İstanbul’da 20 Nisan 2007 tarihinde E.N. isimli çocuk, evlilik dışı ilişkiden dünyaya geldi. B.S.(64), küçük çocuğun babası olduğunu kabul etmeyince anne A.N., mahkemenin kapısını çaldı ve babalığın tespiti için dava açtı. Ancak mahkeme, davayı zaman aşımı nedeniyle düşürdü.

Davalı taraf babalığı reddetti
Bu kez küçük çocuk E.N.(13) adına babalık davası açması ve açılacak olan davada temsil etmesi için Ş.D. isimli kadın kayyum olarak atandı. Anadolu Aile Mahkemesi’ne başvuran Ş.D., B.S.’nin küçük çocuğun babası olduğunun tespitine karar verilmesini istedi. Karşı taraf ise, B.S.’nin küçük çocuğun babası olmadığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etti.

Anadolu Aile Mahkemesi, B.S.’ye DNA incelemesi yapılmak üzere mahkemede hazır bulunması için tebligat gönderdi. Ancak davalı, mahkemeye gelmedi. Duruşmalarda kendisini temsil eden avukatı da müvekkilini mahkemede hazır etmedi. Bunun üzerine mahkeme, 12 Şubat 2013 tarihinde davayı kabul etti, küçük çocuğun babasının B.S. olduğuna hükmetti.

“Herkes soy bağının tespiti için kan örneği vermek zorunda”
Davalı avukatının dosyayı temyiz etmesi üzerine Yargıtay, kararı bozdu. Gerekçesinde ise ‘Herkes, soy bağının tespiti amacıyla vücudundan kan veya doku alınmasına katlanmak zorundadır. Bu zorunluluğa uyulmaması halinde hakim incelemenin zor kullanarak yapılmasına karar verir’ diyerek mutlaka DNA incelemesi yapılması gerektiğini belirtti. Dosya yeniden yerel mahkemeye gönderildi.

Yargıtay ikinci kez kararı bozdu
Yargıtay’ın bozma kararına uyan mahkeme, bu kez DNA incelemesi için B.S.’den zor kullanılarak kan örneklerinin alınması amacıyla ev ve iş yerinin bulunduğu polis merkezlerine yazı yazdı ancak tüm aramalara rağmen davalıya ulaşılamadı. Mahkeme, 28 Aralık 2017 tarihinde ikinci kez davanın kabulüne karar verdi. Yargıtay, yine aynı gerekçeyle bozdu.

Mahkeme kararında direndi: “Kasıtlı olarak kan vermiyor”
Yerel mahkeme ise bu kez kararında direndi. Anadolu Aile Mahkemesi gerekçeli kararında, davalı B.S.’nin duruşmalarda kendisini avukatıyla temsil ettirdiğini, avukatının her duruşmaya katıldığını ancak davalının kasıtlı olarak kan vermekten kaçındığını, davayı sürüncemede bırakmayı amaçladığını belirtti. Davalının mahkemeyi ciddiye almadığını ve dalga konusu yaptığını söyleyen mahkeme, babalığın tespiti davasının davalının insafına terk edilemeyeceğini kaydetti.

“Küçük çocuğun babası 11 yıldır tespit edilemedi”
Hakimin insana, tabiata, gerçeğe sırt çevirmeden ve katı kalpler içinde sıkışıp kalmadan, uyuşmazlığa ‘insan kokusu’ taşıyan bir çözüm getirmek zorunda olduğunu hatırlatan mahkeme, küçük çocuğun 11 yıldır babasının tespit edilemediğini, davacı annenin ve kayyumun hukuk mücadelesinin 11 yıldır sonuçlanamadığını, küçük çocuğun bu durumdan olumsuz etkileneceğini, aile ve okul çevresinde sıkıntılar yaşayacağını belirtti.

Mahkemeden üçüncü kez ‘babasıdır’ kararı
Mevcut yasal düzenlemeler karşısında kan örneği alınması için davalı hakkında yakalama kararının çıkarılmasının da mümkün olmadığını vurgulayan mahkeme, davanın kabulüne hükmetti. 13 yaşındaki E.N.’nin babasının davalı B.S. olduğunun tespitine karar verildi. Şimdi ise Yargıtay’dan gelecek karar bekleniyor.

“Karar, adalete ve kamu vicdanına uygun”
Konuya ilişkin görüşü sorulan avukat Serbülent Özavcı, “Yerel mahkeme, adalete, kamu vicdanına uygun bir karar vermiştir. Bu karar, özellikle kan vermekten kaçınarak çocuğu veya annesini mağdur eden, sorumluluğundan kaçan kişiler için örnek mahiyetindedir. Çocuğun uzunca bir süre nüfus kayıtlarında babasız olması, psikolojisi üzerinde olumsuz etkiler oluşturabilecek, sosyal çevresinde sorunlar yaşamasına neden olacaktır. Karar bu yönüyle de önem arz etmektedir” dedi.