BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Düşenin dostu

İrfan Özfatura
Facebook

Mahkûm deyince akla hırsız, uğursuz gaspçı, katil gelse de; bir kısmı basit hadiselerden yatıyor. Mesela trafik kazası geçiriyor, emanet paket taşıyor, iftiraya uğruyor. Diyelim esnafsınız ve bir kızı mal çalarken yakalıyorsunuz. “Beni taciz etti” diye bağırmaya başlıyor. Sabah evden iyi aile babası olarak çıkıyor, öğleden sonra ırz düşmanı olarak itilebiliyorsunuz parmaklıklar ardına. Eğer dükkânınızda kamera yoksa...
Son zamanlarda kadın dernekleri, karı koca arasındaki (olmasa elbette iyi) takışmaları köpürtüyor üstüne gidiyorlar. Belki birazdan barışacaklar. Adam içeri düşünce kadın mutlu mu olacak? Bir anlık öfke maksadı aşıyor, ipler kopuyor. Çocuklar sersefil ortada kalıyor.  
Borcundan ötürü mahkûm olanlar var sonra, inkâr etmiyor ama yok. Veremiyor o anda.
İçeri düşenler, işini de kaybediyor. Çoluk çocuğun yükü başkasının üzerine kalıyor, dost bildikleri tavır alıyor.
Mahkûmlara ve Muhtaçlara Yardım Derneğinin kurucusu ve Başkanı Lütfullah Uzun ve yardımcısı Elvan Küçük’le sohbet ediyoruz. Biri nefeslenirken, diğeri konuşuyor. Gönül verdikleri işi coşkuyla anlatıyorlar. Soruyorum: Bu apayrı bir dünya, nereden geldi aklınıza?
Elvan Bey “Babam cezaevi komutanıydı” diyor, akşamları gelir olup biteni anlatırdı çocukluğumda. Ne zamandır aklımdaydı, Silahlı Kuvvetlerden emekli olunca elimi koydum taşın altına. Başkan’ımız Lütfullah Uzun Bey ile önce başka derneklerin çatısı altında buluştuk, sonra müstakil dernek olarak çıktık yola. Sağ olsun hayırseverler bizi yalnız bırakmıyor, gönüllü gençler yükümüzü alıyor. İnanın hapishanelerde yaşayanlardan daha garibi yok, bunlar ailesinin bile unuttuğu insanlar. Evet bir yatakları var, karınları doyuyor. Lakin devlet gerisine karışmıyor. Durumu olmayan bir bardak çaya hasret kalıyor dört duvar arasında.
Elinizde sayılı malınız var diyelim kime vermek istersiniz? Elbette en muhtaç olana. Cezaevindekilerin, bir avuç deterjana, erimiş bir sabuna, yırtık bir havluya, delinmiş bir çoraba ihtiyaçları var. Çoğunun fırçası ve macunu olmamış daha.

*Sahi geliri olmayanlar ne yapıyor?
-Ona buna hizmet edip bahşişle geçiniyorlar ki “Ortacı” deniyor onlara. Mesela adam uçak mühendisi, başkalarının ayakkabılarını boyuyor, çamaşırlarını yıkıyor. Derneğimizden haberdar olmuş, “dur bi mektup yazayım şunlara. Cevap vermezler ya, verirlerse ne âlâ!“

*Genellikle ne istiyorlar?
-Onlar için kolalı gömleğin, takım elbisenin mantığı yok, eşofman daha makbule geçiyor. Ya da kot pantolon, gömlek, tişört, spor ayakkabı, çamaşır, hırka.

*Ya mont, kaban?
-Bazı cezaevleri kışların sert geçtiği coğrafyada. Zaten koğuş kaloriferli olsa da serindir, neticede dört duvar. Bırak derecenin gösterdiği rakamları, yüzü soğuk bir kere. Benim hatırıma hep Muhsin Başkan geliyor, içim titriyor.

*Başka ne istiyorlar?
-Bir de öldürmeye çalıştıkları uzunca bir vakitleri var. Kitap derman oluyor yaralarına. İyi de okuyorlar, biz mümkün mertebe, iç karartmayan, ferahlatan, neşe saçan kişisel gelişimine destek olacak kitaplar yolluyoruz onlara. Bazı cezaevlerinin kütüphaneleri var 20 ciltlik ansiklopediler gönderebiliyoruz rahatlıkla. 

*Tahsiline devam eden var mı peki?
 -Açık öğretim okuyanlar var ancak bazılarının kayıt yenilemeye ve kitap almaya gücü yetmiyor. Dışarıda dersler bilgisayar üzerinden ama içeride bilgisayar yasak, basılı not lazım onlara. Eski, yırtık, hatalı baskı bile çok kıymetli. Nice lise mezunu bilirim, cezaevinden üniversite mezunu olarak çıktılar.

*Bilgisayar yasak demek…
-Radyo dinleyebilir, tv seyredebilir, gazete okuyabilirler. Ama gardiyanlar bile cep telefonu sokamaz. Karşılıklı iletişim yok, tek yönlü olacak.

*Siz artık ahbap olmuşsunuzdur onlarla…
-Bakın şu mektubu yazan mahkûm Kur’ân-ı kerim istemiş. Nereden geliyor? Konya’dan. Orada kime söylese bir Mushaf-ı şerif getirir verir ama bizi kendine yakın hissediyor, içini açabiliyor rahatlıkla. Bir nevi dert ortağı.

*Mahkûmlar size nasıl ulaşıyor?
-Mahkûmlara  gönderdiğimiz her koli yeni mektupların gelmesine vesile oluyor. Halka genişliyor, göre göre, duya duya.

*Peki ya bağışçılar.
-Onlar genelde bizi internetten buluyorlar  (www. mahkumder.org, mahkumder@gmail.com) telefonla arıyorlar (0505 3847439- 0505 7402171)

*Masraflarınız ağır olmalı?
-Olmaz mı? Kira veriyor, benzin yakıyor ve şu gördüğün kolileri para ile yolluyoruz muhataplarına.

*Bir kargo firması ile anlaşsanız, belki indirim yapar.
-Hapishanelere paket sadece PTT Kargo aracılığı ile gidiyor. Piyasadaki kargocular cezaevine giremiyor. Gelen koli de jandarma nezaretinde açılıyor, uyuşturucu olmasın diye hassas köpeklere koklatılıyor.

*Belki PTT bir ikramda bulunur.
-Sağ olsun indirim yaptılar ama biz daha fazlasını bekliyoruz onlardan. Neticede cezaevi devletin, PTT’de devletin.

*Burada gayet hoş ayakkabılar var, satın mı aldınız?
-Onları ürünlerinin kalitesi ile tanınan bir firma yolladı, hâlbuki vitrine koysa kolayca çevirebilir paraya. Çamaşır ve çorabı da sıfır alıyoruz. Ya da üreticiler zekâtına sayıp yolluyor. Bazı firmalar ise defo konusunda hassas, bizim fark edemediğimiz hataları bile ayırıyor, gönderiyorlar hayrına.

*Askılıklarda zevkli kıyafetler görüyorum montlar, takımlar…
-Aralarında mağazalardan gelenler de var, seri sonu olanlar da ama çoğu, kıyafet kumbaralarından çıkıyor. Bazı noktalara kumbaralar bıraktık, vatandaş giymediklerini atıyor. Onları tek tek elden geçiriyor, boylarına göre ayırıyoruz. Bu küçük, bu büyük, bu orta…  Sonra makinelerimizde yıkıyor, ütülüyor ve güzelce jelatinleyip koyuyoruz kutulara. Mahkûm kardeşimiz, açtığında mis kokan kıyafetlerle karşılaşıyor.

*Ya yırtılmışlar, aşınmışlar?
-Onlar hâliyle geri dönüşüme gidiyor. 

*Bu iş de bir sektör oldu, bazı firmalar hayır kuruluşları adına kumbara yaptırıp elbise topluyor, dernekler malı bile görmeden komisyon alıyor.
-Bize de geldiler “hayır” dedik. O kıyafetler bize mahkûmlara, muhtaçlara giydirilsin diye emanet edildi, paraya çevirmek gibi bir derdimiz yok, olmayacak da… 

*Bazıları da yüklüyor konteynere, haydi yurt dışına…
-Hâlbuki kumbaraya elbise atanlar, bir garibin sırtı ısınsın istiyor. Düşünün on gömlek anca bir kilo gelir, geri dönüşümcüler kilosunu 1 liradan alıyor.

*Yani tanesi on kuruşa.
-Öyle olacağını bilsen gömleğini atar mısın kumbaraya?

*Peki ben elbiselerimi alsam gelsem, paketlemeye katılabilir miyim aranızda?
-Tabii hatta mektupları okuyup, gideceği yeri de seçebilirsin. Zaten gönüllü arkadaşlar da okuduklarının tesirinde kalıyor, bir nevi iltimas yapıyorlar kendi mahkûmlarına. Diyelim rafta on tane eşofman kalmış illa benimkine gitsin diyorlar. Hâlbuki ne tanır ne bilir, herhâlde bir ünsiyet hasıl oluyor. İnanın bu benim çok hoşuma gidiyor.

*Ne kadar seviniyorlardır kim bilir?
-Zaman zaman bizden yapamayacağımız şeyleri isteyenler oluyor. Hukuki yardım, avukat, para… Onlara mektup yolluyor, “maalesef” diyoruz kibarca. Görünüşte reddediyor, cevap veremiyoruz arzusuna. Ama ona bile memnun oluyorlar. Muhatap alınmışlar, ne isterler daha. Bazıları da kendini geçiyor, filan arkadaşım muhtaç ona yollayın diyor. Bazılarının pul yapıştıracak parası bile yok, mektubu cezaevi müdürüne veriyor, o cumhuriyet savcısına takdim ediyor, mektup resmî yazıyla birlikte bize geliyor. Çok muhtaç olduğu belli, onlara özeniyoruz ayrıca.

NE ARAYANIM VAR NE DE SORANIM…
7 senedir içerideyim babam bir kere geldi bir daha uğramadı. Annem vefat etmiş arayanım soranım kalmadı. İnsan bir kenarda unutulunca kendini eşya gibi görüyor. Sizden bir şeyler istedim ama dikkate alınacağımı sanmıyordum hayatta.
O gün anons ettiler “idareye gel paketin var!” Herhâlde isimleri karıştırdılar dedim, beni kimse aramaz. Meğer banaymış. Aldım koliyi, koğuşa götürdüm. İçinde ne var diye bile bakmadım. Demek yeryüzünde beni hâlâ insan yerine koyan birileri var. Lütfetmiş ismimi yazmışlar. Nasıl ağladım, nasıl ağladım anlatamam...

BABASININ KUZUSU
Muhterem Efendim önümüzdeki ay, şu tarihte annesi yenidoğan çocuğumu cezaevine getirecek. Ona verecek hiçbir şeyim yok. Hiç değilse basit bir oyuncak yollayamaz mısınız?
Donduk kaldık, elimiz iş tutmaz oldu, bırakıp oyuncak bulmaya çıktık.
Yine biri yazıyor: Evet kötü arkadaşlarım vardı, onlara uydum, can yaktım. Ama artık o eski ben değilim. Çıkınca gönül kırmaz biri olacak, sizin gibi insanların yardımına koşacağım...  
Burada devlet bize üç öğün yemek veriyor karnımız doyuyor. Memlekette beş çocuğum var, yıldan yıla verilen kömür yardımı ve fondan iki ayda bir ayrılan 200 lira ile geçiniyorlar. Üç kızım okula gidiyor, bilmem anaları ne bulup ne giydiriyor onlara?

SUÇLU DA OLABİLİRDİM
Efendim ben işlemediğim bir suçtan dolayı yatıyorum. Avukat tutacak param yoktu kendimi savunamadım. Hayatımı karartan adama karşı büyük bir kin besliyordum, çıkınca hesabını soracaktım. Bu arada sağa sola, eşe dosta mektuplar attım kimse oralı olmadı. Arkadaşların tavsiyesi ile size de yazdım ama açıkçası arayacağınızı sanmıyordum. Sonra sizden bir koli geldi, içinde ihtiyacım olan şeyler vardı. Bir de kitap çıktı. Orada bir cümle dikkatimi çekti. “Sizin hayır sandıklarınızda şer, şer sandıklarınızda hayır vardır.”
 Düşündüm demek benim ıslah olmam için hapis yatmam lazım. Buraya da iki türlü girersin, ya cürüm işleyerek, ya da mağdur olarak. Şükürler olsun ki ben suç işlemeden girdim, diğeri de olabilirdi pekâlâ. Artık sebep olana da kızmıyorum, Allah’a havale ettim gitti, onun da çoluğu çocuğu var, yaşadıklarımı yaşamasın asla.

 

  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
610579 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/irfan-ozfatura/610579.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT