BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Şirin bir Filistin kasabası: Yafa

İrfan Özfatura
Facebook

Çoook çok eskiden Yafa Kudüs’ün limanıdır. Hatta Hazret-i Süleyman Mescid-i Aksa için gerekli malzemeleri bu yolla taşıtır. Taa ki Romalı yıllarda komşu belde Kaysâriye (Caesarea) öne çıkana kadar.
Bizanslı yıllarda burası piskoposluk merkezi olur. Hâliyle sıkı korunur. Ancak Hazret-i Ömer devrinde Amr ibni Âs, Muâviye bin Ebû Süfyân (Radıyallahü anhüm) kumandasındaki kuvvetler tarafından feth olunur (636) Havali Cündüfilistin adıyla anılacaktır bundan sonra.
Emevî Halifesi Süleyman bin Abdülmelik Remle şehrini kurunca merkez oraya kayar. Derken Yafa Ahmed bin Tolun’un bilahare Abbâsî Halifesi Müktefî-Billâh’ın eline geçer. Bir ara Fatimi hegemonyası yaşanır, sonra Selçuklu emîrleri görünmeye başlar. Hanoğlu Hârun, Afşin ve Sunduk Kuzey Suriye’yi mekân tutarken, Kurlu et-Türkî’nin emrindeki Nâvekiyye Türkmenleri 4 bin çadırla (takriben 20 bin nefer) gelir yerleşirler civara (1069-1070).
Sultan Alparslan’ı da yalnız bırakmaz, cihada çağrıldıkça koşarlar Anadolu’ya.
Fâtımîler huzursuz edince çatışma çıkar, Emîr Atsız sadece Remle ile kalmaz, sancağı Kudüs’e de diker ayrıca. 1071-1076 yıllarında yekpare Filistin ve Suriye Türkmenlerin elindedir, Dımaşk’ı (Şam) merkez yaparlar.
Yafa’nın surlarını yıkarlar, denizden gelebilecek düşmana sığınak olabilir zira.

KORKTUĞU BAŞINA
Haçlı seferleri esnasında Avrupa’dan kopup gelen uğruların ilk hedefi Yafa olur, 2 Cenova galerisiyle dört İngiliz gemisi metruk limana girer bir anda (1099). Yafa 90 yıl kadar, Kudüs Haçlı Krallığı’na bağlı bir kontluk olur. Kral Baudouin Atsız’ın yıktırdığı surları tekrar yaptırır, şehri tahkim edip karargâhını kurar. Kahire karşı koysa da İngiltere, Fransa ve Almanya’dan asker getiren 200 gemilik donanma Mısır ablukasını yarar.   
Ancak Hittîn Savaşı’ndan sonra Haçlıların gücü kırılır, Yafa da Müslümanlar tarafından geri alınır (1187).
III. Haçlı Seferi’nde Yafa, Aslan Yürekli Richard’ın eline geçer. İngilizler portakal bahçelerinin içindeki Yafa’dan pek hoşlanırlar.
Selâhaddîn-i Eyyûbî, şehri üç gün de ele geçirse de kaleyi alamaz. El-Melikü’l-Âdil (1197) kaleyi de alır tahkimatı yıkar.
IV. Haçlı Seferinde ise (1204) Yafa, Franklar’ın eline geçer. Alman İmparatoru Friedrich (1228), Fransa Kralı IX. Louis tarafından (1250) surları yenilese de Memlük Sultanı I. Baybars karşısında duramazlar. Baybars iç kaleyi de yıktırır, ahşap ve mermer aksamı Kahire’ye taşır, bir cami yaptırır onlarla.  
Yafa’nın sükûnet yıllarında canlı bir ticareti vardır. İlim ve hikmet merkezidir aynı zamanda. Buranın alimleri Yâfûnî nisbesiyle anılırlar. (Muhammed bin Abdullah Yâfûnî , Ebû Muhammed Abdullah Yâfûnî gibi… Rahmetullahi aleyhim ecmain)

HİLAL YAKIŞIR
Mercidâbık Savaşı’nın ardından (1516) havali Osmanlı hâkimiyetine girer. Sultan Selim devrinde Yafa, Gazze sancağının Remle nahiyesine bağlı bir sahil kasabasıdır.  
Mısır’da kalıcı olmak isteyen Suriye’yi elinde tutmalıdır. Bunu Napolyon da bilir, 1799’da Yafa’yı işgal eder ve 4 bin masum Müslümanı kurşuna dizdirir. Acımasız bir haydut gibidir.
Ancak Akka Valisi Cezzar Ahmed Paşa (beli bükük bir ihtiyardır) karşısında perişan olacak, canını zor atacaktır Fransa’ya.
Mısır Valisi Mehmed Ali Paşa’nın Dersaadet ile nizalaşması tatsız olur. Rus’u, İngiliz’i, Fransız’ı işimize karışmak için bahane bulurlar.
II. Abdülhamid Han’ın eğitim hamlesi buralara da uzanır. Ulu Hakan el-Halîl, Gazze, Yafa, Nâsıra ve Taberiye’de birer okul açar ve Yafa-Kudüs kara yolunu hizmete sokar. Ecnebi bir şirkete ruhsat verip demir yolu yaptırır ayrıca. Üsküdar’dan kalkan vapurlarımız İskele-i Yâfâ’ya uğrarlar düzenli aralıklarla.
İngilizler 1909’dan itibaren Filistin Ofisi marifetiyle bölgeye Yahudi taşırlar. Onlar da 1. Cihan Harbi yıllarında İngilizlere çalışırlar. İttihatçı liderlerden Cemal Paşa Alman kurmay başkanı Von Kressenstein telkinleri ile Mısır Fatihi olmaya kalkar. Kanal harekâtında 20 bin Mehmetçiği mitralyözlerin önüne atar. M. Kemal Paşa ise General Allenby karşısında başarılı olamaz. Ordularımız Nablus’da bozulur, Halep’te de tutunamaz Toroslara doğru çekilmeye başlar. Ve Suriye Filistin’deki 4 asır 3 aylık Osmanlı hâkimiyeti sona erer (Tel Aviv’in ana caddelerden biri, Allenby’in adını taşır hâlâ.)
Fransa ve İngiltere, Filistin’de zemin tutmaya çalışan Siyonistleri silahlandırır. Mayıs 1921’den itibaren, terör örgütleri Müslümanlara saldırmaya başlar.
İsrail’in kurulduğu yıllarda Arap devletlerinin başına kuklalar oturtulmuştur, kimi ABD’nin, kimi Rusya’nın borusunu çalar. Çile devam ediyor ve karton krallar yine işbaşında.

ŞAMUTİ NE YA?
İsrail’in önemli ihraç kalemlerinden biri Yafa portakalıdır. Yılda 40 bin ton (4 bin kamyon) meyve yollarlar Avrupa’ya. Bir zamanlar portakal bahçelerinin sahibi olan Filistinliler artık ırgat olarak bile çalıştırılmıyor, Tayland’tan amele getirip kullanırlar.
Hususi bir lezzeti olan Yafa portakalının adını da değiştirmiş “Şamuti” koymuşlar.
Günümüz Yafa’sı iki mahalle. Acem Mahallesi ve Menşuriye...
Menşuriye’nin üzerinde şu an Tel Aviv çöreklenmiş. Beton kulelerden müteşekkil ruhsuz bir şehir uzanıyor. Yıktırılan minaresine rağmen Hasan Bey Camii âdeta vaha gibi. Oteller ve discoların bulunduğu semt Müslümanlardan arındırılsa da, beş vakit namaz kılınıyor.  
Acem mahallesi ise taş evleri, işlemeli kapıları, kafesli pencereleri, cumbaları, pide kokan çarşıları ile ecdadı hatırlatıyor.
Emîr Muhammed Ebû Nebbût tarafından yaptırılan Ulu Cami II. Mahmud’a izafeten Mahmudiye adını taşıyor. Siyonistler caminin haziresini, dükkânlarını talan etmiş, medresenin üzerine iki kat çıkıp otel yapmışlar. Yine de avlusunda iftarlar veriliyor, teravihler kılınıyor. Camiyi yaşatan cemaattir, tehlike ne zaman büyür biliyor musunuz? Seccadeler müminlere hasret kalırsa. Sahipsiz bırakırsanız, elinizden alırlar. Tembellik edip de gelmeyenlerin ne büyük vebali var!
Mahmudiye Medresesinin batı duvarında muhteşem bir sebil var, insan gözünü alamıyor. Mermer işçiliğinin zirvesi, nefis tuğrası ile ben Osmanlıyım diye haykırıyor âdeta. Adı “Süleyman’ın Sebili” bir benzeri de “Ebû Nebbût” adıyla Kudüs yolunda.

DENİZ CAMİSİ
El-Bahr Camii şehrin eşrafından. 1675 yılında ressam Le Brun tarafından resmedilmiş. Demek ki mazisi daha ötelere gidiyor. Rivayete göre beyi denizden dönmeyen balıkçı hanımları buraya gelir, hem dua eder, hem de ufku gözlerlermiş. Zaten adı da Mescid-i Bahr (Derya). Sanki ayaklarını sallandırmış suya.
Câmiu’l-Cebeliyye ve Câmiu’s-Sıksık ayakta ama en az bir bu kadar da işgale uğrayan var. Tabiin Mescidi” onlardan biri mesela.
Mâlum Abdülhamid Han değişik bahanelerle Filistin’e sahip çıkar. Saltanatının 25. sene-i devriyesi vesilesiyle sadece Yafa’ya değil,  Akra, Hayfa, Safed, Nablus ve Nasıra’ya da birer saat kulesi yaptırır.  
Kışla, karakol ve hükümet konağı da istilaya uğramış, lâkin civar saat meydanı diye anılıyor hâlâ. Kale içindeki Osmanlı Hükûmet Konağı (es-Sarâyü’l-âtika) arkeoloji müzesi olarak kullanılıyor.
1865 yılında yaptırdığımız deniz feneri ise 1965 yılında kapatılmış. Yafa Limanı’nın fenere ihtiyacı kalmamış onlara sorulursa.
Eski Yafa’nın dar sokaklarında kaybolunca ay yıldız işlemeli kapılar çıkıyor karşınıza.

 

Yafa! Kelime manası “sıcak ve kuytu yer.” Yine sıcak ama kuytuluğu kalmamış. Büyüyen metropol tarafından çiğnenip sıkıştırılmış. Bir zamanlar Tel Aviv onun karyesiymiş (köyü), şimdi o Tel Aviv’in semti.

 

 

 

 

  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
608027 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/irfan-ozfatura/608027.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT