BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Bir Ankara var Ankara’da Ankara’dan içeru

İrfan Özfatura
Facebook

Yahya Kemal’e sormuşlar Ankara’nın neyini seviyorsunuz?
İstanbul’a dönüşünü!
İstanbulluların zihninde kara kuru bir Ankara vardır, boz bozkır, kara asfalt, gri beton ve kirli hava…
Bu biraz da tanımadığımızdan. Tamam şehre resmî binalar hâkim ama Hacı Bayram-ı Veli, Abdulhakim Arvasi, Taceddin hazretleri, Gül Baba, Er Sultan gibi büyükler de yatıyor bağrında.
Ankara’daki Veliyullahı saysan pa- ragrafa sığmaz. Ahi Yusuf, Ahi Hüsameddin, Zeynel Abidin, Şeyh Ebu İshak, Karyağdı Hatun, Yakub Abdal, Ahi Mesud, Mekki Efendi, Tiritzade Hüseyin, Şeyh İzzettin, Edhem Baba (rahmetullahi aleyhim ecmain)                               
Mesai dağıldı mı durakları memur simâlı amcalarla, etek döpiyesli ablalar doldursa da Hamamönü, Atpazarı, Koyunpazarı, Hergele Meydanı Anadolu kokuyor hâlâ:
Yaklaş vatandaş, burada!
Yolunuz düştüğünde birkaç saatinizi ayırıp Kale’ye çıkın. Hem Safranbolu tarzı cumbalı ahşaplarla karşılaşacaksınız, hem de Bursa benzeri hanlarla.  
Çengelhan, Çukurhan, Kurşunlu Han, Pilavoğlu ve Safran Han.
Ekseri müze olmuşlar.
Sonra o şirin saat kulesi, rengârenk çarşılar… Kale bedenlerinde Roma mermerleri, sütunlar, yazılı taşlar. Hisar Kapısında İlhanlı hükümdarı “Ebu Sait Bahadır Han” adına bir kitabe var mesela.
Ramazan Şemsettin Camii, Müsafir Fakih Camii, Dev Duran Camii, Cenâb-ı Ahmet Camii, Ahi Elvan ve Ahi Yakup camileri.
Musa Ağa Camii, Hacı İlyas Camii, Mehmed Çelebi Camii, Sarıkadı Mescidi…  Karacabey Külliyesi.
Ki Celaleddin Karacabey, Bayındır Boyundan bir Oğuz beyi. Sultan II. Murad’ın kazaskeri. Burada bir külliye yaptırıyor (1440). Görülesi bir eser, eğer yolnuz düşecek olursa...
Objektifi nereye çevirsen üç minare giriyor kadraja. Bir de diyorlar ki Osmanlı ne yaptı Anadolu’ya?

YAPINCA OLUYORMUŞ
Altındağ Belediyesi çok iyi bir iş çıkarmış, sanki semti almış götürmüş, kâtibime kolalı da gömlek yıllarına. O kahveler, müzeler, çekiç sesleri, antikacılar… Bildiğin, tarih turu âdeta.
Semt tarihî eser zengini ama bir numaraya hangisini koymalı derseniz, parmaklar Arslanhane Camii’ni gösterecek mutlaka. Selçuklu döneminde yapılmış. Müminler 730 yıldır el açıyor, secdeye kapanıyorlar. Nur âlâ nur, feyz bereket gibi kelimeleri kullanmak bize düşmez ama ayan beyan huzur var havasında…
Eşiğinden âlimler veliler geçmiş olmalı. Bazılarının adını sayabiliriz çünkü türbeleri civarda… Ahi Şerafeddin gibi mesela.
Arslanhane, üç kapılı bir cami. Ahşap çatısı ve bezemeleri pes dedirtiyor insana. Ayrıca Selçuklu çiniciliğine dair ne varsa…
Osmanlı Ankara’ya önem verir. Surları elden geçirir, kaleye kuleler ekler ayrıca.  
Taceddin Dergâhı ise Mehmed Akif Müzesine çevrilmiş, ne bileyim müzeler soğuk ve donuk geliyor bana. Siyah beyaz fotoğraflar, fon müzikleri, üzerine etiket yapıştırılmış emtia.
Dergâhsa dergâh canım, yapıldığı maksatla devam etsin yoluna. Taliplere Kur’ân-ı kerim öğretilsin, fıkıh dersleri yapılsın bir kenarda.

HÜDAİ YOLUNDAN
Dergâhın banisi Tâceddinzâde Mustafa Efendi de Akif’in gölgesinde kalmış. Sahi kimdi mübarek? Ne zaman yaşadı, neler yaptı acaba?
Efendim kendileri ilm ehli bir zatın (Tezkireci Tâceddin Efendi’nin) mahdumu olurlar. Niksar-Samsun yöresinde beylik kuran Tâceddinoğullarına mensup ihtimal. Molla Taceddin, Bursa Kaplıca Medresesi müderrisi iken (1601) müftü tayin edilir Ankara’ya. Aziz Mahmud Hüdâyî Hazretlerinin müntesibi olduğuna göre Celvetî şeyhi diyebiliriz ona.
Bugün Hacettepe Kampüsü içinde kalan dergâh II. Abdülhamid Han’ın hazîne-i hâssadan tahsis ettiği 60 bin kuruşla yeniden yaptırılır. Manzum kitabeye göre 1319’da (1901) tamamlanır, sunulur halka.
“Tâcdâr-ı tâcdâran Hazret-i Sultan Hamîd
Yaptı bu dergâh-ı Tâceddîn’i tahsîne sezâ
Söyledi Câhid kulu lafzan tamam târîhini
Bin üç yüz on dokuzda oldu bu câmi binâ.”
Tekke ve zâviyelerin kapatılmasından sonra, Dergâh “Ankara Vilâyeti İdâre-i Husûsiyyesi’ne devredilir, “avlulu ahşap mektep” olarak geçirilir kayda.
Mehmed Âkif, Nisan 1920’de Ankara’ya gelir. Hasan Basri (Çantay), Müftüzâde Abdülgafur ve Mehmet Vehbi ile burada kalırlar. Bahçedeki meyve ağaçlarından, şirin şadırvanından söz açarlar hatıralarında.

YIKILIP KALDIRILA!
Ancak 1925 tarihli imar planıyla caminin hazîresi, doğu tarafındaki türbeler, derviş odaları, yemekhane, mutfak, şadırvan ve haremlik-selâmlık yıkılır.
Sebep?
Yok!  Canları öyle istedi zaar.  
Taceddin Dergâhının ziyaretçisi son yıllarda hayli artmış, vefalı Alperenler Muhsin Başkan’ı ziyarete geliyorlar. Köşesine çekilen elini açıyor. Dua dua dua...  
Beynamlızade Konağı, Kamil Paşa Konağı, Belediye Kültür Sanat Evi yapılan Kabakçı Konağı gibi takriben 250 tarihî eser var alanda. Viraneleri de aslına uygun olarak yapmış, kaldırmışlar ayağa.
Hattatlar, müzehhibler, ressamlar, ebruzenler, cam vitray ve seramik sanatkârları, takıcılar ve çın çın bakır döven ustalar.
Bence fotoğraf makinenizi de alın yanınıza, pişman olursunuz sonra.
Bu arada koz helva bulabilir, macun sardırabilirsiniz. Mısır, kestane, çay, çorba... Kızgın kumda pişmiş dibek kahvesi ile keyif yapabilirsiniz icabında. Hafta sonları cıvıl cıvıl, doğrusu bir ramazan gecesi gelmek isterdim buraya...

AHİ YURDU
Ankara tarihini özetlersek Hititlerle girmeliyiz konuya. MÖ 8-7 Yüzyıllarda Gordion merkezli Frigler, sonra İranlı Kimmerler ve Lidya.
Krezüs, Kyros’a yenilince (MÖ 547) 200 yıllık İran satraplığı başlar. Persler ticarete ve haberleşmeye meraklıdır, ciddi yollar yaparlar.
Makedonyalı İskender Dara’yı yenip geçer, Gordion’un düğümünü keser atar ama genç yaşta ölür, meydan kalır mı istilacı Galatlara? Zaten kaleyi ilk onların yaptığı söylenir doğruysa.
Sonrasını biliyorsunuz Roma ve Bizans… Sasani ve Araplar…
Ve 1071 Malazgirt. Aslında Selçuklular kadar Danişmentlerin de emeği var Anadolu’nun vatan olmasında.
Ankara’da ahi teşkilatı güçlüdür, mamullerinde hile hurda olmaz, gözü kapalı alınır satılır civarda. Bilhassa deri, kundura, dokuma.
Ankara Alâaddin Keykubat devrinde altın çağını yaşar. İlim merkezidir o yıllarda.  
Moğol istilasında II. Gıyaseddin Keyhüsrev Ankara Kalesi’ne sığınır. Fethi kolay değildir zira.   
Çubuk ovasındaki savaş içimizi burkuyor, halbuki Timur ile Yıldırım el ele verebilmiş olsa… Ne Çin dayanır, ne Avrupa...

25 BİNDEN 5 MİLYONA
İstanbul gibi bir dünya starı varken Ankara niye başkent yapılır bilmiyoruz. Savunma endişeleri de olabilir ama İngilizlerin bu yöndeki  baskıları aşikâr. Adamlar hilafet merkezi istemezler o kadar!
Neyse, Ankara Mimar Hermann Jansen’in çizimleri doğrultusunda şekillenmeye başlar. Cadde kenarından arsa kapatanlar parayı bulur, buradan bi numara olmaz diyenler bakar kalırlar.  
Yok Ankara’nın adı Yunanca “çapa” anlamına gelen Ankyra’dan geliyormuş da filan. Ne çapası ya, liman mı varmış burada? O günlerde pek heveslidirler böylesi Helenimsi yorumlara.  
Halka sorarsanız burası kervan yoludur, çıngıraklar engürü (Ankara) çengirü (Çankırı) diye şıngırdar tozlu bozkırda.  Ankara cumhuriyetten 30 yıl evvel çelik ağlarla tanışır. Haydarpaşa’dan kalkan şimendifer, Arifiye, Eskişehir, Polatlı hattı ile ulaşır istasyona.
Âdettendir, bakalım Çelebimiz ne demiş bu hususta. “Ankara’nın yüksek bir dağın tepesine dört kat beyaz taştan yapılmış sağlam bir kalesi vardır. İç içe üç kat surla çevrilidir, çevresi kayalıktır. İç kalede toplar, silahlar, cephane ve 600 ev bulunur. İç Kale aşağılarda ikinci sıra surlarla çevrilidir. Dağın eteklerinde ise üçüncü bir surla...”

  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
608693 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/irfan-ozfatura/608693.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT