BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Ya tartaklanan Ruhiye Nine olsaydı?

Hikmet Köksal
Facebook
Hâletiruhiyemiz duvar saatlerinin rakkasına döndü. Kafamızı iyilikle kötülük, evliyalıkla eşkıyalık arasında duvara vurup duruyoruz.
Tam da ihtiyacımız olduğu bir zamanda Ruhiye Nine imdadımıza yetişti.
Beypazarı’nda ıspanak tarlasında çalışan 64 yaşındaki Ruhiye Nine çamurlu ayakkabılarını çıkararak banka şubesine girdi. O gün tarlada çalıştığını söyleyen Ruhiye Güngör, eşinden kalan maaşını çekmeye geldiğini ayakkabıları çamurlu olduğu için dışarıda çıkarıp bankaya girdiğini söylemiş. Tabii çok duygulanan şube çalışanları kendisine hediye vermek istemişler.
Hemen aynı günlerde, bir grup maganda tarafından gazilerimizin tartaklanması toplumda ciddi tepkilere yol açınca magandaların babaları kötülüğü sıradanlaştıran bir tavır içinde “Gazi olduklarını bilmediklerini yoksa asla böyle bir şey yapmazlardı” demiş. Yani herhâlde demek istiyor ki: “Emekli işçi, sıradan memur, ev kadını zannettiler. Onları tartaklamak suç değil!” Pekiii, ya tartaklanan Ruhiye Nine olsaydı? Bu lafları söyleyen adamları hemen derdest edip doktor muayenesine sokmalı...
İyilik de bulaşıcıdır, kötülük de. On katlı binanın çatısında intihara niyetli önce hayatı sonra gözü kararmış adama aşağıdaki kalabalıkların “atla, atla” diye tempo tuttukları bir dünyada yaşıyoruz. Tempo tutan zavallılar! Bilmiyorlar ki çatıda sıraya geçenlerin içinde bu kafayla yarın da kendi kardeşi, kendi çocuğu olacak. Çatıdaki hastadan, yoldaki magandadan önce aşağıdaki tempocuları tutup hemen derdest edip doktor muayenesine sokmalı.
Bu dünya, geldiğimizde böyle miydi, yoksa onu bu hâle biz mi getirdik?
Suçu böyle sıradanlaştıran suça ve suçluya tempo tutanlardır. İnsanları çatıya çıkaran sonrada "Atla… Atla” diye tempo tutanların ağababası, yabancılaştırıcı, yozlaştırıcı ve sığlaştırıcı sömürge kafalı medyadır. Bir toplumun geleceği hakkında kehanette bulunmaya gerek yok, medyasına bakın yeter.
Batılı biri “Bırakın kanunları onlar yapsın, medyasını biz yönetelim yeter, yuları boyunlarına takarız” diye söylemişti. Adamlar bir toplumu zıvanadan çıkarmanın yolunu biliyor.  Algılama biçimlerini değiştirin, zihinleri köleleştirin, 'beyin ölümü' gerçekleşsin, istenilen şekillerde yönlendirilebilecek, istediğin çatıya istediğin köprüye çıkarır hâle gelsinler.
Yusuf Kaplan “İşte Türkiye'de yapılan şey tam da bu. Bu ülkenin medyası yok. Bu ülkenin kültürel değerlerini, anlam haritalarını, medeniyet iddialarını eksene alan, tartışan bir medya rejimi yok bu toplumun” demişti. Pavyon basıp iki kişiyi öldürüp, beş kişiyi yaralayan katili “ünlü kabadayı” cümlesiyle manşete taşıyıp gençliğin önüne 'rol model' olarak süren medya, adına haber alma özgürlüğü dedikleri çukurun içinden sınırsız olarak aileyi ve toplumu ateş altında tutuyorlar. Sonunda öyle bir hâle geliyoruz ki çamurlu ayakkabılarını kapı önünde çıkaran Ruhiye Nine’ye, kirlenmesin diye otobüsün koltuklarına oturmayan maden işçileri bizim hasret kaldığımız kahramanlarımız oldu. Gerçekte budur, övgüyü hak ediyorlar zira bu sıra dışı insanlar bize fabrika ayarlarımızı hatırlatıyor.
Geleceğimizi teminat altına almanın yolu hayat alanımızı çöplük hâline getiren bu çatışmacı, yıkıcı ve yok edici medyaya sırt çevirmek, yerine kendi medya dilimizi kurmaktır. Çatılardan adam kurtarmanın başka yolu yok. Aksi takdirde kendimizi aşağıda “Atla… Atla” diyen tempocuların arasında buluruz.
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
599269 http://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/hikmet-koksal/599269.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
KAPAT