BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

ANDIMIZ VE TÜRKÇÜLÜĞE DAİR

Dünden Bugüne
Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci
Facebook
Andımız’ın mimarı Reşit Galip, Türkçe ibadetten, Halkevlerine; üniversite reformundan İstiklal Mahkemelerine kadar çok inkılabın da başrol oyuncusudur. Çankaya sofrasında Gazi’ye kafa tutacak kadar da cüretkârdır...
 
Kemalist inkılabın ateşli simalarından Reşit Galip Maarif Vekili iken, 1933 senesi 23 Nisan’ı vesilesiyle sonradan çok münakaşalar doğuracak olan bir metin yazmıştı. Andımız diye bilinen bu metin şöyledir: “Türküm, doğruyum, çalışkanım. Yasam, küçüklerimi korumak; büyüklerimi saymak; yurdumu, budunumu canımdan çok sevmektir. Ülküm yükselmek; ileri gitmektir. Varlığım, Türk varlığına armağan olsun.” Gazi’nin çok beğendiği bu ant, Maarif Vekâletinin tamimiyle, o zamandan beri bütün mekteplerde her sabah çocuklara okutulmuştur.
12 Mart darbesinden sonra, 1972’de “budunum” kelimesi “milletim” oldu. Bir de paragraf eklendi: “Ey bugünümüzü yaratan ulu Atatürk! Açtığın yolda, kurduğun ülküde, gösterdiğin amaçta hiç durmadan yürüyeceğime ant içerim. Ne mutlu Türküm diyene!” 12 Eylül’den sonra “yaratan” kelimesi, “sağlayan” oldu. 1997’de de “yasam” tabiri, “ilkem”e dönüştürüldü.
 
Türk kime denir?
 
İlk ve Orta Çağ'da aynı ırktan gelen insanlar bir arada yaşardı. Zamanla siyasî, ictimaî ve iktisadî sebeplerle, farklı ırktan da olsa insanlar bir araya geldiler. Bunlardan güçlü olan, dil ve kültür cihetiyle diğerine tesir etti; bu da asimilasyona yol açarak milletler teşekkül etti.
Türklere bu ismi veren Çinliler ve Romalılardır. 1071’den itibaren Anadolu’ya akan Oğuzları da, Avrupalılar Türk diye anmıştır. Türkler kendilerine ne isim veriyordu? Muhtemelen hiç. Zira o zaman herkes kendi kabilesini bilir ve söylerdi. Oğuz, Oğuzdu; Kayı, Kayıydı. Kıpçak, Kıpçaktı; Uygur, Uygurdu... Aynı ırktan olmalarına rağmen, bir aidiyet hissine sahip değil idi. Bütün dünyada da böyleydi. Antik Çağ'da, aynı lisanı konuşan insanlarda bir millet şuuru aramak yersizdir.
Milletler kendilerini umumiyetle mensup oldukları din veya kültürle ifade ederdi. Alt kimlik olarak da ırkı bilmiştir. Bir Rum, evvela Ortodoks'tur. Modern devirde ise ulus-devletlerin, suni ırklar inşa etmesi kaçınılmazdı. Bu sebeple mesela hepsi Helen aslından olmayan, başka soylardan gelen, ama Rumca konuşan Ortodokslar, Yunan ırkını teşkil etti.
 
Türkçülüğün esasları
 
Türk kelimesinin etnik tarif olarak kullanılması Avrupa’daki milliyetçi cereyanların tesiriyledir. Leh milliyetçisi olup, Ruslardan kaçarak Osmanlı’ya sığınan sonra da Müslüman olarak Mustafa Celâleddin Paşa adını alan Konstantin Borzecki (vefatı 1876) ve Nazım Hikmet’in dedesi olan oğlu Hasan Enver Paşa, Türklerin menşei üzerine ilk kafa yoranlardandır.
Osmanlı İmparatorluğu’ndaki gayrimüslimlerin giderek bağlarının zayıflamasını gören bazı entelektüeller, Garpçılık, Osmanlıcılık, İslamcılık gibi cereyanları bırakıp, başka bir fikre bağlandılar: Türkçülük... Bu, hem siyasî, hem kültürel manada Türk hüviyetinin öne çıkarılması manasına geliyordu. Avrupalılar bunlara Jön Türk adını verdi.
Balkan Harbi’nin felaketle neticelenmesi üzerine, Jön Türkler, artık dünyadaki bütün Türklerin siyasî birliği olarak anlamaya başladıkları ideolojiye iyiden iyiye sarıldılar. Bunda İsmail Gaspirinski gibi Rus esaretindeki Kırımlı ve Kazanlı entelektüellerin de tesiri oldu. Ziya Gökalp, Ömer Seyfettin, Moiz Kohen, Mehmet Emin Yurdakul cereyanın en mühim mümessilleridir. Türklerin ideal yurdu, yeni ideolojiye de adını vermiştir: Turancılık...
 
Türkiye, Türklerindir!
 
Avrupa’daki faşist fikirlerin de tesiriyle, Türkçülük, milliyetçilik olarak değil, ırkçılık olarak anlaşılmaya başlandı. İmparatorluk böylece çözüldü. Başta İslâmî bir jargon kullanan yeni rejim, bilahare ırkçı manasıyla Türkçülüğü, hakiki Türkleri rahatsız edecek derecede, resmî ideoloji hâline getirdi.
Türkiye artık bir ulus-devlet idi; ama halkının beşte biri Türk ırkından değildi. Bunları ya yok ya da Türk saymak lâzımdı. Gazi’nin 1923’te Adana’da yaptığı konuşmada, “Bu memleket sizindir, Türklerindir” sözünde buna işaret vardır.
Gazi, 1926’da Reisicumhur Köşkü'nde İdman Cemiyeti'nin toplantısında ırk ıslahı projelerinden bahsetmiş; 1927 tarihli 'Gençliğe Hitabe'de, “Ey Türk genci, muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur” sözüyle, bunu tebarüz ettirmiştir. “Güneş-Dil Teorisi” ve “Vatandaş, Türkçe konuş!” kampanyası, kafataslarının ölçülmesi, ‘Türk ırkı’nı, ‘Türk milleti’ hâline getirme projesinin parçasıdır.
II. Cihan Harbi devri, Turancılık yapacak zaman değildi. Turancılıktan bahsedenler, hapse atılıp işkence gördü. Zamanla Türk, “Türkçe konuşanlar”“Türk'üm diyenler” ve nihayet anayasada da ifadesini bulduğu şekliyle, “Türkiye vatandaşları” için kullanılmaya başlandı.
12 Eylül’den sonra Türk-İslâm Sentezi olarak bilinen resmî ideolojiye göre, Türk, “Türkçe konuşan Müslüman” idi. “Türk müsünüz, Müslüman mısınız?” sualine Türkeş, “Tanrı Dağı (7429 m) kadar Türk; Hira Dağı (281 m) kadar Müslümanım” diyerek, münakaşaya nokta koydu.
Geniş bir kesimde XXI. asırda hâlâ çocuklara 'Andımız' gibi faşizan bir metni okutmak trajikomik bulunmakta; ırkçılık esasına dayalı olmaksızın milletin refah ve saadetini istemek; bunun için çalışmak manasına gelen Türk milliyetçiliği ile çağ dışı ideolojileri irtibatlandırmak irtica olarak görülmektedir.
 
Padişah Türk mü?
 
Türk kelimesinin bir de sosyolojik mânâsı vardır. Türkler, Müslüman olduktan sonra, Müslüman olmayan ırkdaşları ile İslâmî kültürü zayıf göçebe ve köylüler hakkında Türk tabirini kullanmıştır. Anadolu’nun çok yerinde bu tabir, sıradan köylüler için kullanılmıştır. Bu çok normaldir. Klasik devirde, bir Türk'e, “Hangi millettensin?” dense, Müslüman olduğunu, sonra da belki mensubu bulunduğu aşireti söylerdi.
I. Cihan Harbi esnasında İttihatçı bir subayla genç bir asker arasındaki konuşma:
-Oğlum Türk müsün? -Hayır, Osmanlıyım. -Nece konuşuyorsun? -Türkçe. -Öyleyse Türksün. -Hayır efendim. -Ülen padişah da Türk? -Hayır, padişah Türk olamaz. (Rahmi Apak’ın Hatıraları)
 
Macarlar sayesinde
 
1918’de Alman hâkimiyetinden kurtulmaları Macarları köklerini aramaya sevk etti. Bu sayede Türklerle akrabalıklarını yeniden keşfedip ciddi araştırmalar yaptılar. Türkler de menşelerini büyük ölçüde Macarlar sayesinde öğrenebildiler. Dünyada Türkoloji ilminin kurucusu Macarlardır.
 
 
 
 
Reşit Galip
 
Dr. Reşit Galip, ezanın yasaklanmasında; Türkçe ibadette; Halkevleri’nin kurulmasında; Dârülfünun’un kapatılarak nice ilim adamının sokağa atıldığı meşhur 'üniversite reformu'nda mühim rolü olan bir inkılapçıdır. Rodos’ta Alliance Israelite Yahudi mektebinde kız-erkek karışık okuduğu için açık fikirlidir. Maarif Vekili Esat Bey’e karşı 19 Mayıs’ta kızların şortla gösteri yapmasını müdafaa etmiş; bu sebeple Gazi, kendisini Çankaya sofrasından kibarca kovduğu hâlde, “Burası milletin sofrasıdır. Beni kovamazsınız” diye diklenince, Gazi, “O hâlde biz sofrayı terk ederiz” diyerek meseleyi uzatmamış; fakat sonra Esat Bey’in yerine Reşit Galip’i maarif vekili yapmıştır. Vasfi Rıza’nın “Evin, her yaptığı hoş görülen şımarık çocuğu” diye andığı Reşit Galip, İskilipli Atıf Hoca’yı asan İstiklâl Mahkemesi'nin de savcısıdır. Baskın Oran’ın büyük kayınpederidir.
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
604986 http://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/prof-dr-ekrem-bugra-ekinci/604986.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT