BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Edep ve nezaket medeniyeti ne demektir?

Hasan Yavaş
Facebook
Edep ve nezaket; dosta ve düşmana karşı, tatlı dil ve güler yüz göstermektir. Kimsenin gönlünü incitmemek, kendine karşı yapılan kusurları affetmek ve bağışlamaktır.
 
Edep ve nezaket medeniyeti -2-
İslâmiyet, baştan başa edep dinidir. Edebi olmayan kimse, Allahü teâlânın sevgilisi olamaz. Edep; hürmet, saygı ve terbiye demektir. Herkese karşı nazik ve kibar olmaktır.  Her işinde dinimizin emir ve yasaklarına uymak ve buradaki haddi, sınırı aşmamaktır.
Edep ve nezaket; dosta ve düşmana karşı, tatlı dil ve güler yüz göstermektir. Kimsenin gönlünü incitmemek, kendine karşı yapılan kusurları affetmek ve bağışlamaktır. Yaratılanın kusurlarını, Yaradan'dan ötürü hoş görmektir. Nefsi için, kimseden öç ve intikam almamaktır. İşte buna, “edep ve nezaket medeniyeti” denir. Asıl medeniyet de bu demektir. Eski kültürümüzde medeniyeti tarif ederken, “tâmir-i bilâd ve terfî’-i ıbâd” denilmiştir. Bunun anlamı, beldeleri tâmir etmek ve insanları ahlâken yüceltmektir...
Edep ve nezaketin zirvesine yükselmek, ancak İslâmın emir ve yasaklarına uymak ile mümkündür. Sevgili Peygamberimizin şanlı ve şerefli dostları ile onların yolundan ayrılmayan ecdâdımız Osmanlılar, bunun en güzel örneklerini dünyaya göstermişlerdi.
Müslüman olmadan önce, toplumun ayıplanmasından utanarak, kendi kız çocuğunu diri diri elleriyle toprağa gömen Hazret-i Ömer;
“Biz, zelil ve alçak bir kavim idik, İslâmiyet ile izzet ve şerefe kavuştuk” ve “Dicle’de kapsa bir kurt koyunu/Adl-i ilâhi gelir Ömer’den sorar onu!” diyerek, en medenî ve adil bir insan olmak şerefine, Âlemlerin Efendisi Muhammed aleyhisselâmın gösterdiği nurlu yola sarılmakla kavuşmuştu. Yüce Rabbimiz tarafından, bütün insanlığın başöğretmeni olarak görevlendirilen Muhammed aleyhisselâmın her hareketi, onlara en güzel örnek olmuş, insanlık tarihi böyle bir şerefe, ancak O’nun sayesinde kavuşmuştu. Zira  Sevgili Peygamberimiz;
(Ben, güzel ahlâkı tamamlamak üzere gönderildim) buyurmuştu.
İnsanlar, ahlâken yükselmiş değilse, şehirler ne kadar mâmur ve bakımlı olursa olsun, oradaki insanlara medenî denemez. Gerçek medeniyet, Resûlullah Efendimiz ve Eshab-ı kirâm sayesinde “Medine-i münevvere” ismini alan nurlu şehirden bütün cihana yayılmıştır.
Eshâb-ı kiramdan Enes bin Mâlik “radıyallâhu anh”  anlatıyor:
“Hazret-i Peygambere (sallallâhü aleyhi ve sellem) on sene hizmet ettim. Yapmadığım bir şeyden ötürü ‘Niçin yapmadın?’, yaptığım bir işten dolayı da ‘Neden böyle yaptın?’ dediğini hiç hatırlamıyorum. Beni hiç azarlamadı.” İşte bu, Resûl aleyhisselâmın bir nezaketi idi...
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
602928 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/hasan-yavas/602928.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT