bile oynatamaz, Hazreti Musa alıverir kolaylıkla.
Demek ki ona takdir edilmiş. Asa Musa’ya!
Hazreti Musa bir gün bakar ki uyuduğu yerde ölü bir yılan. Beni kim korudu derken gözü asaya takılır. O yapmış olabilir mi acaba?
Evet başka marifetlerle de donanacaktır ayrıca.

MISIR’A DOĞRU
Neyse sayılı gün tez geçer, 8 yıl için anlaşmışlardır ama Hazreti Musa, 10 sene hizmet eder Şuayb aleyhisselama. Kayınpederi hizmetin doldu der, alıp hanımını gidebilirsin. Artık mani olamam sana. Bu sene doğan alaca kuzuları da size vereyim bereketini görürsünüz inşallah.  
O sene bütün koyunlar ikiz doğurur, hepsi de alaca.
Hazret Musa hanımını ve kuzuları alıp Mısır’a doğru yola çıkar. Kardeşi Harun’u, ablası Meryem’i, yaşıyorsa annesini ve İsrailoğullarını bulacak, kurtaracak, zalimlerin elinde bırakmayacaktır asla.