SAİT EKEN

Doğubeyazıt, Ağrı vilayetimize bağlı yaklaşık 95 kilometre uzaklıkta kültür ve tabiat harikası bir ilçemiz.
Coğrafik açıdan Doğu Anadolu Bölgemizin en doğusundaki sınırlarımızdan biri olup Türkiye-İran hududunda yer almaktadır.
Tarih boyunca birçok kavim ve medeniyete ev sahipiliği yapmış olan Doğubeyazıt, Türkiye’nin doğuya açılan kapısı olarak bilinmektedir.
Çevresi dağlar ve tepelerle kuşatılmış olan Doğubeyazıt Ovası’nın doğusunda İran sınırımız (Gürbulak Sınır Kapısı), kuzeyinde bütün heybetiyle Ağrı Dağı ve Iğdır Ovası, güneyinde Tendürek Dağları yer almakta olup batısında ise vilayet merkezi olan Ağrı (Karaköse) yer almaktadır.
İlçenin kuzeybatısında ise denizden 2.000 metre yüksekteki Balıklı Göl’de Türkiye’nin en lezzetli alabalıkları elde edilmektedir. Hallaç köyünün üç kilometre kuzeydoğusunda yer alan Buz Mağarası ise muhteşem manzarasıyla görülmeye değer bir yerdir.
Doğubeyazıt tipik Doğu Anadolu iklimine sahip olmakla beraber bir ova olması ve Iğdır Ovası’na yakınlığı itibarıyla nispeten diğer ilçelerden daha yumuşak bir iklime sahiptir.

İSHAK PAŞA SARAYI
99 SENEDE TAMAMLANDI

Doğubeyazıt’taki en önemli kültür miraslarından biri şüphesiz “İshak Paşa Sarayı”dır. Osmanlı döneminde Doğubeyazıt’a yapılan en büyük ve en önemli mimari eserdir. İshak Paşa Sarayı, Geleneksel Türk ve Selçuklu Mimarisi biçiminde bir yapıdır. Doğubeyazıt’ın yedi kilometre güneydoğusunda, ovaya hâkim yüksek bir tepenin üzerine kurulmuş, pek ihtişamlı komple bir saraydır. Yapımına 1685 yılında Çolak Abdi Paşa tarafından başlanılmış, aynı soydan gelen İshak Paşa zamanında 1784’te (99 yılda) tamamlanmıştır.
17. yüzyılda inşa ettirilmiş olan saray, gerek mimari açıdan gerekse stratejik açıdan mükemmel ötesi bir eser. Sadece günlük hayat sürmek için yapılmış debdebeli bir mekân olmaktan öte özelikle yapıldığı dönemde etrafından gelebilecek her türlü düşman saldırılarına karşı korunmalı, aynı zamanda düşman kuvvetlerinin ülkenin topraklarına saldırmasına karşı koyabilmek maksadıyla hazırlanmış bir kale görevi gören bir eser. Aynı zamanda İshak Paşa tarafından yönetim merkezi olarak kullanılmış, hatta civar devlet veya beyliklerden gelen önemli devlet adamları burada ağırlanmıştır.
Bir saray için gerekli bütün bölümler (harem, harem odaları, aşevi, hamam, toplantı salonları, mahkeme salonu, cami, çeşitli hizmet odaları, oturma odaları, uşak ve seyis odaları, muhafız koğuşları, cezaevi, erzak depoları, cephanelik, tavlalar, bodrum katlarında çeşitli hizmet odaları vb.) vardır. O dönemde eşine az rastlanacak bir biçimde sarayın ısıtma sistemi için yerden ısıtmalı buharla çalışan özel bir kalorifer sistemi yapılmıştır. Sarayın mimari ve estetik açıdan özelliklerini anlatmaya herhâlde bu satırlar kâfi gelmez. Tek kelime ile muhteşem ve görülmeye değer.

ABDÜRRAHİM ARVASİ HAZRETLERİ
İLİMDE ÇOK SAYIDA TALEBE YETİŞTİRDİ,

Osmanlılar zamanında Anadolu’da yetişen velîlerden. Seyyid Abdullah Arvasi hazretlerinin oğludur. Seyyiddir. Van Hoşap’ta metfun bulunan Abdurrahman Arvasi hazretlerinin ağabeyi olup seyyitlerin Doğubeyazıt kolu olarak bilinmektedir. 1786 (H. 1200) senesinde vefat etti. Kabri Doğu Bayezid’de Ahmed-i Hâni Kabristanı’nın bahçesindedir.
Abdullah Arvasi hazretlerinin oğlu olan Abdürrahim Arvasi hazretleri, Arvas köyünde babalarının medresesinde okudu. Akli ve naklî ilimlerde derin âlim oldu. Şöhreti her tarafa yayıldı. O sırada Doğubayezid’deki meşhur sarayın banisi Çıldıroğullarından İshak Paşa, Seyyid Abdürrahim Arvasi hazretlerini davet etti. İshak Paşa, Çıldıroğulları ailesinin reisi olup Osmanlı Devleti’nce o bölgeye emîr tayin edilmiş paşalardan biriydi. İlme, ilim ve din adamlarına çok kıymet verir, âlimlerle meclis kurar ve onların sohbetlerinden zevk alırdı.
İshak Paşa’nın daveti üzerine Doğubayezid’e gelen Abdürrahim Arvasi, insanlara Allahü tealanın emir ve yasaklarını anlatıp onların dünya ve ahiret saadetine kavuşmaları için pek çok gayret sarf etti. İlimde ve tasavvufta çok talebe yetiştirdi. Aynı zamanda bölgede yaygın olan Eshab-ı kiram düşmanı Şiilerle mücadele etti. Ehl-i sünnet itikadının yayılması için çalıştı.


Seyyid Abdürrahim Arvasi hazretlerinin iki oğlu vardı. Birincisi: Seyyid Muhammed Efendi’dir. Kabri, babasının kabrinin sağındadır. İkincisi; Seyyid Hacı İbrahim’dir. Tasavvuf yolunda babasının yerini tutmuş olup âlim, fazilet sahibi ve veliyy-i kâmil bir zat idi. Osmanlı-İran münasebetlerinde, Osmanlı Devleti’ni temsil etmiş, unutulamayacak hizmetleri olmuştur.
Seyyid Hacı İbrahim Efendi’nin, Abdürrahim ve Abdülaziz adlı iki oğlu ile Seyyide Emine Hanım isminde bir kızı vardı. Kızı Seyyide Emine Hatun’u, Seyyid Abdurrahman hazretlerinin oğlu Molla Abdülhamid’e nikâh edip bu evlilikten, Arvas’ın ışığı, ilim ve irşad kaynağı Seyyid Fehim Arvasi hazretleri dünyaya gelmiştir. Seyyid Hacı İbrahim’in büyük oğlu Abdürrahim Efendi 1818 (H. 1234) senesinde vefat etmiştir. Seyyid Hacı İbrahim Efendi de 1832 (H. 1248) senesinde Yukarı Doğubayezid’de vefat etti.
Seyyid Hacı İbrahim Efendi’nin diğer oğlu ise Seyyid Abdülaziz Efendi olup babalarının dergâhı ona kalmıştır. İlimde ve tasavvufta babalarının yerini tutmuştur. Seyyid Abdülaziz hazretleri 1880’de (H. 1297) vefat etmiştir. Kabri Yukarı Doğubayezid’de babasının yanında Ahmed-i Hâni Türbesi’nin bahçesindedir.

AHMED-İ HÂNİ HAZRETLERİ
TARİHÇİ, MUTASAVVIF, CÖMERT VE ÇOK CESUR

Yine ziyaret edilmesi gereken önemli mekânlardan bir başkası ise İshak Paşa Sarayı’na beş dakika yürüme mesafesinde olan Ahmed-i Hâni ve Abdurrahim Arvasi hazretlerinin türbeleridir.
Ahmed-i Hâni hazretleri 17. yüzyılda yaşamış şair, tarihçi ve mutasavvıf bir İslam âlimidir. Ahmed-i Hâni, 1651 yılında Hakkâri Yüksekova’ya bağlı Hân köyünde doğdu. Babasının adı İlyas, dedesinin Rüstem’dir. İlk eğitimini Diyarbakır ve Bitlis’te aldı. Bilahare Doğu Anadolu’nun muhtelif yerlerinde Arabi, belagat ve dinî ilimler tahsil etti. Müspet ilimlerle de ilgilendi. Özellikle astronomiye ilgi gösterdi.


İlmi ve yüksek ahlâkıyla tanındığı kadar, bahadır, mert, cömert ve çok cesur olmasıyla da meşhûr olmuştur. Dört dil (Arabi, Farisi, Kürtçe ve Türkçe) bilen Hâni, eserlerini, dönemin tercih edilen edebiyat dili olan Farsça yerine Kürtçe yazmıştır. Akaid-i Molla Ahmed, Siseben, Şekarat-ı Mevt, Mevlüt ve Memozin adlı kıymetli eserleri vardır.
Doğubeyazıt medreselerinde müderrislik ve İshak Paşa Sarayı’nda kâtiplik yapmıştır. Yaşadığı yörede zaman zaman şeyh olarak kabul edilmiş, halk arasında Hâni Baba adıyla da anılmıştır.
Hâni, Doğubeyazıt’ta bulunduğu sıralarda şiiliği yaymak için İran’dan Doğu Anadolu’ya gelen Şii âlimleriyle çok çetin münazaralar yapmış ve onları mağlup ederek Şiiliğin yayılmasına mâni olmuş ve Ehl-i sünnet itikadının kuvvetlenmesine çok faide sağlamıştır. Şii alimleri Ehl-i sünnet mezhebinin hak ve doğru olduğunu, kendilerinin yanlış ve batıl inançlara sahip olduklarını görerek mağlup olmuşlar ve bunun üzerine umduklarını bulamayarak İran’a geri dönmüşlerdir.
Büyük bir veli zat olan Ahmed-i Hâni hazretleri sohbet ve nasihatleriyle bulunduğu bölge halkını irşad ederek ehlisünnet itikadının yayılmasına vesile olmuş ve özellikle insanların Şiilik tehlikesinden uzak kalmasına gayret ederek büyük hizmetler yapmıştır.