İRFAN ÖZFATURA

Bütün zaman zaman fermanla yasaklanmakla birlikte ciddi bir gelir kaynağıdır. Anadolu tütünü bütün dünyada tanınır ve aranır.
Hükûmet bizim tütünümüz böyle ünlü iken dışarıdan getirmeye ne hacet der ve İnhisar İdaresini kurar (1862).
Ancak imparatorluğun zor yıllarıdır, Avrupalılar “yabancı bankerler” marifetiyle “tuz, tütün, alkol, çay, kahve, barut ve kibrit” gelirine el koyarlar. Bilahare “Rüsum-u sitte” (bu altı kalem vergi) Düyun-u Umumiye’ye aktarılmaya başlar.
Ardından tütün mamulleri “Memalik-i Osmaniye Duhanları Müşterek Menfaa Reji Şirketine” devredilir.
Cumhuriyetten sonra “İnhisarlar Umum Müdürlüğü” dizginleri ele alır. Artık adı gibi TEKEL’dir, bu alana kimse adım atamaz. Hatta müstahsil, kendi ürettiği tütünden bir dal sarıp tellendirse başına iş açar.

KAÇIN, JANDARMA!
Hiç unutmam, Ege köylerinden birinde kahveye girmiştik, baktık takır takır tabakalar atılıyor masa altlarına. Bizi memura mı benzetmişler ne, yüreklerine inecekmiş az daha.
Bu ceberut kanun, 1986 senesine kadar meriyette kalır. Ama az ama çok herkesin açığı vardır, resmî zevat isterse can yakar rahatlıkla.
Sigara para getiren bir metadır, nitekim Fransızlar İstanbul Cibali ve İzmir’de birer fabrika kurar (1884). Gelir beklediklerinin de fevkindedir, ardından Adana ve Samsun tesisleri katılır halkaya.
TEKEL, 60’lı yıllardan itibaren filtreli sigaralar yapar. Hisar, Sipahi ve Çamlıca âdeta yok satar. Malatya, Bitlis derken İstanbul Maltepe fabrikası da üretime başlar. 1985 Tokat, 1997 Samsun Ballıca...

ELİN MAHKÛM
Tütünümüz kalitelidir ama devlet imalata özenmez, sigarayı saman kâğıttan uyduruk paketlerle (Birinci, İkinci, Üçüncü, Asker, Bafra) ya da kartonumsu kutularla (Yenice, Gelincik) sunar. Zaman zaman içlerinden dal yonga çıkar. Hâlbuki dünya çapında markalarımız olabilir pekâlâ.
Bu yüzden İstanbul sokaklarında Kent, Pall Mall, Salem satılmaya başlar. Kaçakçılar, malı mavnalarla getirir, tombalacı marifetiyle piyasaya dağıtırlar.
Derken bir Camel, Marlboro ve Parliament hastalığı başlar. Bu, tiryakiliğin de ötesinde bir şeydir, insanları marka bağımlısı yapar. Bilmem artık ne katıyorlarsa harmanına.
Rahmetli Özal “İsteyen zaten bulup içiyor” der, “Devlet olarak biz getirelim satalım, ticaretimize bakalım.” Öyle ya parayı bölücü örgütler, kaçakçılar kazanacağına...
Getirtir, kâr üstüne kâr koyar. Sen sağ, ben selamet, gelir maliyenin kasasına akar.

OLACAĞI BELLİYDİ
Ancak TEKEL kendine çeki düzen verecek yerde eski vurdumduymazlığı ile devam eder imalata. Hâlbuki Amerikan sigaraları lahana endamlı Virginia tütünlerinden yapılır, tat koku versin diye Türk tütünü katılır. Yansın diye fosfor, mantar; kurtlanmasın diye böcek ilacı, raf ömrünü artırmak için çeşitli kimyasallar... Ve kendilerine has aromalarla sunarlar piyasaya.
Adamların elinde bizim tütünümüz olacak ki, bak gör neler yapıyorlar.
Hasılı Samsun, Maltepe tiryakileri “Bana bi Muratti”, “Ver oradan bir Rothmans, LM, Dunhill” demeye başlar. Yerliler, pazar hâkimiyetini kaybeder, devletin umurunda mı, aldığı vergiye bakar. Hatta özelleştirir, çekilir kenara.
Tiryakiler hasretle bekliyor hala. Şöyle özenli bir Türk markası olsa da sigaramızı kullansak.
Düşünün bir zamanlar Türk tütünü diye sunulan Murad ve Fatıma ABD pazarında  tek kale maç yapar.

VASATİ 40 ÇÖP
T.C. kurulduğu yıllarda tütüne karşı şimdiki gibi mesafeli değildir, hatta halkı özendirmeye çalışır, Amerikan tarzı reklamlar yapar.
İşi tıkırında olanlar filtreli sigara içmeli, zenginliğini göstermelidir eşe dosta.
Şehirler arası otobüse binenler tiryaki olmasalar bile bir paket sigara alır, ele güne uyar duman savurturlar.
Aklımıza mı gelirdi? Gün gelecek paketlere hasta çocuk, morarmış surat, kararmış ciğer resimleri basıp bizi soğutmaya çalışacaklar.
TEKEL’in elinde tuttuğu alanlardan biri de kibrittir. Henüz ceplerimize çakmak girmemiştir, bakkallar para üstü yerine kibrit uzatırlar.
Her eve lazım.
Kim itiraz edebilir ona?

ÇAY NE, SAY NE?
TEKEL’in gelir kaynaklarından biri de çaydır. Karadeniz ekici tütün piyasası yaş çay yaprağı alım fiyatları Rize’de açıklanır, o gün birinci haber olur ajansta.
TEKEL, yıllarca aynı sarı paketle çıkar. Hâlbuki ufak dokunuşlarla yeni kapılar açılabilir pekala. Filiz ve Tomurcuk çok sevilir mesela.
Güneydoğulular kaçak Seylan çaylarını tercih ederler. Bilhassa hoş kokusundan hoşlananlar.
Ama bizim damak tadımız yerliye alışmıştır, çay ocaklarına dikkat edin çoğunda “Çaykur Kamelya…”
Bugün güzel yerli çaylar yapılıyor, isteğinize göre sert, yumuşak, buruk, mayıs çayı, karışık harman alabiliyoruz. Yüzlerce markamız var ve her gün kendilerini aşıyorlar. Çayların TEKEL tarafından işlenemeyip çürütüldüğü, Karadeniz’e döküldüğü günleri hatırlarım da…
Sen tut özene bezene körpe yaprakları topla, onlar döksünler dozerin önüne, sürsünler deryaya…

TEHDİTLE BASKIYLA…
Gelelim alkole… Osmanlıda Müslümanlar müskirat kullanmaz ama gayrimüslimler içer, ticaretini de yaparlar.
TBMM 1920 yılında içkiyi kesinlikle menetmesine rağmen Nisan 1924’te yasak kalkar. Alkollü içki imal ve satışı Polonyalılara verilir.  “İş Bankası & Nacella Organizacya” ortaklığına bırakılır, neden lüzum duyulduysa! Bu arada sektör (şarap hariç) devletin tekeline alınır.
 İnönülü yıllarda (1942) müskirat tamamen devletin kontrolündedir. İspirto ve İspirtolu İçkiler Kanunu ile 60 sene boyunca araya oyuncu alınmaz. 2001 yılında Tekel İktisadi Devlet Teşekkülü olur. Çanakkale’ye “şarap ve kanyak”, Urfa’ya “suma”, Yozgat’a “bira” fabrikası kurar. Ancak lüzumundan fazla adam çalıştırmaktadır, astarı yüzünü aşar.
2004 yılında da TEKEL alkol ayağını, Nurol, Limak, Özaltın, Tütsab Konsorsiyumuna (MeyAş) devreder. Devlet kendine yakışanı yapar, mücadele etmesi gereken alandan çıkar.

NE DEMEK İÇMİYORUM?
Hâlbuki cumhuriyetin ilk yıllarında alkol resmen teşvik edilir.
Tamam M. Kemal içiyor olabilir ama Kemalistler bunu ısrarla savunurlar.  Kadehi geri çeviren memurları kenara yazarlar. komutanlar astlarına “İçeceksin” emri verir, açıkça baskı kurarlar. Kullanmıyorum demek suç olur âdeta.
Bütün dünya alkol reklamlarına sınırlama getirirken TEKEL sapır saçma sloganlar üretir, gereksiz kampanyalar yapar. Bilhassa kadınlara ve gençlere yönelir, bir nesli mahvederler sonunda. Artık düğünler alkolsüz yapılamaz olur, içenler sızanlar, rezalet çıkaranlar…
Rakı, şişede durduğu gibi durmaz, bana dokunmaz diyenleri de küfelik yapar. Azı da çoğu da zarar. Çocukluğumuzda sabah mektebe giderken kusmuklara basmamaya çalışırdık, nispeten muhafazakâr bir semtin bebesiydik oysa. Lise yıllarımızda ortalık birahane dolmuştu, balkon göbekli amcalar duvar diplerine bevlederlerdi.
Kadın geçiyormuş, çocuk geçiyormuş, kimin umurunda?
Köprü altları leş gibiydi, antik duvarlar, metal şebekeler çürürdü idrardan.
Semtin kazanan dükkânları videokasetçi, totocu, TEKEL bayii ve ganyancılardı. Şu işe bak!
Sınıf arkadaşlarımızın kahir ekseri içerdi, henüz bıyıkları terlememişti, ağızları süt kokuyordu daha...