BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

HAYATI VAKKO VİTALİ HAKKO

İrfan Özfatura
Facebook
Vitali, bir demiryolcu çocuğudur, İstanbul Yedikule'de azınlıkların çoğunluk olduğu bir semtte doğar (1913). Yanlarında bir bakkal vardır, mahallenin nabzı burada atar. Muhabbete Ladino ile (Yahudi İspanyolcası) başladılar diyelim bir bakarsın Rumca devam ediyorlar. Türklerle geçinip giderler, Osmanlıda kimse kimsenin nasırına basmaz. Babası ona bir Yom Kıpour günü büyük ve parlak düğmeleri olan bir ceket alır. Vitali elbisesinin kumaşına dikişlerine bayılır. Üç aplike cebi vardır ve omzunu dolanıp göğüs cebine giren kordonun ucundan bir düdük çıkar. O gün sinagogdadırlar, Vitali düdüğünü çalmak için dayanılmaz bir arzu duyar. Evet, bunu yapar ve hahambaşının gazabına uğrar. Karga tulumba dışarı atarlar. Müteşebbislik mayasında vardır. Bir ara Bizans dehlizlerinden birinde sinema oynatmaya kalkar. Gelgelelim gaz lambası devrilir, filmler yanar. Elde var hüzün, hiç yoktan sermaye de uçar. Ama yılmaz, bir gün Pera'da gördüğü şık beyler gibi giyinecektir mutlaka... ŞİMDİ OKULLU OLDU Yaşı gelir, Vitali'yi Kumkapı'da Fransız Misyonerlerinin deruhte ettiği bir okula yollarlar. Mezkur mektep paralıdır, bedeli babasının çalıştığı Frenk firması karşılar. Şirketin verdiği paso ile trene de bedava biner ayrıca... Okul hayta doludur bunu ufak tefek bulur elinden sefertasını alırlar. Yapayalnızdır, hiiiç arkadaşı olmaz. Lakin yeri gelince dişlenir, koskoca okul müdürüne "sizden değilim, bana kilise duası yaptıramazsınız" diyecek kadar... Vitali Cumhuriyetin ilanında 10 yaşındadır, dinlediği nutukların tesirinde kalır içi içine sığmaz. Ancak Cumhuriyet, demiryollarını devletleştirir ve babasını kapının önüne bırakırlar. Derken okul idaresi "para" istemeye başlar, pasosunun da hükmü kalmaz. Yapacak şey yoktur, tahsil hayatına mecburen nokta koyar. Annesi hamarat bir kadındır Bohçacı Behmorias'lardan iş alır, ablası ise terziliğe başlar. Derken babası Ayancık'ta bir iş bulduğunu söyleyip gider. Gidiş o gidiş, evin yükü omzuna çöker mi bir anda. Vitali, Mahmutpaşa'da Spiros adlı bir Rum tuhafiyecinin yanında iş bulur. Sabah dükkanı açar, malları asar ve çığırtkanlık yapar: "Buyruun hanımlar, içerde çeşitlerimiz var!" İşini sever, ipe astığı kumaşların renk desen uyumu gözden kaçmaz. Bu arada Kuledibi'ne taşınır (tanıdık Museviler vardır) ve Beyoğlulu olurlar. Zamanla ablası terziliği ilerletir, Vitali hem çalışır hem de Musevi Lisesinin spor kulübünde (Maccabi) aletli jimnastiğin inceliklerini kapar. Adım adım ünlü atlet Fintzi'nin rekoruna yanaşsa da Rus antrenörün yüzü gülmez. "Sen diğerlerinin derecesi ile ilgilenme" der "sporcunun rakibi kendisidir ancak!" Çarşıda Necati Bey adlı yakışıklı bir bezzaz vardır ama malları berbat mı berbat. Zaman zaman seccadesini yayar, göstere göstere namaz kılar. Ağzı kalabalıktır, yemin kasem bini bir para... Vitali bu adamın Kirkor adlı bir Ermeni olduğunu öğrenince çok şaşar. Kapalıçarşının en gözde mağazasını Kupidisler çalıştırırlar, Vitali hayrandır onlara... O nasıl bir vitrinse, çocukluğuna götürür adeta. Ve rüyaları hakikat olur Kupidislerin yanında işe başlar. Patronlar iki kardeştir. Anton aksi bir adamdır, Teodor ise Vitali'ye güvenir. Mübayaalara götürüp fikrini sorar. Kupidisler siyaseti yakinen takip eder şapka inkılabına hazırlıksız yakalanmazlar. Kapalıçarşının uyanıkları İtalya'dan gemi gemi şapka getirtmiş, depoları doldurmuşturlar. Kupidislerin şapka reyonuna da Vitali bakar ve büyük paralar kazandırır patronlarına... Şu fırsat her zaman ele geçmez, su akarken kapları doldurmalıdırlar. "... bir ülke düşünün ki Hilafetten Laik Cumhuriyete geçiyor ve halkın neleri giyip neleri giyemeyeceği dikte ediliyor. İşte önemli olan o anı yakalayıp o günkü ihtiyaca (isterseniz buna zorunlu ihtiyaç deyin) cevap verecek üretimi gerçekleştirmek ve..." (Bkz. Hayatım Vakko) Uzatmayalım ablası Bella ve eniştesi Rafael Elhadef'i ayartır, "Şen Şapka"yı kurarlar. ŞAPKADAN TAVŞAN... Vitali ileride ayağına takılmasın diye askerliğini de (bedelli olarak) yapar. Piyasaya çıktıklarında 20 yaşında bile değildir daha... Varını yoğunu ortaya koymuştur, lokantada yemez, sinemaya gitmez, cumartesileri bile çalışır, şapka yetiştirir soluk soluğa. Müşterileri modaya meraklı birkaç madamdır ama bu iş patlayacaktır, kokuyu almıştır zira. "Cumhuriyet dönemine kadar Müslüman Türk kadınları tabii ki şapka giymezlerdi Kemalist reformlar Doğudan batıya yönelişi tepeden tırnağa gerçekleştirmek amacı taşıdığı için kıyafet devrimi ile erkeklerde fesin yerini şapka almış kadınlarda ise çarşaf ferace yasaklanmıştı..." Vitali, Calibe adlı cazibeli bir kızı manken yapar. Calibe pek beterdir, içeri girene mutlaka bir şeyler satar. Yaşlı kadınlara üçgüllü kaplinleri kaptırır, sırtlarını sıvazlayıp uğurlar. Ama komikleşiyorlarmış, amaaan kimin umurunda? Bir gün motosikletli polisler gelir, "hazırlanın" derler, "birazdan Makbule Hanım burada olacaklar!" Calibe, ona neredeyse bir düzine şapka çakar, yetmez gibi sipariş de yazar. Malları bizzat eliyle götürür ve aldığı ihsan-ı şahaneyi sır gibi saklar. O günden sonra satışlar patlar. Hatta zaman zaman mağaza önünde birikenleri dağıtmak için polis çağırmak zorunda kalırlar. Bir başka Musevi Leon Acıman'ın Ortaköy'deki fabrikası gece gündüz çalışmakta, ivedi kaydıyla fötr yetiştirmektedir sağa sola... Vitali mutludur, artık annesi astragan kürk giymektedir, albenili takılar takmakta... Paris'ten dönen kardeşi Eli'ye de bir ajans (Faal Reklam) açar bu arada. Babası ise postu yeni kurulan Ankara'ya serer, başkentte mobilya leblebi çekirdek gibi gitmektedir zira... MİLLİ ŞEF KOLTUKTA... Derken İnönü devri başlar, ekmekler küçülür, yağ, şeker karaborsa... Tiryakiler kahve yerine kavrulmuş nohut içer, kendilerini kandırırlar. Halkçılar azınlıklara mesafeli durur, Vitali'yi ikinci kez askere alırlar. Trende Leon Günberg, Fredi Burla ve Tokatlıyan'ın Rum aşçısı Stefo vardır. İhtimal Stefo, Hadımköy'de kalacak komutana aşçılık yapacaktır. Vitali "beni de yamağım diye tanıt" der "Çok iyi salata yaparım, masalar donatırım icabında..." -20 papelini alırım ama! 10 kağıda işi bağlar. Ve askerliği boyunca havuç sürter, domates biber doğrar. Tam terhis günü gelmiştir ki, bir kez daha askere alırlar. Bu tertip tamamen azınlıklardan kuruludur, genç yaşlı demez (aralarında ak saçlılar da vardır) ailelerine bile haber vermeden Marşandiz vagonlarına doldururlar. Eniştesi de askere alındığı için mağazaya ablası bakar. Derken Milli Korunma kanunu meriyete girer. Güya karaborsa önlenecektir, gammazcılar, ihbarcılar... Onu atlatırlar, "Varlık Vergisi" çıkarılır bu defa. Vergi mükellefleri dörde ayrılır, yabancılar servetlerinin sekizde birini, dönmeler dörtte birini, gayrimüslimler ise yarısını vermek zorundadırlar. "Paran yoksa yürü Aşkale'ye, taş kırmaya!" Nakit kolay mı, keş para bu, ha deyince bulunmaz. Vitali perişandır annesini üzmemek için "sesinizi çıkarmayın" der "herhalde bizi unuttular!" Evdekileri sakinleştirip Anadolu'daki tuhafiyeci dostlarını dolanır. Ankara Anafartalar Caddesindeki Hacıbaba derdini dinler sabırla. "Allah kerimdir evlad" der cebine bir zarf atar. Çıkınca ne görse iyi... Ciddi bir para! Doğru defterdara koşar, alın size şu kadar. Bakiyesini de öderim ama n'olur taksit yapın bana. Sanırım 6,7 Eylül hadiselerinin de hangi mihraktan çıktığı ortada... Vitali'nin hayatında bu korku dolu yılların izi okunur açıkça. MÜTEDEYYİN BAYANLARA O günlerde Boncukçuyan adlı bir tacir bir sandık eşarp getirip bırakır dükkana. Bir kereliğine mahsus olmak üzere alırlar ama mal anında tükenir, millet ısrarla eşarp sormaya başlar. Zaten şapka devrimi devrini tamamlamak üzeredir, başörtüsünün ise sağlam bir zemini vardır, yayılacağı aşikar... Şimdi yeni bir marka ile ortaya çıkmalıdırlar."Nasıl şen şapka kadın şapkasıyla özdeşleşmişse Eşarp da Vakko markasıyla özdeşleşti..." Neyse modelleri hazırlar plasiyer Aleko'yu piyasaya salarlar. İlk gelen tepkiler can sıkar. Beyoğlu'nun ünlü mağazası Lion'un Leh asıllı sahibi Max Helpern malları beğenir ama yerliyi dükkanına sokmaz. Vitali, Max'ın "Journal d'orient" okuduğunu öğrenir ve gazeteyi reklama boğar. Nitekim Max bizzat arar, mal ister kibarca... Vitali'nin Paris'te Champs Elysee'de desenlerine bayıldığı bir dükkan vardır, bunları kime yaptırırlar acaba? Güya hediyelik seçmek için vakit geçirdiği günlerden birinde bir mobilet durur, kılıksız bir adam malları teslim eder patrona. Çıkınca önünü keser, tanışabilir miyiz der, size teklifim olacak. Adam motorunun arkasını gösterir "atla!" Rue du Bac sokağına gider, dar karanlık bir daireye girerler. İnce uzun bir kadın, bir elinde sigara, diğerinde fırça... İşte uzun yıllar hanımlarımızın başlarına taktığı "Boğazlı, Büyükadalı, Kızkuleli" modelleri o ressam yapar. ELİNİ TAŞIN ALTINA... Vitali dışarıdaki atölyelere iş verir ama içinde bir ilinti... Ya çekerse, sarkarsa, solarsa, boyası akarsa? Marka namusunu korumanın tek yolu vardır üretime soyunmak. Gider Kurtuluş'ta Rum mezarlığının karşısında bir fabrika kurar. Bu arada hanımın adını taşıyan Ketko (Kety Hakko) çantalarını üretir ve iyi kazanırlar. Kızı Sima'yı Lodrig'lerin oğlu Erol'a verir Cem ise Vakkorama'yı kurarak babasının oğlu olduğunu ispatlar. Cem bilahare Bettina ile evlenir ve iki çocuğu olur. Büyük torunu Katia'nın adını bir parfüme koyar, küçüğü Pia için ilk çocuk parfümü Piu Piu'yu çıkarırlar. Bir ara Şevket Sabancı gel seninle konfeksiyon işine girelim dese de olmaz. Vitali "dostum ben üç kere askerlik yaptım" der "dördüncü için Adana'ya yollama!" O yıllarda mazot, fuel oil yoktur kazanda katran yakar, Rum mezarlığını ve komşu evleri ise pise boyarlar. Şikayetler artınca oturup kafa yorar, bacaya uyduruk bir arıtma (bir nevi duş) takar, kurumu nispeten azaltırlar. Kurtuluş imalathanesi nefes nefese çalışsa da dar gelir, bir gün patlayan ampulden çıkan yangın tesisi kül eder bir anda. Vitali işçilerle el ele verir, üç ay sonra tesisi silbaştan üretime alırlar. Vitali aradığı o farklı desenleri Osmanlı kumaş ve kaftanlarında bulur, ecdadın motifleri ile Paris'te büyük sükse yapar. Modacı Mr. Chumsteg (ki Y.S.Lourent'in hamisidir) onu kutlar. Samimiyetle itiraf eder "İstanbul'u görmem lazım anlaşılan!" Nitekim tuğra ve hat sanatından ilham alan emprimeler çok tutar. Mesela Milano'ya bir numune götürür, hemen 2 bin metre yolla derler, ihracat başlar Vitali imalatı kovalar, Albert satışta ve dost edinmekte daha mahirdir zira. Vitali gözü karadır, Albert ihtiyatlıdır, birbirlerini dengeler hız kazanırlar. Derken Ermeni asıllı Zaven'den Beyoğlu mağazasını alır, ablasının oğlu Alberto'yu başına koyarlar. Erkek giyimi konunda da Nino Cerruti'nin tecrübelerine sığınırlar. Nino, Fuco adlı makastar verir onlara. Düşünün Armani de Nino'nun stilistidir o sıralar. MUSİBET NASİHAT İşler büyüyünce Merter'deki arsaya talip olurlar. Sahibi emekli bir albaydır, istediği büyük para. Dile kolay tam 600 bin lira... Vitali'nin dostları Sinto, Saltiel, İzak Kohen ve Roger Hisarlı ile bir araya gelir parayı bulurlar. Albay o gün 700 bine çıkar. Tamam derler yine yükselir ve arsa tam 980 bin liraya (milyon telafuz edilmiyordur henüz) mal olur onlara. İyi de Londra asfaltı arsayı ikiye yarar. Kenarlar ise yeşil alan. Rahmetli Menderes'in idamı ile yönetim değişir, belediye ile görüşüp ruhsatı alırlar. Merter tesislerinde apre, boya, biçki, dikiş yaparlar, dahası aksesuar, pazarlama, depolama... Aklınıza ne geliyorsa... Vitali sendikayı eliyle sokmuştur içeri, bedeline de katlanmak zorunda kalır. Bir gün bakar bağırışmalar çağırışmalar. İşçiler grev kararı almışlar. Babalarının malı gibi mutfaktan erzak çuvallarını çıkarır, ateş yakarlar. Sağdan soldan militanlar koşuşurlar. Sanki kale fethetmişler de zafer kutluyorlar. Yok efendim bu ürünleri emekçi halk giyecekmiş bundan sonra... Kendi tesisine giremiyorsun işe bak! Halbuki Kurtuluş fabrikası yandığında fedakârca çalışmıştır bu insanlar... Vitali siyasetin içinde değilse de dışında da kalamaz... Rotary üyesidir, TÜSİAD saflarında yer alır sonra... Çok siyasetçi tanır ama onu biri şaşırtabilir ancak! Rahmetli Özal. Eleştirmek için gittiği toplantıda Konvertibilite kararını duyar ve nutku tutulur adeta. Turgut Bey "almak" için gelen iş adamlarından mutlaka bir şeyler koparır devlet adına. Ne bileyim misafirimiz geliyor defile yapın, hediye hazırlayın filan... Çok da rahattır, bir gün Vitali'yi kaldığı otelin banyosunda ağırlar. O sıra Berber Kemal'e tıraş olmaktadır. Oturacak tek yer vardır, klozetin üstü. "Buyur, buyur" der "ayakta kalma..." Oracıkta sektörün sıkıntılarını dinler ve gereğini de yapar. Sonrasını biliyorsunuz. Vitali Hakko iki yıl evvel böylesi bir Aralık günü aramızdan ayrılır, Ulus Musevi mezarlığında bırakılır toprağa... Pierre Cardin, İstanbul ziyaretinde Vakko'nun emprimelerinden gözlerini alamaz.
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
427893 http://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/irfan-ozfatura/427893.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT