BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Abdullah Öztürk, engelleri bir bir aştı olimpiyat şampiyonu oldu

Burcu Çetinkaya
Facebook

“Babam, ilkokula gidebilmem için beni sırtında taşıdı. Karadeniz’in köylerinde eğitim zordur. Fakat Ankara’ya taşınıp engelliler okuluna başlayınca hayatım değişti. Kardeşimle birlikte millî takıma seçildik, madalyalar kazandık, tek eksiğimiz sponsor...”

Bu haftaki röportajıma Türkiye Bedensel Engelli Spor Federasyonu Yönetim Kurulu Üyesi Gülden Nacar vesile oldu. Çok üzgün, mutsuz ve umutsuz bir anımda, güzel yüreği ve güzel sohbetiyle biraz kendime geldim. Konu spordan açıldı ve federasyondaki görevi vesilesiyle tanıdığı başarılı sporcuları anlattı. Onların azmi, karakteri ve hikâyelerinden kendi kariyerime pay çıkarıp, ümitsizliklerimi o sohbette bıraktım. İlk işim de Ankara’da olduğunu öğrendiğim Rio Olimpiyatları’nda Bedensel Engelliler Masa Tenisi’nde bize altın madalya getiren, millî sporcumuz, Abdullah Öztürk ile röportaj yapmak oldu. 

¥ Kaç yaşındasınız, nerelisiniz?
 28 yaşındayım ve Trabzon, Of’un Arseven köyünde dünyaya geldim. 7 yaşına kadar köyde yaşadım. İlkokul birinci sınıfı zor şartlarda köyde okudum. Bir köy okulumuz vardı, öğrencisi azdı, Karadeniz’in dağlık şartlarında annem ve babam sırtında taşıyarak beni okula götürüp, getiriyordu. O zaman tekerlekli sandalye veya araç yoktu. Ben doğuştan bedensel engelliyim. Daha sonra öğrenci azlığından dolayı okulumuz kapandı. Babam da Ankara’ya çalışmaya geliyordu. Doğan Çağlar Ortopedik Engelliler İlkokulu ve Meslek Lisesini görünce eğitimimizi devam ettirebilmek için buraya getirdi babam bizi. Biz 4 erkek kardeşiz, Ali diye bir kardeşim var o da masa tenisi oynuyor, benimle aynı engele sahip. Rio Olimpiyatlarında takım olarak bronz madalya kazandık kardeşimle, bireysel de de altın madalya kazandım.  

¥  Sporla nasıl tanıştınız?
 Kardeşimle beraber Engelliler Okulunda yatılı okuyorduk. Millî takımdan hocalar gelip okulumuzda seçme yaptılar, hedeflerini anlattılar. “Şu anda millî takımımız çok yaşlı oyunculara sahip, biz bunu 14-15 yaşlara çekmek istiyoruz” dediler. Pilot olarak da bizim okulu seçtiler. İlhami Kılınçkaya ve Yusuf Kılınçkaya hocalarımız bu projeye emek verdi. Ben de kardeşimle beraber bu seçmelere katıldım. 30 kişiydik şimdi 12’ye düştü ama millî takımın 15 sporcusunun 12’si bu projenin sporcularıyız. Avrupa’da, Dünya’da ve Olimpiyatlar’da söz sahibi olduk.

¥ İlk başarılı olduğunuzu hissettiğiniz yer neresiydi?

 Hocalarımız bizi çok erken müsabakalara soktu, takımın yaş ortalamasını düşürmek için. 2007 yılında henüz 8 aylık bir sporcuyken beni Avrupa Şampiyonası’na götürdüler. İnanılmaz heyecanlıydım, maç alamadım, set alamadım. Ama benim için büyük bir başlangıçtı ve ileride gelecek başarıların habercisiydi. Ben o anı unutamıyorum. 

¥ Aileniz spor yapmanıza nasıl yaklaştı?
 Sürekli teşvik ettiler. Zaten Türkiye’de eğer anne, baba teşvik etmezse engelli bir evlat evden çıkamaz kolay kolay. Annem ve babam çok bilinçli insanlar, beni spora yönlendirdiler. Bir de başarılı olup millî takıma girince inanılmaz bir gurur kaynağı oluyorsunuz ailenize. 

¥ Rio Olimpiyatları’nda altın madalya kazandığınızda aileniz neredeydi?
 Babam hac görevini yerine getiriyordu. Annem de final maçımın olduğu gün Ankara’dan Trabzon’a seyahat ediyordu. Maçı otobüste takip etti. Otobüsün televizyonu da bozuktu. Annem herkes uyurken heyecanla, telefondan dinlemiş sayı sayı maçı, hatta otobüste tartışma yaşanmış, annem çok heyecanlıdır sürekli yüksek sesle sevinince, ben şampiyon olunca da bağırınca; muavin “Hanımefendi sizi indirmek zorunda kalacağız” demiş. Annem de “Ya bir dur konuşma. Benim oğlum olimpiyatlarda şampiyon oldu, biliyor musun?” deyince yatışmış tebrik etmişler. 

¥ Spor ne zaman meslek oldu sizin için? 
 Sporu hep çok sevdim, 3 yıl kadar tekerlekli sandalye basketbol takımında da oynadım. Millî takımda da görev aldım.  Ekmeğimi spordan kazanıyorum. Spor sayesinde tamamıyle hayatım değişti, tüm ekonomik özgürlüğümü spor sayesinde kazandım. Türkiye şartlarında bir engelli için inanılmaz güzel şartlar. Başarılı olunca devletin verdiği bir ödül sistemi var. Şu anda kazandığım herşeyi spora borçluyum, masa tenisine borçluyum.

¥ Ne kadar antrenman yapıyorsunuz?
İlhami Kılınçkaya hocamız bize ilk beş yıl çok fazla antrenman yaptırdı. Bizim dünyayı yakalamamız için onlardan daha fazla antrenman yapmamız gerektiğini söylerdi. Engelliler okulunda saat 4’te okulumuz biterdi, 4’ten akşam 10’a kadar 6-6,5 saat antrenman yaptık. Bu emeklerin karşılığı da madalyayla geldi. Şu anda da millî takım kamplarında çift idman yapıyoruz. Haftanın en az beş günü, günde 3 saat antrenman yapıyoruz. Performansımızı korumamız lazım, önümüzde büyük turnuvalar ve 2020 Olimpiyatları var. 

¥ Sıradaki müsabaka ne zaman ve nerede?
 Bir sonraki müsabaka 15-21 Mayıs arasında Slovakya’da, takımlar dünya şampiyonası var. 4. kategoride takım arkadaşlarım Nesim Turan ve Süleyman Vural ile birlikte yarışacağız. Kardeşim Ali Öztürk de Hamza Çalışkan ile birlikte bir üst kategoride mücadele edecek. Hedefimiz altın madalya. Sonra da eylül sonuna doğru Avrupa Şampiyonası var Slovenya’da. 2020 Tokyo Kotası alıp orada madalya hedefine ulaşmak amacımız.

¥ Ne kadar devam etmeyi düşünüyorsunuz spora?
 Sağlığım elverdiği sürece... Allah’tan bir mani gelmezse 2024 Olimpiyatlarına da madalya hedefiyle gitmek istiyorum. Yetişen sporcuların da önünü açmak lazım. Tabii ki millî takımı emin ellerde gördüğümüz anda köşemize çekilmesini de biliriz. 

¥ Memlekete gidiyor musunuz?
 Bir hafta on gün tatile gidiyorum Of’a ve deşarj olmuş şekilde geri geliyorum. Doğduğum, büyüdüğüm yer, çok güzel. 

¥ Sporu bırakınca hedefleriniz neler?
 Gençlik ve Spor Bakanlığı’na bağlı antrenör kadrosunda da çalışıyorum aynı zamanda. Şimdiden sporcu yetiştirmeye başladım ama sporu bıraktıktan sonra herhalde tüm gücümü sporcu arkadaşlarımız için harcarım. 

¥ Sponsorların yaklaşımını nasıl buluyorsunuz?
 Sponsorlarımızın engelli sporlara destek vermesini bekliyoruz. Biz Paralimpik oyunlarda 3 madalya kazandırdık ama sadece devletimizin imkânlarıyla, hiç sponsorumuz yoktu. Sponsor desteği olsa daha büyük başarıları kazanacağımıza eminim. Avrupa’nın en genç yaş ortalamasına sahip bedensel engelliler masa tenisi takımıyız. Camiamıza sponsorların gelmemesinin önemli sebeplerinden biri bazı derneklerin “engelliler” adı altında yardım toplayıp, amacından saptırmaları. Biz sponsora gidince “filanca derneğe yardım yaptık zaten” gibi cevaplar alıyoruz, oysa biz sporcu olarak spora destek istiyoruz. 

¥ En son hangi filmi seyrettiniz?  
 Düğün Dernek 2’yi seyrettim. 

¥ En çok hangi yemeği seversiniz?
Musakka. Ama güzel yapılmış olacak.

¥ Yemek yapar mısınız?
 Menemeni ve salatayı güzel yaparım.

¥ Engelli ailelere bir mesaj vermek istemiştiniz, onu paylaşır mısınız?
 Engelli ailelere çok büyük sorumluluk düşüyor. Engelli çocuklarından utanmasınlar. Onları sporla tanıştırsınlar. Siz engelli çocuklarınızı nereye kadar taşıyabilir, onlara nereye kadar bakabilirsiniz. Onlara hayatla tek başlarına mücadele etmeyi öğretin. Spor bunun en güzel yöntemlerinden birisi. 

¥ Medyaya iletmek istediğiniz bir mesajınız var mı?
 Paralimpik Oyunları’nda final maçımıza kadar bir çok maçımız yayınlanmadı, finale kaldığımda ise son yarım saate kadar yayınlanıp yayınlanmayacağı belli değildi. Çünkü Beşiktaş’ın Şampiyonlar Ligi maçı bitmişti ve kritikleri yapılıyordu. Kritikler için bizim final maçını yayınlamamayı düşündüler son yarım saat kala yayınlamaya karar verdiler. Spor adına üzücü. 

İlk madalyamızı Abdullah ile aldık
Bedensel Engelliler Masa Tenisi, Paralimpik Olimpiyatları’nda 10 alt branşta gerçekleşiyor. Birden beşe kadar tekerlekli sandalye klasmanı ve engel durumuna göre sıralanıyor. 6 ve 10. sınıflar arasında da ayaktaki engelli 
sporcuların yarıştığı klasmanlar var. 2016 Rio Olimpiyatları’na kadar bedensel engelliler masa tenisinde altın madalyamız yoktu. İlk altın madalyayı kazanan sporcumuz Trabzon, Of, Arsevenli Abdulah Öztürk’tür. 

“Birlikte dilenelim” diyen bile oldu
“Babamla beraber namaza gittik. Hava soğuktu, hoca cuma hutbesini okuyordu, yanıma bir adam geldi. “Pşt, pşt” dedi. “Efendim abi” dedim. Bişeyler anlatmaya başladı, kırmamaya çalıştım “abi camideyiz insanlar rahatsız oluyor, bırak namazımızı kılalım” dedim. Bana, “Çıkışta senle dilenelim mi, sana çok para verirler, kırışırız parayı” dedi. “Defol git abi burdan ben millî sporcuyum, buraya namaz kılmaya geldim” dedim. Bunlar tabii trajikomik şeyler, bunlara aldırış etmiyoruz. Bu anlattığı hikâye bir yanda, bir de benim şahit olduğum hikâyeyi paylaşmak istedim. Röportajımız bittiğinde bir amca geldi gözleri parlayarak “Siz olimpiyatlarda madalya kazanan sporcumuzsunuz” diye Abdullah’a doğru yürüdü. “Bir fotoğraf çekilebilir miyiz, benim engelli bir oğlum var ve siz çok büyük bir örnek, ümit, gurur kaynağısınız bize” dedi. Röportajın finali de gözyaşlarıyla oldu... Daha nice madalyalarımız olsun, gurur kaynaklarımız olsun inşallah.

 

 

 

 

  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
596790 http://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/burcu-cetinkaya/596790.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
KAPAT