BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Birdman: veya (Cehaletin Beklenmeyen Fazileti)

İrfan Atasoy
Facebook
Hollywood sinema endüstrisinin dayanılmaz hafifliğine (içerisinden) mızrak gibi saplanan film/filmler kaç yılda bir yapılır? Tükettikçe güçlenen, harcadıkça erdem sahibi olan, faziletsiz bir sanat adına milyonlarla dalga geçen bir sektör olmak kolay mı? Peki, sinema sadece sinema için midir? Sanatçı olamayan bir kişi sırf sanat sektörünün içinde olmak için acımasız bir eleştirmene mi dönüşür? Sosyal medya mı sanat mı prim yapıyor? Seyirci çekmek hangisinde daha kârlı? Egomuzu dinleyip eğlence sektörüne mi hizmet edeceğiz, yoksa “sanat, sanat içindir” diyerek katarsis’i tercih edip yolumuza devam mı edeceğiz? Bir oyuncu şöhret midir, yoksa aktör müdür? Vesâire vesâire…
“Gibi” yapan filmleri/tiyatro oyunlarını izlemeye bıktıysanız, “gerçeklik nedir, gerçeküstücülük ne kadar tutarlıdır” diyorsanız, yani kısaca herkesin anlayabileceği ama herkesin de izlemekten zevk almayabileceği felsefi bir derinlik, alaya alınmış eleştirel bir bakış istiyorsanız “kara (mizah) komedi” türündeki “Birdman” filmini izlemelisiniz.
“Bu da nereden çıktı şimdi?” diyebilirsiniz. Sanırım “topraklama” yapmaya toplumca ihtiyacımız var. Son zamanlarda bunu çokça hissediyor ve gözlemiyorum. Biraz katarsis, çok az saçmalama, fazlasıyla düşünme edinimi… İhtiyacımız yok mu sizce de?
 
İnsan boşuna uçmak istemez! Boşluğa uçmak ister!
 
2014 yapımı olup aynı yıl vizyona giren ve orijinal adı “Birdman: or (The Unexpected Virtue of Ignorance)” olan film Türkçe’ye “Birdman: veya (Cahilliğin Umulmayan Erdemi)” şeklinde çevrilmiş. Nâçizâne, daha estetik ve ahenkli bir çeviri için, “Birdman: veya (Cehaletin Beklenmeyen Fazileti)” şeklinde bir çeviriyi tercih edilebilirdi.
Meksikalı yönetmen Alejandro González Iñárritu, yine mükemmel bir film yaparak bizi bizden almıştır. Iñárritu, hikâyeler anlatmayı seven bir yönetmen zira. Paramparça Aşklar Köpekler, 21 Gram, Babil, Biutiful ve The Revenant gibi başarılı filmleriyle farklı ve bir o kadar da özgün bakış açısını beyaz perdeye yansıtan yönetmenimiz, Birdman filminde de farkını ortaya net bir şekilde koyuyor. Kıvrak bir zekâyla anlatılmış ve bu kez çaktırmadan değil, apaçık bir “popüler kültür eleştirisi” olduğunu görüyoruz. Başarılı bir hiciv örneği olan filmde yer alan oyuncuların hemen hemen hepsinin bir “süper kahraman” geçmişi olması da tesadüfi bir durum değil. Bu açıdan, yapılabilecek her tür muhtemel “Birdman” ve “Batman” mukayeseleri de kaçınılmaz oluyor hiç şüphesiz.
Michael Keaton, Zach Galifianakis, Edward Norton, Andrea Riseborough, Amy Ryan, Emma Stone ve Naomi Watts gibi isimler filme güç katıyor. Ayrıca sinematografik açıdan da harika ötesi olmuş. Iñárritu, görüntülerin tek kameradan (tek planda) çekilmiş gibi sunulmasına rağmen her sahnenin gözümüze batmadan ustaca harmanlanması dikkate değer diğer bir unsur. Steadicam sayesinde ortaya seyirlik bir kurgu çıktığını söyleyebilirim. Bu da filmin temposunu üst seviyelerde tutuyor.
9 dalda Oscar’a aday gösterilmesi pek önemli değil. Böyle şeylere ihtiyacı olan bir film de değil… Buna rağmen en iyi film, en iyi yönetmen, en iyi orijinal senaryo, en iyi sinematografi ile dört dalda Oscar’ı kazanan bir yapım olması da filmi cazibeli kılan etkenlerden…
 
Filmi kitap gibi okumak…
 
Filme dair spoiler vermeyeceğim. Fakat ipuçları yazımızın içinde yakalanabilir. Filmi izleyenler varsa veya olursa bunları fark etmiş/edecek ve bir yorum da kendileri getirebileceklerdir. Çoğu izleyen de belki “bu da film mi şimdi? Ne bilim kurgu, ne fantastik ne de gerçek bir hikâye” diyeceklerdir. Hak veriyorum. Ancak… Iñárritu izlemek; K. Kieslowski, A. Tarkovski, I. Bergman, C. Boe, D. Aronofsky izlemeye benzer biraz. Filmin müzikleri de zaten bunu bize anlatıyor. Karamsarlığı ve karanlığı yansıtacak şekilde bateri ağırlıklı olarak bestelenmiş film müziklerinde, Tchaikovsky’nin bir senfonisinin de yer alması, soundtrack konusunda bir ironi yapıldığını gösteriyor. Dikkatli izleyiciler mutlaka bu noktayı yakalayacaklardır. Bu tarz filmlerde, filmi kitap gibi okumak ve yorumlamak lazım. Zaten Meksikalı yönetmenimizin yaptığı tam da bu; diğer filmlerinde olduğu gibi… Hollywood’un endüstriyel bütün unsurları eleştirel bir yaklaşımla, özellikle filmin sonlarında net ve müşfik bir şekilde işleniyor. Alabilene tabii…
 
En büyük çıkmazımız: Sanat nedir?!.
 
Bu arada sinema eleştirmeni Atilla Dorsay, filmi değerlendirdiği yazısının son satırında şöyle demiş: “‘Sanat nedir’ sorusunu soran bir film için büyük bir başarısızlık…”  Sayın Dorsay böyle düşünse de filmin alt metni, göndergeleri, senaryosu ve sinematografisinin bana çok şey anlattığını ve kattığını söyleyebilirim. Şayet, üniversite yıllarımdan beridir film çözümlemelerim ve yayımladığım makale/sunumlarım şu ana kadar beni yanıltmadıysa... Atilla Dorsay’ı yanıltır mı, bilemem…
Tam da eleştirdiği kitle tarafından kötülenen bir film!
Roland Barthes’ın film içerisinde adının ve bir fikrinin geçiyor olması ve dahî benim yakaladığım filmin alt metindeki gizli özne Jean Baudrillard! Filmin ne denli güçlü bir senaryoya sahip olduğunu da ortaya koyuyor.
Uzun uzadıya kaleme alınıp çözümlenesi bir film olan Birdman: veya (Cahilliğin Umulmayan Erdemi)”  insanın alt egosu ile mücadele ederken, bir yandan da çevresindeki insanları kaybetmemek adına içine düştüğü karmaşayı başarılı bir şekilde yansıtması açısından büyük bir alkışı hak ediyor. “Sanat nedir?” ve “sanatçı kimdir?” sorusuna bir cevap bulabilmeniz ümidiyle… Şimdiden iyi seyirler diliyorum.
          ***
Kitap Tavsiyesi: Hollywood, Pentagon ve Washington, Jean-Michel Valantin, 224 sayfa, BKY (Babıali Kültür Yayıncılığı), 2006
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
596731 http://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/irfan-atasoy/596731.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Reklamı Geç
KAPAT