BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

LOZAN: KİME GÖRE? NEYE GÖRE?

Dünden Bugüne
Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci
Facebook
Hâdiselerin iyi-kötü, müsbet-menfi oluşu, nereden baktığınızla alâkalıdır. 100 yaşına yaklaşan Lozan da bakılan tarafa göre farklı değerlendirilmeye müsait bir antlaşmadır.
 
Cihan Harbi’nde mağlup olan Almanya ile Versay, Avusturya ile St. Germain, Macaristan ile Trianon ve Bulgaristan ile Neuilly Antlaşması imzalandı. Almanya, Batı Prusya, Saarland ve Alsace-Lorraine gibi Alman yurtlarını kaybederken, Avusturya’dan koparılan topraklar üzerinde yeni devletçikler kuruldu. Bulgaristan ve Macaristan da bir miktar toprak kaybetti. Hepsi imparatorluktan basit birer ulus-devlete dönüştürüldü.
Bunlar birkaç ayda olup bittiği hâlde, Osmanlı Devleti’yle müzakereler uzun sürdü. Paris’in Sevr banliyösünde 10 Ağustos 1920’de bir antlaşma paraf edildi. İstanbul ve Anadolu, Türklerin elinde bırakılıyor; fiilen işgal altında bulunan Suriye, Irak, Filistin, Doğu Trakya, İzmir, Antalya gibi topraklarda İngiliz, Fransız, Yunan ve İtalyan hâkimiyeti tanınıyor; Boğazların idaresi, milletlerarası bir komisyona devrediliyordu. Yunan işgalindeki İzmir’in geleceği 5 yıl sonra yapılacak plebisit [halk oylaması] neticesine bağlanıyordu.
 
İlk netice
 
Hükûmet ve padişah kabul etmediği için Sevr Antlaşması’nın ölü doğması üzerine, İngiltere, Anadolu hareketine yaklaşıp saltanatı gözden çıkardı. Bir yandan Yunanları Anadolu içlerine sürerken, öte yandan da Ankara’nın önünü açtı.
Yunan mağlubiyeti üzerine Lozan’da yapılacak sulh müzakerelerine İstanbul hükûmetinin de çağrılmasıyla telaşlanan Ankara, saltanatı kaldırdı. İngiltere’nin teklifi, zaten saltanatın kaldırılması için bir taktikti. Bu, Lozan’ın ilk neticesidir.
Lozan’a gönderilen heyetin başına, hayatında yurt dışında bulunmamış, hiç diplomasi tecrübesi olmayan, üstelik kulağı da işitmeyen, sadece sadakati ile öne çıkmış bir asker; İsmet Bey (İnönü) tayin edildi. 100 kişilik heyet arasında müşavir sıfatıyla Hahambaşı Hayim Naum Efendi’nin varlığı dikkat çekiciydi. Bu kişinin, müttefiklerle heyet arasındaki gizli görüşmelere aracılık yaptığı söylenirdi.


Lozan’daki karakterler

Kırmızı çizgiler
 
İsmet Bey’in cebine 14 maddelik bir talimatname konmuştu: 1-Musul, Kerkük ve Süleymaniye alınacak.  2-Doğu Trakya’da 1914 sınırı muhafaza edilecek. 3-Batı Trakya’da plebisit yapılacak. 4-Pek ümitle olmasa da Ege adaları istenecek. 5-Fransızlarla anlaşılan Suriye sınırı tanınacak. 6-Ermeni yurdu kurulmayacak. 7-Boğazlarda yabancı askeri olmayacak. 8-Kapitülasyonlar kaldırılacak. 9-Azınlıklar mübadele edilecek. 10-Dış borçlar, Osmanlı’dan ayrılan devletlere taksim edilecek; Yunanistan’dan alınacak harp tazminatına mahsup edilecek veya 20 sene ertelenecek. 11-Orduya tahdit getirilmeyecek. 12-Azınlıklar, Türk kanunlarına uyacak. 13-Müslüman vakıfları önceki anlaşmalar çerçevesinde devam edecek. 14-Osmanlı’dan ayrılan memleketler için Misak-ı Millî’nin plebisit hükümleri tatbik edilecek.
Kurt İngiliz diplomat Lord Curzon, oyunbazlıkları ile konferansın hâkimiydi. Müzakereler, 4 Şubat 1923’te kesildi. Bunun sebebi Londra’nın 3 şart koşması olarak verilir: Hilâfetin kaldırılması, Bolşevikliğin yasaklanması ve Musul’dan vazgeçilmesidir. İsmet Bey, Eskişehir’de Gazi ile görüştü. Savaştan yılmış Ankara, şartları kabul etti. Nitekim İngiltere parlamentosu, ancak 3 Mart 1924’te halifelik kaldırıldıktan sonra Lozan’ı görüşmeye başlamış ve kabul etmiştir.
 
Amerika ne dedi?
 
24 Temmuz 1923’te Türkiye ile İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya Yunanistan, Romanya ve Yugoslavya tarafından Lozan Muahedesi (Antlaşması) imzalandı. Bulgaristan, Portekiz, Belçika ve Rusya sonradan antlaşmaya imza koydu. Amerika’nın Lozan’ı kabul etmediği doğru değildir; hasım olmadığı için imza koymamıştır. Burada imzalanan Türk-Amerikan ticaret protokolü, sonradan kongre tarafından reddedilmiştir.
Lozan’ın gizli maddeleri veya 100 yıl geçerli olduğu hakkında söylenenler uydurmadır. Milletlerarası antlaşmaların gizli maddesi olmaz. Geçici antlaşma mümkün ise de, Lozan böyle değildir.
Konferansta bütün inisiyatifi otoriter bir şekilde elinde tutarak, delegelerle bile paylaşmayan İsmet İnönü, Türk amme efkârında tavizkâr davranmakla itham edildi. Görüşmeler sırasında Türk tarafının görüşmeleri, İngiliz ve Fransızların kontrolündeki telgraf hatlarından geçiyordu. Hatta şifreleri karşı tarafça çözülüyordu.
Ankara’nın ilk meclisindeki savaşçı kadroların tavrının ne olacağını bilen Gazi, Meclis'i dağıtarak tamamı kendi taraftarlarından teşekkül eden yeni bir Meclis'e antlaşmayı kabul ettirdi. Buna rağmen 14 milletvekili ret oyu kullandı. 6 Ağustos 1924’te yürürlüğe giren antlaşma, Türkiye’nin içine kapanması ve sert bir inkılap devresinin de başlangıcı oldu.
 

Türk heyeti Lozan’da
 
Ne getirdi, ne götürdü?
 
Avantajlardan başlayalım: Lozan Antlaşması ile Almanya’ya olan borçlar silindi. Diğer borçlar, eski Osmanlı topraklarında kurulan yeni devletlere paylaştırıldı. Ahalisinin ekseriyeti Rum olduğu hâlde, Doğu Trakya ve İzmir, Türklere bırakıldı. Emperyalistler için artık ihtiyaç kalmadığı için Ermenistan ve Kürdistan meselesi kapatıldı. Hepsi, Ankara’ya yapılmış büyük birer lütuf sayılabilir.
Gayrimüslim azınlıklar, her iki antlaşmada da, hukukî imtiyazlara sahiptir. Lozan’da, mahkemelerde Avrupalı hukuk müşavirlerinin hazır bulunması kabul edilmiştir. Yeni devletin hukuk hayatı, bu ecnebi mütehassıslar tarafından dizayn edildi ki sömürgelerde bile böylesi görülmemişti. Böylece Türkiye, müttefiklerin emellerine uygun olarak, İslâmî hüviyetinden tamamen sıyrılmış oldu. Yeni devirde Müslümanların dinî hayatı yerle bir edilirken, gayrimüslim tebaa Lozan sayesinde nisbî koruma altındadır.
Yunanistan’ın mali vaziyeti nazara alınarak, Edirne’nin Karaağaç Mahallesi karşılığında harp tazminatından vazgeçildi. Yunanistan’daki Müslümanlarla; Türkiye’deki Ortodokslar, Batı Trakya ve İstanbul müstesna olmak üzere mübadele edildi. Bu, bilhassa yetişmiş nüfusa ihtiyaç duyan Yunanistan’ın işine yaradı.
Sürgün, Ermenilerin dönebilmesi ve 1 yıl içinde malları ya da tazminat talebinde bulunabilmesi imkânı getirildi.
Sevr ile Lozan, sadece toprak, ordu ve kapitülasyonlar cihetiyle farklıdır. Her ikisinde de Boğazlar, ecnebi kontrolündedir. İstanbul, açık şehirdir. Boğazların bu statüsü, 1936 tarihli Montrö Mukavelesi ile hafifletilmiştir.
Lozan’da, (sonradan Ankara hareketinin liderlerinden biri olacak Rauf Bey’in imzaladığı) Mondros Mütarekesi’nden evvel kaybedilmiş olan tüm Orta Doğu, Mısır, Sudan, Libya, Kıbrıs ve Ege Adaları’ndan vazgeçildi. Bu, normal görülebilir. Çünkü Lozan, Yunan Harbi’ni değil, Cihan Harbi’ni bitiren bir antlaşmadır. Mütarekede elinde ne varsa, onu kurtarabilirsin.
Ancak Lozan’da ekseri ahalisi Müslüman olan Batı Trakya’da ve diğer beldelerde plebisit işi kabul ettirilemedi. Üstelik İtalyanların iade etmesi gereken Rodos ve 12 Ada ile mütarekeden sonra işgal edilen Musul’un kaybı Lozan vesilesiyle oldu.
Sevr ile Lozan arasında toprak kaybı cihetiyle az fark vardır. Ahalisinin o zaman çoğu gayrı Türk olan Antep, Urfa ve Mardin, Lozan’dan evvel kurtarılmıştır. Henüz elde ve ahalisi de Müslüman olan Batum, 1921’de Ruslara; Antakya, 1921’de Fransızlara Ankara hükûmeti tarafından verilmiştir. Şu hâlde Lozan’ın Sevr’den farkı Trakya’dan ibarettir. Bu da bazılarının yazdığı gibi 250 bin km2 etmez.
Geçici işgal mıntıkalarını Sevr’de verilmiş topraklar gibi göstermek hatadır. Sevr’de İzmir, otonom olarak Türklere bırakılıyordu; istikbali 5 sene sonra plebisitle tayin edilecekti. Mamafih toprak almak veya kaybetmek, artık bu dünyada çok da muvaffakiyet olarak görülmüyor. Görülseydi, Britanya, zengin sömürgelerini bırakmazdı. İçindekiler sizin olduktan sonra, çantayı kimin tuttuğu mühim değildir.
Lozan’ın gözlerden kaçan en ağır hükmü, Türkiye’nin suni düşmanlıklara itilerek, kaldıramayacağı bir yükün altına sokulmasıdır. Dünyanın en güçlü ordularından birini beslemeye mahkûm edilmiş; bu da, Batı’nın ekonomik hâkimiyeti neticesini doğurmuştur.
Hâlbuki Sevr’de ordu, 50 bin kişiyle sınırlandırılmıştı. Bu, ekonomik cihetten büyük bir şanstı. Nitekim II. Cihan Harbi’nden sonra mahvolan Almanya ve Japonya’nın tekrar şahlanışının sebebi, ordudan arındırılmalarıydı.
1914’te zaten kaldırılmış bulunan ecnebi imtiyazları (kapitülasyonlar) üzerinde müttefikler ısrar etmedi. Türkiye zaten Batı hukuk/ticaret sistemini kabul edeceği sözü verdiği için, bunun bir ehemmiyeti bulunmuyordu.
 
Sıtmaya razı etmek
 
Sevr, ölü doğmuş bir vesikaydı; Lozan’ın mukaddimesi idi. Asıl hedef, Lozan’dı. Bunun için Sevr’de tarafı olmadığı bir harbe girerek milletlerarası düzeni tehdit eden Türkleri biraz hırpalamak; bir başka deyişle “Ölümü gösterip sıtmaya razı etmek!” hedeflenmişti. İkisi de zamanın şartları çerçevesinde politik aktörler tarafından dikte ettirilmiştir. Fazlasını yapmaya ne Lozan heyetinin, ne de Ankara’nın gücü vardı.
Lozan da, Sevr gibi, yaklaşık yüz yıldır parçalanmakta olan Osmanlı Devleti’nin, Wilson Prensipleri çerçevesinde ulus-devletlere bölünmesi planıdır. Şu kadar ki Sevr Antlaşması ile 6 asırlık Osmanlı Devleti varlığını devam ettirecekken, Lozan Antlaşması ile Suriye, Irak gibi yeni bir Türkiye kurulmuştur.
 

Kudsî metin
 
Hâdiselerin iyi-kötü, müsbet-menfi oluşu, nereden baktığınızla alakalıdır. Almanların “Kavimler Göçü” dediği büyük hadiseye, Fransızlar “Barbar İstilâsı” der. Lozan, Ankara hükûmeti için diplomatik bir muvaffakiyettir. Her ulus-devlet, kurucu antlaşmaya kudsiyet atfettiği gibi, Lozan da böyle lanse edilmiştir. “Osmanlı’nın küllerinden doğan yeni devletin kurucu vesikası” âdeta bir mukaddes metindir.
Sayesinde sıfırdan bir devlet kazandıkları düşünülürse, Lozan, Ankara kahramanları için bir “zafer”; saltanatı, hilafeti, medresesi, tekkesi, şer’î hukuku, fesi ile koskoca mazisini kaybeden muhafazakârlar için de inandıkları dünyanın yıkıldığını tescilleyen bir “hezimet” ve 1914’te dünyanın 6 büyük imparatorluğundan biri iken, 10 sene dolmadan ehemmiyetsiz bir Asya devletçiğine dönüşün vesikası olduğu söylenebilir...
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
609083 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/prof-dr-ekrem-bugra-ekinci/609083.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT