BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Felsefî bir problematik olarak ‘Sanat’ ve ‘Eleştiri’

İrfan Atasoy
Facebook

Var mısınız, bu yazımızda, kendimizi; ucu bucağı olmayan bir kuyuya ağır çekimde salıverelim? Sakince. Usul usul… O kuyunun her noktasına nazar ede ede atıverelim hadi…
Felsefe ve o daldan kopan bir bilim dalı: Sanat…
Şöyle ki:
Sanatın temelinde hep bir sorun yatar. İki manadadır bu. Hem soru edatı olarak hem de bir mesele olarak. Sanat, felsefî bir problematik ve ondan kopan bir parça olarak da hep öyle kalacaktır... Konumuz bu değil...
Mesele şu:
Ne zaman hak ettiği yerde durur sözcükler?
Ve ne zaman yazılanlar ve çizilenler bir resmin içinde anlam kazanır?
Hep bir soru ve sorun vardır temelinde.
Yazanda bir maharet yoktur. Zira kabiliyet ancak onu anlamlı kılacak ve anlam katacak 'alıcı'dadır her zaman.
Şimdiye dek sanatçılar sadece coşkun duygularını dışa vurmak ve arınmak için kullanmışlardır sanatı. Kendilerine bir anlam katıp, (anlamlandırıp) o içindeki anlamla (her neyse o) 'alıcı'ya bir vebal yüklemişlerdir.
Sanat 'alıcı'da bir sorumluluk duygusu doğurur.
Hatta daha da ileri götürerek şunları da söyleyebiliriz. Sanat, sanat olarak adlandırıldığı asırlar öncesinden günümüze sadece 'alıcı' için ortaya konan 'metâ'dır. Dikkat! Tırnak içinde...
Dediğimiz gibi sanatçıda bir meziyet yok bu manada. Ancak anlamda bir mana varsa o da sanatçının ta kendisindedir.
Bu, sanat ve onu işleyen sanatçıyı değersiz kılmak şöyle dursun, onu yücelten bir davranıştır 'alıcı' olmak meselesi. Alıcısı olmayan sanat, ne coşkun duyguları ne de ruhsal bir arınmayı sağlayabilir üreticisinde. Maksat anlatmak değil, anlaşılmaksa eğer…
 
Juliet’e âşık olan Shakespeare’in ta kendisidir!
Juliet'e âşık olan W. Shakespeare idi aslında... Peki, Juliet olmasa Shakespeare, W. Shakespeare olamaz mıydı? Peki Romeo kim o hâlde?
Sanat'ın sanat unsuru olarak ortaya konulması ancak 'alıcı'da anlamlanır. Önümüzde Van Gogh gibi bir örnek dururken daha da bir anlam kazanıyor 'alıcı' olmak meselesi.
Sanat damarlarımızda doğan bir aşktır, hemfikiriz. Yoksa 'her insan neden bir iş için yaratılmış olsun ki?!'
İşte sanatı sanat yapan ve sanatçıyı göklere çıkaran bu meselenin, felsefî bir problematik olarak algılanması burada başlar... Ve bu yazıdan sonra da süregelen bir 'sorunsal' (çözümü olup da çözümlenmek istenmeyen!) olmaya devam edecektir sanat...
Velhâsıl, sanatın ilerlemesi de tam bu noktada başlıyor: Eleştiri...
Güzellik, sanat ve eleştiri… İnsanlığı geliştiren ve değiştiren bir olgu olarak bu üç kavram estetiği de beraberine katarak yolculuğuna devam ediyor.
Belki bir başka yazımızda “estetik” kavramı üzerinde durarak daha da detaylandırırız bu düşünce yolculuğumuzu…

  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
597793 http://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/irfan-atasoy/597793.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT