BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

GÖĞE YÜKSELEN KAPALI ODA: ASANSÖR

Dünden Bugüne
Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci
Facebook
 
Kral, cellada sör unvanı verirse ne olur? Elcevap: Asansör olur... Şaka bir yana, darağacını andıran eski asansörler, insanı ürkütürdü...
 
Asansör, medeniyet alâmeti buluşlardan biri olarak görülüyor. İnsana, ışınlanmış gibi hissettiriyor. Kapılar kapanıyor; yer çekimi hissinde kayma oluyor; kapılar yeniden açılıyor; başka bir yer... Yürüyen merdivenden 10 kat daha emniyetli olsa bile, çok insan asansörden korkuyor.
Otobüsü, treni dakikalarca beklemeye alışık olduğu hâlde, asansörü birkaç saniye beklemeye dayanamayanlar için bir çare keşfedilmiş: Otel lobilerine veya apartman girişine tam boy ayna koymak. Bu, asansör bekleme müddetinin daha hızlı geçmesini temin eder.
 
Dükkân gibi
 
“Kral, cellada sör unvanı verirse ne olur? Elcevap: Asansör olur!..” Vaktiyle dillerde dolaşan soğuk Amerikan esprilerindendi. Mamafih hareket eden kalın halatlarıyla asansör, ürkütücü gelirdi. Sanki binenleri yutup ipe çeken bir cellada benzerdi. Fazla değildi, çok az binada vardı. Şimdilerde yaşlı nüfus arttı. Ayakları ağrıyanlar için, asansörlü ev, tercih sebebi olsa da, doktorlar, sağlık için asansör yerine merdivenleri kullanmayı tavsiye ediyor.
Asansör yayılınca, acaba halvet olur mu meselesi bile akla gelmiş; din adamları, “Dükkân gibidir. Her an birisi binebilir. Halvet olmaz” diye cevap vermiş. Yine de kibar beyler, hanımlara öncelik verirken; eski zaman hanımları da, beyleri bekleyip, sonraki asansöre binmeyi tercih ettiler...
Eski evlerimizde asansörler çalışırdı. Halatla ve insan gücüyle işleyen bu basit asansörler, yük taşımak, bilhassa alt kattan üst kata yemek ve eşya çıkartmak için kullanılırdı. Çankaya’daki eski reisicumhur köşkünde bunlardan bir numuneyi bugün bile görmek mümkün.
 
Harb makinesi
 
Bilinen ilk asansörü, Milattan Evvel 282 senesinde Antik Yunanistan’da Arşimed’in yaptığı söylenir. İnsan gücüyle çalışan bir kaldıraç hüviyetindeydi. ME 236 senesinde Roma İmparatorluk saraylarında bilhassa yük indirip çıkartmak için dolap şeklinde asansörler olduğunu Romalı mimar Vitruvius söyler. Bu âdet Orta Çağ manastırlarında da vardı.
Bazı İslâm kaynakları, Hazret-i İbrahim’in oğlu İsmail ile beraber Kâbe’yi yeniden inşa ederken, icab ettikçe yukarı yükselen bir taşa çıkıp, duvarı öyle ördüklerini anlatır. Bu taş bugün Makam-ı İbrahim’in olduğunu yerdedir.
Tarihçiler, Timur’un, seferlerinde asansör benzeri maniveladan istifade ettiğini söyler. Üzerine bir askerin çıktığı platform, halatları çekilerek yükseltiliyor; hedefe ateşli oklar atıyor; sonra tekrar indiriliyordu. Rodos şövalyelerinin elindeki Gâvur İzmir’in fethinde bunu kullandığı biliniyor. Memleketimizin ikinci asansörünün yıllar sonra İzmir’de kurulması enteresan bir tesadüf olsa gerek.
 
Darağacı
 
İsimlerini fen derslerinden hemen herkesin hatırladığı Pascal ve Toricelli, hidrolik üzerine çok çalıştı ve asansörün çalışma prensibini ortaya koydu. 1743 senesinde Versay Sarayı’nda insan gücüyle çalışan asansör olduğu biliniyor. Kral XV. Louis’nin, âşıklarına gizli ziyaretler için kullandığı rivayet edilir. Bu devirde Macaristan’da, Çin’de, Mısır’da hayvan gücüyle çalışan asansörler vardı.
Buhar gücü keşfedilip, buhar makineleri yaygınlaşınca, İngiltere’de Matthew Boulton ve James Watt buharla çalışan asansörler yaptılar. Bunlar, madenlerde kömür çıkarmakta kullanılırdı. Buhar asansörleri iyi çalışırdı, sağlamdı ama, insanlar, binmeye çekinir; kimse beş kat yüksekliğe asansörle çıkmak istemezdi.  Asansör hep depolara, madenlere, fabrikalara yük taşımak için kullanıldı.
Elisha Otis, iki kat arasında çalışan basit, ama bugünkilere benzer bir asansör yaptı. Bunu New York'ta 1854 yılında yapılan Dünya Fuarı’nda tanıttı. Basit bir yük asansörüne bindi; emniyetini göstermek için halatlarını keserek gösteri yaptı. Bu darağacına benzeyen şeyi seyrederken milletin nefesi ağzına geldi. Ama asansörün popülaritesi yükseldi. Fransız mühendis Léon Edoux, asansör adını verdi ki, Latince çıkmak manasına ascendere’den gelir. İngilizler elevator der ki, Latince elevare kaldırmak demektir.
 
Unutulan kapılar
 
1857’de New York Broadway’da ilk yolcu asansörü kuruldu. 1889’dan itibaren asansörler elektrikle çalıştırılır oldu. 1889’da yapılan Eyfel Kulesi asansörü, 63 kişiyi, 160 metre irtifaya çıkarıyordu. Kat seviyeleme ve sarsıntısız hareket hep bir problemdi. Bazen yolcular kapıyı kapatmayı unuttuğu için, asansör kuyusuna düşenler oluyordu.
Zamanla New York ve Paris’te yapılan yüksek apartmanlara asansör konmaya başladı. Bundan en çok, bu apartmanların en üst çatı katlarında oturan bekâr talebeler, bohem artistler ve de hizmetçiler istifade ediyordu. Kibarlar, bu yeni buluşa pek de itimat edemediler. Asansör yayıldıkça, yüksek katlı binalar da arttı. Yani şehirlerin estetiği cihetinden hiç de iyi olmadı.
 
Türkiye’nin ilki
 
Memleketimizde ilk insan taşıyan asansör 1892 senesinin Ekim ayında Pera Palas’ta Fransız mimar Vallaury tarafından yapıldı. Orient Ekspresi ile İstanbul’a gelen yolcuların istifade ettiği bu asansör 5 kişi/400 kg kapasiteliydi. Hâlâ çalışan bu asansör, hiç kaza yapmamıştır. İstanbul’da 1900’lerin başında yaptırılan Hıdiv Kasrı, ilk asansörlü mesken olarak bilinir.
Büyükada’daki Anadolu Kulübü’nde 1936 senesinde Atatürk için Wertheim firmasına 4 kişilik ahşap kabinli hususi bir asansör yaptırıldı. Çelik konstrüksiyonla tutturulan asansör, ahşap ray usulüyle ve aküyle çalışırdı. Dolmabahçe Sarayı’na da Atatürk için hususi bir asansör yaptırılmıştır.
Vehbi Koç’un kayınbiraderi Emin Aktar, 1947’den sonra Schindler’in Türkiye mümessili olunca, bizde de asansör yaygınlaştı. Mobilyalı, kadife kaplı, kristal aynalı, akordeon kapılı zarif asansörler, yerini modern modellere bıraktı.
 
Ayağı kırılınca…
 
İzmir’deki Karataş, eskiden taş ocağıydı. Bu sebeple sahil ile yukarıdaki Halilrıfat semti arasında bir uçurum vardır. Eskiden beri sahille yukarıdaki Yahudi mahallesi arasındaki irtibat dik merdivenlerle temin edilir. Üstte Devidas ailesinin evi olduğu için, bunlara Devidasların Merdivenleri denirdi. Altta ise Nesim Levi isimli tüccarın evi vardı. Devidasların babası bir gün düşüp ayağını kırdı. Bunun üzerine Nesim Levi, Avrupa şehirlerindeki gibi bir asansör yaptırdı. Pera Palas’tan sonra, memleketimizdeki ikinci asansördür.
Tuğlaları Marsilya’dan geldi. İnşaat 1907’de tamamlandı. 60 metre irtifalı zarif binada 55 metre seyir mesafesi olan iki asansör vardı. Asansörlerden biri buharla, diğeri elektrikle çalışıyordu. Parayla işliyor; geliri de Karataş Musevi Hastanesi’ne kalıyordu. 1942 senesinde satıldı. Yeni sahipleri asansörü işletemedi. Bir müddet âtıl kaldı. 1983’te belediyeye intikal etti. Üstündeki seyir terası, emsalsiz bir körfez manzarası arz eder...
 
Lizbon’un sembolü
 
7 tepeli Lizbon’daki Santa Justa asansörü, şehre gelenlerin mutlaka ziyaret ettiği turistik bir eserdir. 1901’de, sakinlerinin ulaşmak için çok güçlük çektiği Baixa ve Bairro Alto semtlerini bağlamak için yaptırıldı. Neogotik tarzdaki asansörün dekoru çok hoştur. 45 metre irtifası vardır. Mühendisi Paul Mesnier, Eyfel Kulesi’ni yapan Gustav Eiffel’in talebesidir...
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
602226 http://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/prof-dr-ekrem-bugra-ekinci/602226.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Reklamı Geç
KAPAT