BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

KARADAĞ SEYAHAT NOTLARI

Dünden Bugüne
Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci
Facebook
Binlerce yıllık tarihe sahip, ama dünyanın en genç devletlerinden biri Karadağ’da, 5 asırlık Osmanlı hâkimiyetinin izleri hâlâ yaşıyor...
 
Türkçe ismi olan ülkelerden Karadağ (Çerno Gora, Montenegro), Türkler için kolay, ucuz ve emniyetli bir seyahat rotası. Hem Osmanlı’ya ait izlerin bolca bulunduğu; hem de tarih ve tabiatın bir arada olduğu emsalsiz güzelliklere sahip bir memleket. Tabiat bâkir; tarihî eserler iyi muhafaza edilmiş. Halkın ekseriyeti Sırp ve Hırvat; bunların da ekseriyeti kuzeyde yaşıyor. Sonra Müslüman Arnavutlar geliyor. Onlar da ekseri güneyde. Memlekette Slav, İtalyan, Avusturya ve Osmanlı tesiri göze çarpıyor. Trafik muntazam; her taraf temiz tertipli; mutfağı iyi. Kaçamak (tereyağlı mısırlı patetes) yemeden dönmemeli.
 
Kazâ’dan Devlete
 
Karadağ, İtalyan hâkimiyetinde bir Arnavut Prensliği iken, Sultan Fatih devrinde fethedildi; ama mahalli beylerin idaresine dokunulmadı. Hanedanın son prensleri Müslüman olup Osmanlı hizmetine girince, Sultan Kanuni, mevkii sarp ve geliri de ehemmiyetsiz olduğu için Karadağ’ı maktu bir vergi karşılığında İşkodra Sancağı’na bağladı. Ama iç işlerinde muhtar bıraktı. O zaman merkezi Çetine olan, 5 nahiye ve 9 köyden müteşekkil 17 bin nüfuslu bir kazâ idi.
Osmanlı hükûmeti, 1697 senesinde, Karadağ’ın idaresini, Danilo adında Ortodoks Sırp râhibine verdi. Fener Patriği’ne bağlı bu râhibe vladika deniyordu. Böylece Çetine’de Osmanlı Devleti’ne bağlı otonom ve teokratik Karadağ Vladikalığı kurulmuş oldu. Ülkeyi aynı aileden gelen vladikalar idare etti. Vladika, üst rütbeli bir ruhban olduğu için evlenemiyor; yerine yeğeni geçiyordu. Modern Karadağ’ın çekirdeği böylece teşekkül etmiştir.
 
Padişah yaveri Prens
 
1851’de amcasının yerine tahta çıkan Danilo Herakoviç Nyegoş, vladika sıfatını bırakarak yalnızca Prens olarak anıldı. Etraftaki Arnavut, Türk ve Boşnaklarla sık sık savaşarak arazisini büyüten Karadağ, fiilen Rusya’nın himayesine girdi. 1878’de Berlin Antlaşması ile 4366 km2 arazisi, 9080 km2’ye çıkarılarak istiklâlini kazandı. Karadağ Krallığı kuruldu. Ülgün iskelesini elde ederek Adriyatik’e çıkma imkânı buldu.
Rusya, Avusturya ve İtalya’nın iştahlı gözlerini diktiği Karadağ, yine de İstanbul ile irtibatını koparmamaya dikkat etti. Prens, fırsat buldukça İstanbul’a gelip padişahı etekler; yüklü bahşişini alarak merasimlerde boy gösterirdi.
Balkanlarda muvazeneye çok dikkat eden Sultan Hamid’in düşüşünden sonra, Karadağ, Balkan Harbi’nde Osmanlıların karşısına dikildi. Böylece sınırlarını genişleterek 15 bin km2’ye ulaştı. 1919’da Sırbistan Krallığı ile birleşerek istiklâlini kaybetti; son kralı sürgüne çıktı. Sultan Vahideddin’in de son günlerini geçirdiği San Remo’da yaşayıp öldü.
Yugoslavya dağılınca, Karadağ evvela Sırbistan’la beraber kaldı. Sırbistan Rusya’nın kontrolünde olduğu için, Rusya’nın Akdeniz’e inişini kesmek adına Batı devletleri Karadağ’ın istiklalini destekledi. 2006’da %55,5 'evet' reyi çıkan referandumla Karadağ müstakil oldu.
 
 
 
İstiklalden sonra başşehir Podgoriça oldu. Harb esnasında neredeyse yerle bir olan Podgoriça’da Osmanlılardan kalma Hacı Mehmed Paşa Camii ile saat kulesi asırlara meydan okurcasına ayakta.
 
Sultan Fatih devrinde fethedilen ve Karadağ’ın Osmanlı izlerini en çok taşıyan şehri Ülgün. Kale içinde harap camiler, yıkık minareler, susuz çeşmeler ve eski sokaklarda taş evleriyle bir Osmanlı kasabası. Bir liman ve sayfiye merkezi. Adriyatik manzarası harika (b). Denizciler ve Namazgah Camii faal.
 
Sahildeki Stari Bar da buram buram Osmanlı kokan bir kasaba. Ömer Paşa Camii bahçesinde koca selviler altında asırlık Osmanlı mezar taşları ve Kadı Hasan Türbesi maziye şahitlik ediyor gibi (a). Cuma geceleri dervişlerin hâlâ toplandığı Nakşibendi Tekkesi (b).
 
Budva, Karadağ’ın Rivyerası. Limandaki Avrupa zenginlerinin yatlarından anlamak mümkün. 15-20 bin nüfuslu şehir, yazın 700 bin kişiyi ağırlıyor. Bilhassa İtalyanların ve Rusların gözdesi. Orta Çağ şehirlerinin hepsinde olduğu gibi kalesi ve labirent gibi eski sokaklarından ziyade, denizi alaka çekiyor. Budva, sadece 1 sene Osmanlı hâkimiyetinde kaldı. Karadağ’ın buradan yukarısı, artık Osmanlı beldelerinden değil. Asırlarca Venedik toprağı olduğu için, Slav değil, Venedik tesiri fazla. Budva’nın en güzel yeri de Aziz Stefan adası. Sahile yakın olduğu için toprak bir yolla karaya bağlanmış. Adadaki eski manastır şimdi otel.
 
Kotor, Balkanların; belki Avrupa’nın en güzel şehirlerinden. UNESCO dünya mirasına girmiş. Bir koy kenarında tepeye yaslı eski evlerden müteşekkil. Deniz, orman ve tarih bir arada. Avrupa’nın en büyük fiyorduna sahip (a). Tarih şuuru tam. Sokaklar kazılırken, parke taşları numaralandırılıyor, sonra aynen döşeniyor. Bizim Bursa’da Molla Fenari’ye çıkarken parke taşlı yola asfalt döktüğümüz aklıma geliyor (b).
 
                                                                                                                                                                                              
Kotor’un önünde iki küçük adasıyla Perast köyü görmeye değer (a). Adalar, batık gemilerin taşla doldurulmasından teşekkül etmiş suni adalar (b). Bizi gezdiren teknenin sahibi Sırp bir baba ile Hırvat bir anneden doğmuş. Aynı dili konuşan halkın, Ortodokslarına Sırp, Katoliklerine Hırvat, Müslümanlarına Boşnak deniyor malum.  Karadağ'da üçünden de var.
 
Hersek Novi, denizden dağa doğru uzanan ve tarihî ve turistik bir kasaba. Yılın 200 günü güneşli olduğu için Avrupalı turistlerin gözdesi. Osmanlı-Venedik harplerinin en kanlı sahneleri burada geçtiğine Kanlı Kule şahitlik ediyor.
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
599272 http://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/prof-dr-ekrem-bugra-ekinci/599272.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
KAPAT