RAŞİT AĞZIKARA

Seyyah-ı Fakir olarak 7. yılımızı geride bırakıyoruz. Bu süre içinde 20 ülke 100’den fazla şehir gezdik. Afrika, Orta Asya, Birleşik Arap Emirlikleri, Balkanlar, Avrupa ve güzel yurdumuzu dolaştık. Bugünlerde dünya çok ilginç bir hâl aldı. Ülkeler sınırlarını kapattı, iç hatlar dâhil tüm uçuşlar durduruldu. Bir virüs hayatımızı tamamen değiştirdi. İşi seyahat etmek olan benim gibiler ise kara kara düşünmeye başladı. Eyvah! Acaba gezdiğimiz yanımıza kâr mı kaldı. İnanın ben de bilmiyorum :) Ama şunu çok iyi biliyorum, insan elindekilerin kıymetini kaybettiği zaman daha iyi anlıyor.
Seyahat etmeyi çocukken babam aşılamış. Önceleri bisikletle sonra motosiklet ve daha sonra da otomobil ile gezmişiz. Ankara’nın soğukları henüz çıkmamışken 26 Mart’ta dünyaya gözlerimi açmışım. 2013’ün aynı gününde de Seyyah-ı Fakir ilk bölümü Gaziantep ile ekranlara geldi.

BU MUSİBET UMARIM DERS OLUR
Onca şehir ve ülke seyahatinde gördüğüm insan manzaraları bugün başımıza gelen musibette gözümün önünden film şeridi gibi geçiyor. Afrika’da şahit olduğum yoksulluklar ve salgın hastalıklardan hayatını kaybetmiş yüzbinlerce çocuk. O günlerde dünya o kadar duyarsızdı ki bir gün salgın bir hastalığın kendisine de gelebileceğini hiç düşünmedi. Bu salgın sadece Afrika’da olsa kimse kılını kıpırdatmazdı! Açık söylüyorum dün dışarıda özgürce gezmenin değerini bilmedik, bugün evde olmaktan şikâyet edip durursak yarın mezarda kıymet bilmemiz gereken bir şey kalmayacak. Geçici bir süre lütfen evlerimizde kalalım ve devletin uyarılarına kulak asalım.

EN ÇOK ETKİLENDİĞİM ÜLKE ÖZBEKİSTAN
Masalsı bir yanı var. Hive, Semerkant, Buhara, Taşkent, Fergana... Şehirlerin her biri tarih, kültür ve maneviyat dolu. En büyük değeri elbette ki Silsile-i Aliyye büyükleri.

BU DA GEÇER YA HU
İnşallah Ramazan-ı Şerif’e kadar her şey düzelir de sofralarımız da sessiz kalmaz! Sonrasını bir düşünün hele... Tatil yaklaşınca memleket hasreti depreşiyor. Eli öpülecek annesi ve babası olanlar şanslı yoksa da kabirler ziyaret edilecek. Valizler hazır, akrabalar için ufak tefek hediyeler de tamam. Aracın yağı suyu kontrol edildiğine göre haydi Bismillah... Şehrin dağı görünür önce, yaz kış fark etmez karlıdır hep zirvesi. Verimli arazilerinde kuzular otluyor, çoban çıkınını açıyor, yanında seyyar pilli radyosundan ajansları dinliyor “İstanbul’dan çıkan araçlar Ankara’ya kadar yoğun trafiğe sebep oldu!” Yazın yaylaya çekilen yöre halkı yetiştirdiği ürünleri çarşamba pazarında satıyor, büyük şehirden memleketine doğru giden aileler araçlarını bu noktada durdurup memleket havasını ilk burada soluyor. Özlem duyduğu topraklara Neşet türküsüyle giriyor. Anne ve babanın elini öpmek için eğilen başlar kalkamıyor. Bayram hazırlıkları yapılıyor, ocakta yüzlerce insana yetecek kadar yemek. Yeni kıyafetler alınmış, harçlıklar zarflarda. O gece zor geçiyor. Fitreler veriliyor, sabah bayram namazı hiç olmadığı kadar kalabalık kılınıyor. Ahali memleketin en gözde yerinde bayramlaşmak için toplanıyor. Kucaklaşırken biraz tedirginlik olsa da gözler gülüyor, şükür ki her şey yoluna girmiş memleket bir illetten kurtulmuş!.. Kucaklaşmamız gereken bayramlarımız ve ellerini öpeceğimiz büyüklerimiz hürmetine bu illetten bir an önce kurtulmak duasıyla...

AH SREBRENITSA AH!
Bosna Hersek’teki katliamlarda Sırplar 8372 Müslümanı öldürürken şimdilerde virüs illetiyle imtihanda olan dünya hiçbir şey yokmuş gibi davranıyordu. Yağmurlu bir gündü, her yıl yapılan anma ve defin törenindeydim. Cesetlerine ulaşılanlar yeşil tabutlarla gözlerimin önünden geçiyordu. Gözyaşlarım yağmura karışmıştı... Zulüm, virüsten daha büyük musibet, tabii anlayana!..

HİNDİKUŞ DAĞLARINDA DÖRTNALA
Mezar-ı Şerif’teki çekimleri bitirip tekrar Kabil’e geçiyorduk. Bu yolculuk için meşhur Saleng geçidini kullanıyorsunuz. Yol kenarında üç dört atlı adam görünce aracı durdurdum. Biraz sohbet ettikten sonra atlardan birine bindim. Adamlar bizi köyüne davet edince, bende deli bir heyecan, “Tamam” dedim. Bizim şoför panik yaptı sürekli rehberimiz Mustafa Mahdum’a bir şeyler söylüyordu. Dakikalar sonra araca binip tekrar yola koyulduk. Merakla sordum rehberimize “Neden gitmedik”. Cevap biraz korkutmuştu, “Abi davet edenlerde sıkıntı yok ama çağırdıkları yer uzak buradan. Farklı örgütler var, esir almazlar; ya öldürürler ya da zaten almazlar!”

Türkiye’nin dört bir yanını dolaştık. Heybemizde olanları TGRT Belgesel ekranlarında Seyyah-ı Fakir ile sizlerle paylaştık ve inşallah paylaşmaya devam edeceğiz. Rabbim izin verirse “Daha gidecek çok yolumuz var...”