BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Var olasın Servet abi

Kâzım Kürşat Yücel
Facebook
Daha alacağımız çok yol var. Belli bir merhale kat etdik fakat henüz işin başındayız. Devlet çarkını tam olarak işletebilmiş değiliz. Çapaklar hâlâ dönüşü zorlaşdırıyor. Yakın zaman önce bir FETÖ tutuklusu dâmâdın salıverilmesi ekmek yemeye devâm etmemiz gerekdiğini gösdermişdi. Buna İBB dergisinin son icraatı eklendi. 15 Temmuz’da ortalıkda görünmeyen Topbaş bakalım virajı alabilecek mi? Dergiyi kapatdık şunları gönderdik demekle bu mes’ele kapatılamaz…
 
Almanya başbakanı Beyaz Saray’da aşağılanmışdı. Erdoğan’a bunu yapamadılar. Baş başa görüşmeyi teneffüs saatine sığdırmakla iktifâ etdiler. Konuşmakdan korkdular demek daha doğru olur. Yanlış zemîndeydiler. Neyi nasıl savunacaklardı? Ne deseler Erdoğan kestirip atacakdı. Atdı da. Kameraların karşısında söylediklerini duyduk. Kim bilir içeride nelerden nasıl bahsetdi? Belki de bu yüzden “zor ve uzun” geçecek denen görüşme yirmi dakîkayla sınırlı kaldı. Dört duvar arasında ne yaşandı bilemeyiz ancak şurasından emîniz: Vakârımız ayniyle hattâ daha ileri bir seviyede korunmuşdur.
 
Bir şey alamadık edebiyâtını bırakalım. Almak için değil ba’zı şeyleri yüzlerine söylemek için oradaydık! Ne alacaksak sâhada süngümüzle alacağız. Korumaların yazdığı destânı da atlamayalım. Muhteşemdi. Var olasın Servet abi...
 
Amerika’nın en büyük şansı topraklarında bir savaş yaşanmamış olması. Birçok yeri yakıp yıkdıysa da felâket nedir bilmiyor. Daha doğrusu bu konudaki bilgisi ilme’l-yakînden ileri değil. Fütursuzluğunun sebebi bu. Karada yaşadığı problemi deniz ve havadaki sarsılmaz hâkimiyyetiyle telâfî edince iş bitiyor. Şu hâlde kahredici bir sür’ate ihtiyâcımız var. Oyunla oynaşla kaybedecek vaktimiz yok. En azından birebirde her ülkeye haddini bildirecek bir güce ulaşmamız gerekiyor. Adalar Denizi’nde şöyleyiz Doğu Akdeniz’de böyleyiz avunmalarını bırakmalıyız. Bu ifâdeleri Kuzey Denizi’nde şöyleyiz Büyük Okyanus’da böyleyiz şeklinde güncellememiz gerekiyor. Aksi takdîrde atdığımız adımlar kuru sıkı tabanca gibi tehlikeli olur. Muhâtabımız silahlıymışız gibi davranır ammâ ve lâkin sıkacak kurşun bulamayız.
 
Osmanlı olmak şu an için Kaf dağının ardında. Esâsen olmayı bırakın anlamak bile böyle. Kalem ve kelâm erbâbı boşuna heveslenmesin. Hedefe daha uzaklar. Zîrâ kibirliler. Zihnî melekelerinin dumûra uğramış bulunması ayrı bir handikap. Ufak işlerin peşinden koşmak ufkumuzu öylesine daraltmış ki bırakın okyanuslara açılmayı Adriyatik’i dahi kucaklayamıyoruz. İşin hazîn ve tehlikeli tarafı ise atalarımızın da böyle olduğunu düşünmemiz. Yüz senedir imhâ edilmeye çalışıldığımız krematoryum bu netîceyi doğurdu deyip Bâkî’ye kulak verelim. Bilelim ki onu anlamadığımız müddetçe Osmanlıyı da anlayamayacağız: “Fermân-ı aşka cân ile var inkıyâdumuz/Hükm-i kazâya zerre kadar yok inâdumuz/Baş eğmezüz edânîye dünyâ-yı dûn içün/Allahadur tevekkülümüz i’timâdumuz/Biz müttekâ-yi zer-keş-i câha tayanmazuz/Hakkun kemâl-i lutfınadur istinâdumuz/Zühd ü salâha eylemezüz ilticâ hele/Tutdı egerçi âlem-i kevni fesâdumuz/Meyden safâ-yı bâtın-ı humdur garaz hemân/Erbâb-ı zâhir anlayamazlar murâdumuz/Minnet Hudâya devlet-i dünyâ fenâ bulur/Bâkî kalur sahîfe-i âlemde adumuz”
 
Haşmetli günlere dönmenin başka bir yolunu bilen varsa söylesin!
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
596854 http://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/kazim-kursat-yucel/596854.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
KAPAT