BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Arpa boyu

Fatih Selek
Facebook
Takvim yaprakları 2006 yılının son günlerini gösteriyordu.
Türkiye on birinci cumhurbaşkanının seçileceği tartışmalarla geçecek yeni bir yıla adım atmaya hazırlanıyordu.
Kavganın ilk fişeğini Eski Yargıtay Başsavcısı Sabih Kanadoğlu ateşledi. "Meclis'teki seçimin ilk turuna 367 milletvekili katılmazsa bu iş olmaz" diye garip bir görüş ortaya attı. CHP öneriyi havada kaptı.
Oysa Meclis oylamasında ilk turda 367'yi alan devletin bir numaralı ismi olarak Çankaya Köşkü'ne oturuyordu. İlk turda yeter sayı çıkmazsa ikinci ve üçüncü turlara geçiliyordu. Teamül şimdiye kadar böyle uygulanagelmişti. AK Parti'nin sandalye sayısı bu hukuk zorlamasını yırtmaya yetmedi.
Seçimin yapılacağı nisan ayına girilince tartışmalar alevlendi. Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt oylamaya iki hafta kala "Sözde değil özde laik olsun" diyerek cumhurbaşkanı siparişini yaptı.
Arkasına orduyu alan vesayet kanadı ise Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın aday olmaması için bastırıyor, Ankara Tandoğan'da hükûmete baskı için dev bir miting yapılıyordu.
Başbakan, Çankaya'ya kimin çıkacağı tartışmalarına son noktayı 24 Nisan'da koydu ve "Adayımız Abdullah Gül kardeşimdir" diyerek tarihî açıklamasını yaptı. Dışişleri Bakanı, cumhurbaşkanı namzedi oldu.
Meclis, seçimin ilk oturumunun yapılacağı 27 Nisan gününe hazırlanırken Genelkurmay, gece yarısı internetten bir bildiri yayımladı. Tarihe "27 Nisan e-Muhtırası" diye geçen garabete hükûmetin tepkisi bu sefer sert oldu. Ancak 'uyarı'dan korkan ANAP ve DYP Meclis'e girmedi. Gül, 357 oy aldı. Kanadoğlu'nun kanadına tutunan CHP, o gün Anayasa Mahkemesine giderek seçimin iptalini istedi. Oylamayı televizyondan izleyen CHP lideri Deniz Baykal "Devletin zirvesinde üç Millî  Görüşçü olmamalı" açıklamasıyla ulusalcı atakların niyetini açık etti...
İmamoğlu için hak, hukuk, demokrasi naraları atan Cumhuriyet gazetesi o gün "Dayatma 367'ye takıldı" diyerek asıl dayatmanın Gül'ün aday gösterilmesi olduğunu yazmaktan utanmadı.
İki gün sonra, bugün İstanbul Adliyesinin yükseldiği Çağlayan'da, hükûmet karşıtı büyük bir miting düzenlendi.
Baykal'ın "367 şartı geçmezse çatışma çıkar" diye tehdit ettiği; Başbakan Erdoğan'ın "Ön yargısız sevgiye ihtiyaç var" cevabını verdiği; iktidar karşıtı gazetelerin "Tandoğan ile doğan ırmak, İstanbul'da Çağlayan'a dönüştü. Milyonlar laik, demokratik cumhuriyete sahip çıkarak halkın sesine kulak tıkayanlara bir kez daha mesaj verdi: En büyük uyarı. Çağlayan 'şeriata' kapalı. Bunun adı sivil muhtıra" (Cumhuriyet) diye yazdığı gün, Anayasa Mahkemesi seçimi iptal etti. Ve ardından mitingler kesildi.
Askerin memnuniyetini dile getirdiği, Danıştay başkanının "Tehdidi göz ardı ettiler. İrtica küçümseniyor" açıklamalarının gölgesinde 22 Temmuz'da erken seçim kararı alındı.
Vesayetin emrine amade olan DYP ve ANAP siyasetten silindi. CHP ve DSP'nin birleşmesi için görüşmeler yapıldı ama netice çıkmadı.
Millet, siyaseten hesap vermeyenlerin peydahladığı bu zorlamaya öfkesini 80 gün sonra sandıkta gösterdi. Ağustos sonunda demokrasi tarihinde bir ilk gerçekleşti ve bir siyasetçi bakanlık koltuğundan Cumhurbaşkanlığına uzandı...
O gün zulme maruz kalan Gül, geçtiğimiz hafta Yüksek Seçim Kurulu'nun İstanbul seçimlerini iptal etmesini 367 krizine benzetince gözümün önünden on iki yıl evvel yaşananlar film şeridi gibi aktı.
"Anayasa Mahkemesi'nin 2007 yılındaki haksız '367 Kararı' karşısında ne hissettiysem, başka bir yüksek mahkeme olan Yüksek Seçim Kurulu’nun dün aldığı kararı duyunca aynı duyguları yaşadım. Yazık, bir arpa boyu yol alamamışız" dedi eski cumhurbaşkanı.
Oysa seçimin iptalinin yasal bir dayanağı var.
Ve Türkiye, çok yol aldı. Asker kendi alanına çekildi. Jüristokrasi yok. Bürokratik vesayet geriledi. İş dünyası siyasete burnunu sokmuyor. Her şey değişti, dönüştü. CHP'nin siyaset tarzı bile.
Gül'ün çıkışına destek verenler "O gün siyaset alternatif üretebilmişti" diyor. Bugün de üretebilir.
Yüksek Seçim Kurulu, İstanbul seçimlerini iptal etmeseydi iktidar tepki gösterecek, CHP 'çete üyesi' ilan ettiği mahkeme üyelerini yere göğe sığdıramayacaktı.
Sandık başlarına üç kişiden birinin sistem dışından konulması hep tartışılacak, AK Parti'nin ilçeler ile büyükşehir arasındaki 600 bin oy farkının neden ve nasıl oluştuğu sorusu cevabını bulamayacaktı. Kafalarda hep soru işareti kalacaktı.
En büyük hakem millet... 23 Haziran'da her şey ortaya çıkacak. Kim hata yapmış ise cezasını sandıkta ödeyecek. Bu kadar net!
Yani abartmanın, hakiki mağduriyetlerden arpa boyu kadar sahte mağduriyetler çıkarmanın ne anlamı var?
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
607933 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/fatih-selek/607933.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT