M. Aybike Sinan

Özbekistan, Türk Cumhuriyetleri için de bizim için de her anlamda çok farklı bir yere sahip. Bu ülke, Türk topluluklarının ilk kez yerleşik hayata geçip, cemiyet hayatı yaşadığı, medrese ve camilerin ilk kez inşa edildiği kadim Türk toprağıdır. Her Türk insanı, Özbekistan’ı bir defa da olsa mutlaka gidip görmeli ve orada üzerine medeniyet ve irfan nakşedilmiş tarihî eserlerin ruhunu teneffüs etmelidir. Geçtiğimiz günlerde Özbekistan Türkiye Büyükelçiliğinin davetiyle Özbekistan’ı ziyaret etme imkânı bulduk. Bu kafilede çok sayıda gazeteci, yazar, YouTuber ve iş insanı vardı. Herkes bambaşka bir heyecanla gidiyordu bu atalar coğrafyasına. Kimi bol resim ve videolar çekerek videolarını seyrettirmek kimileri turistik bir gezintinin keyfine varmak kimileri yiyip içmek için; bizler de millî bir sorumlulukla, ataların mirasından feyzalmak sevdasıyla yola düşmüştük...


Önce iç hat seferiyle Antalya’ya uçtuk. Antalya’dan dış hatlara geçtik zira Özbekistan’ın Antalya’dan kalkan Charter uçağıyla Özbekistan’a uçacaktık. Beş saat süren konforlu bir yolculuktan sonra Taşkent İslam Kerimov Havalimanı’na indik. Özbek kızlar ellerindeki rengârenk çiçeklerle bizleri karşıladı.
Bir ülkeden diğer bir ülkeye değil de sanki Türkiye’den herhangi bir şehre gelmiş gibi huzur ve güven içindeydik. Özbekistan her anlamda gelişmiş, ışıl ışıl bir ülke. Devlet Başkanı Şevket Mirziyoyev ekonomik, sosyal ve kültürel anlamda ülkeyi çok önemli bir noktaya taşımış. 

ET OLMAZSA OLMAZ
 Güzel bir akşam yemeğinden sonra kalacağımız otele geçtik. Hemen uyumalıydık zira sabahleyin Türkiye saatiyle 5’te hızlı trenle Buhara’ya geçecektik. Soğuk bir Taşkent sabahında tren garına gidip yola düştük. Dümdüz bir arazide yol aldık. Kayısıdan şeftaliye, kiraza kadar pek çok bodur meyve ağacı merakımı cezbetti. Rehberimiz Şeref Bey toprağın çok tuzlu olduğunu söyledi. Toprak iyice yıkanarak tarıma hazır hâle getiriliyormuş! Hakikaten işlenmiş bölümlerinin dışındaki alanlarda kar beyazlığında küme küme yığınların tuz olduğunu gördük.
Üç dört saat sonra Buhara tren garında törenle karşılandık. Daha önce hiç görmediğim enstürmanlarla müzik gösterisi yapıldı. Sonrasında Zahid Zarafsan Buhara Otel’e geçtik. Birbirinden güzel Özbek yemekleri ikram edildi. Neredeyse her yemekte çokça et kullanılıyor.
Özbek pilavı, samsa, baklava ve Adana kebabına benzeyen ana yemek ardı ardına sofraya geliyor ve ne yiyeceğimizi şaşırıyoruz. Ülkede at etinin de yenildiğini fakat genellikle kış aylarında tüketildiğini öğreniliyoruz. Özbek pilavı hakikaten şahane, samsa ise muhteşem... Fakat alışık olmadığımız için “kinzi” adı verilen ve maydanoza benzeyen otun her salatada kullanılmasından memnun kalmadık.

HUZURA DA DOYUYORUZ
Yemekten sonra Nakşibendi tarikatının kurucusu Bahaaddin Nakşibendi Hazretlerinin türbesini ziyaret ediyoruz. Dua edenler, Kur’ân-ı kerim okuyanlar, lokma döküp dağıtanlar… Dünyanın birçok bölgesinden turistler var.. Ve bahçe duvarına asılmış levhalardan birine yazılan şu sözler beni alıp hikmet âlemine savuruyor.
“Yolumuzun esası sohbettir. Hayr ü bereket mülakattadır. Halvette değil!”
(Şah Bahaeddin Nakşibendi)

GÜZEL BUHARA
Eski Buhara, olduğu gibi korunmuş ve tek taşına dokunulmamış. Medreseler, camiler, kervansaraylar, kaleler, eski evler, minareler, meydanlar, hanlar, hamamlar, köprüler... Hangisine odaklanacağımı şaşırıyorum. Zaman dar, eski Buhara geniş! Gözlerim doluyor. Buradan kimler gelip geçmiş ne hayatlar yaşanmış ne âlimler ne devlet adamları buraları arşınlamış ve geriye sadece tarihî eserler kalmış. İnsanoğlu geçici, insanoğlu anlık.  Hatırlananlar, elbette bu taşlara damgasını vuranlar, artlarında hayırlı işler bırakanlar. Şu camide kimler gelip namaz kıldı, dualar etti, kimler derin hikmetlere daldı, kimler manevi iklimlerin sağanağında yıkandı?
İşte karşımızda Minare-i Kalon dedikleri abide! Aman Allah’ım bu nasıl bir güzelliktir, bu nasıl bir emanettir eşine benzerine rastlanmayası. Taşa işlenen nakışlar hangi ustanın eseridir bilinmez. Mir Arap Medresesi masmavi ve su yeşili çinileriyle, rengârenk şükûfeleriyle bir cennet bahçesini andırıyor. Lyabi Kompleksi ve o muhteşem havuz… Baş döndürücü bir şekilde hızla tarihimizin altın sayfalarını çevirmeye çalışsak da vakit yetmiyor, gezimiz bitiyor. Buhara’da Ak Saray adını taşıyan bu sarayın kabul salonu. Özbek Hanları bu salonda misafir ağırlamışlar. Yerdeki halının yekpare ve el dokuması olduğunu bilmek bile insanı alıp götürüyor medeniyetimizin altın sayfaları arasına. İstanbul saraylarına ne kadar da çok benziyor! Buhara’nın genişliğine vaktin darlığı yenik düşüyor ve akşam oluyor. Sabah erken Semerkant’a gideceğiz. Bu kadim şehirde irfanımızın, kültürümüzün, medeniyetimizin, tarihimizin çok önemli isimleri medfun. İmam-ı Buhari, Emîr Timur, İmam-ı Maturidi ve daha niceleri. 

İMAM-I BUHARİ’YE ZİYARET
Önce yüreğimizi, ruhumuzu denkleştirip İmam-ı Buhari’nin türbesinin bulunduğu külliyeye gidiyoruz. Bu kapıdan girişimiz de çıkışımız da ruhumuzda derin tesirler bırakıyor. Özel bir izinle kabristana giriyor ve Kur’ân-ı kerim okuyor, dua ediyoruz. Kabirden çıkmakta zorlanıyoruz sanki. Ancak kabristan görevlisi koruma, bizleri sık sık uyararak kabir bölümünden çıkarıyor.  İmam-ı Buharı Külliyesinde cennetten bir köşe her vakit bulursunuz gittiğinizde.

SADECE ÜÇ KİŞİ...
 Kafilede birileri artık serbest dolaşmak, özellikle Registan Meydanı’na gitmek istiyor. Bendeniz de ısrarcıyım. Yola çıktığımdan beri ısrarcıyım bu gezi programında Hanefi Maturidi mezhebinin İtikat İmamı olan İmam-ı Maturidi Hazretlerinin türbesini ziyaret etmek yok! Bu beni hem üzüyor hem şaşırtıyor. Acaba bu geziyi düzenleyenlerin gözünden kaçmış olabilir mi? Buhara yolundan beri ısrarla tur rehberine bu durumu soruyorum. Beni her türlü şartta bu türbeye götürmelisiniz, aksi takdirde taksi tutar kendim giderim diyorum. Özbekistan Türkiye Büyükelçiliğinin misafiri olduğumdan bu ısrarlarım sonunda kabul buluyor. Tur rehberimiz Şeref Bey konuşup izin alıyor. Beni şaşırtan ise 30 kişilik kafilede bu ziyareti isteyen sadece üç kişi oluşumuz. Sabah gazetesi yazarı sevgili dost Osman Altınışık, Dr. Fatma Sönmez… Maalesef geride kalanların böyle bir isteğinin olmaması içimi acıtıyor. Hele bilgisizlikleri daha da kahrediyor beni.

İMAM-I MATURİDİ’NİN İZİNDE
İmam-ı Maturidi Hazretleri burada kendi adıyla anılan köyde medfun. Köy Semerkant’a göre daha yüksekçe bir tepede. Yeşil ve gümrah bir köy. Bir an önce türbeye varmak için soluk soluğa yürüyorum. Heyecanım doruk noktasına varmış durumda. Birkaç dakika yürüdükten sonra o zümrütten yeşiller arasındaki mütevazı türbe görünüyor. Bir an duruyorum. Hâlâ inanamıyorum. Muhteşem bir an. Duygu dolu özel bir an. Zaman dursun istiyorum. Bahçe kapısında dua ederek duruyorum. İşte bizim inanç esaslarımızı düzenleyen itikat imamımız burada yatıyor. Türbenin hemen yanında diz çöküyorum. Kur'ân-ı kerim okuyoruz, dua ediyoruz… Gözlerim dolu dolu, yüreğim seraser bu manevi iklimin gül kokusuyla iliklenmiş durumda. Herkes duasını edip edip çıkıyor. Ben çıkamıyorum huzurdan, bekliyorlar, gidemiyorum. Huzurdan çıkmak istemiyorum.  İlk defa böyle bir şey yaşıyorum, türbeden hasretle ve özlemle ayrılırken etraftaki kuş sesleri dikkatimi çekiyor. Bahar buraya çoktan gelmiş, daha doğrusu bahar buradan hiç gitmemiş!

ENVER ABİ’DEN HEDİYE
 Tesirinden henüz çıkmamışken öğreniyorum ki, bu mübarek mekânın yeri İhlas Holding tarafından merhum Enver Abi’nin istekleri doğrultusunda araştırılarak tespit edilmiş ve bu alan satın alınarak etrafı çevrilmiş ve Özbekistan Devleti de zaman içerisinde bu külliyeyi inşa etmiş. Allah vesile olanlardan razı olsun. Bu külliyeyi kuşatan söz konusu mahallenin tahliye edilip külliye sınırlarının genişletilmesi planının Özbek hükûmetinin gündeminde olduğunu buradan duyuralım.

EMÎR TİMUR’UN HUZURUNDA
Semerkant’ta akşam oluyor. Işık hızıyla Emîr Timur’un türbesine gidiyoruz lakin karanlık basmış, alelacele birer fotoğraf çekip dualarımızı ediyoruz Türkistan Fatihi’ne.
Türkistan’daki bilim, sanat, tefekkür ve ilim vadisindeki bütün yıldız isimleri himaye edip baş tacı yapan bu büyük Cihangir’in türbesinin bulunduğu külliyeden hüzünle ayrılıyoruz. Ve Registan Meydanı’nı gezdikten sonra günü bitiriyoruz. Ertesi gün Taşkent’e dönüyoruz. Uluslararası İmam-ı Maturidi Araştırmaları Merkezini ziyaret etmek istiyorum. Kısa bir araştırmadan sonra bu ziyareti gerçekleştiriyoruz Merkezin Başkanı Devranbek Maksudov bizleri misafirperverlikle karşılıyor, sohbet ediyoruz. Taşkent’e gidenlerin burayı uğramasını özellikle tavsiye ediyorum. Özbekistan’ı gerçek anlamda doyasıya ziyaret etmek istiyorsanız en az iki haftanızı ayırmalısınız. Bizleri en iyi şekilde ağırlayan Özbekistan’a, Özbekistan Büyükelçiliğine teşekkürlerimizi sunuyorum.