BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Dünya Üniversite Sıralamaları ve Ülke Gerçekleri

Prof. Dr. Mahmut ÖZER
Facebook
Üniversiteler, dünyada uzun süredir varlığını sürdüren nadir kurumlardan birisidir. Yüzyıllar içerisinde hem dâhili hem de harici nedenlerle birçok köklü dönüşüme maruz kalan üniversiteler ve diğer yükseköğretim kurumları, günümüzde birçok farklı işlevleri üstlenerek varlığını sürdürmeye devam etmektedir. Özellikle son elli yılda, yükseköğretim kurumları toplumsal talepleri daha çok dikkate alma yönünde yapısal değişikliklere maruz kalmıştır. Tüm ülkeler yükseköğretime erişimi bir şekilde kolaylaştırmış, yükseköğretim sistemlerinde inanılmaz boyutlarda kitleselleşme yaşanmıştır. Kitleselleşmenin getirdiği finansman yükü, yükseköğretim kurumlarının kaynakları daha verimli kullanması ve toplum/piyasanın taleplerine daha iyi cevap verebilmesi baskısını getirmiştir. Bu çerçevede, kalite güvence sistemleri ve prosedürleri, daha çok gündeme gelmiştir.
Diğer taraftan dünyada ekonomik alanda yaşanan kıyasıya ve acımasız rekabet, yükseköğretim kurumlarına ilave yükler getirmiştir. Bu çerçevede, üniversitelerin uluslararası öğrenci ve hocalar için bir çekim merkezi olması beklenmektedir. Uluslararasılaşma, hem ülkeler için ekonomik bir gelir kalemi ve kamu diplomasisi unsuru hem de ekonomik rekabette araştırma kapasitesini artırmak için dünyanın en zeki ve çalışkan insanlarını çekebilme enstrümanı olarak görülmeye başlanmıştır. Tüm bu süreçler yükseköğretim kurumlarının dış faktörlere göre konumlanmasını zorunlu kılmıştır. Belki de üniversiteler dış faktörler tarafından hiç bu kadar baskı altına alındığı bir zaman dilimini bugüne kadar yaşamamıştır. Bu süreçlerin etkileri, yükseköğretim kurumlarından beklentiler, yükseköğretim kurumlarının toplumsal ve dış faktörlere tepkileri dünyada halen sıcak tartışmaların konusu olmayı sürdürmektedir.
 
Üniversite Sıralama Kriterleri ve Yükseköğretim Piyasası
 
Özellikle son yirmi yılda, başlangıçta öğrencilere ve araştırmacılara yardımcı olmak üzere çoğu bölgesel olarak başlayan üniversite sıralamaları gittikçe küresel ölçeğe taşınmış olup yükseköğretim alanında önemli bir piyasa oluşturmuştur. Her geçen gün yeni sıralama kuruluşları piyasaya çıkmaktadır. Ülkeler farklı kriterleri kullanan ulusal sıralamalar yayınlamakta, meşruiyet alanı genişledikçe küresel ölçeğe taşımaktadırlar. Özellikle ülkeler tarafından kabul gördükçe, sıralamaların yükseköğretim sistemlerini dönüştürme etkisi artmaya başlamıştır. Kriterlerinin çok dar alana tekabül etmesi ve kaliteyi ne kadar ifade edebildiği ile ilgili tüm tartışmalara rağmen dünya üniversiteler sıralamaları bu baskıyı daha fazla artırmış, ülkeler için bu sıralamalarda yükseköğretim kurumlarının üst sıralarda yer alması artık bir prestij meselesi olmuştur. Kriterleri ve standartları belirleyenler, yükseköğretim piyasasını da yönetmektedir. Dahası, kriterleri belirleyenler, yükseköğretimdeki yatırımları dolayısıyla para akışını da yönlendirebilmektedirler. Özellikle gelişmekte olan ülkeler, sırf dünya çapında üniversiteler (World Class University) kurmak ve bu sıralamalarda yer alabilmek için devasa bütçeler ayırmaya başlamışlardır.
Dünya üniversiteler sıralamalarının yükseköğretim kurumlarının davranışlarını değiştirme etkisi ve sıralamalarda yer alabilmek için ayrılan devasa bütçeler göz önüne alındığında bu konuda birkaç kritik hususu ve riski belirtmekte fayda vardır. İlk olarak, dünya çapında tanınmış ve dolayısıyla meşruiyet alanı oldukça geniş olan dünya üniversiteler sıralamalarında ilk 25 üniversitenin hemen hemen hiç değişmediği, 25-100 arasında da oldukça küçük değişiklikler olduğu görülmektedir. Yani, sıralamaların üst katmanında değişmeyen bir tekel söz konusudur ve kriterler değişmediği sürece yakın gelecekte de bu tekelin değişmesi olası görünmemektedir (Bkz. John Aubrey Douglass, The New Flagship University: Changing the Paradigm from Global Ranking to National Relevancy, Palgrave Macmillan, 2016). Prestij ve geçmiş performans, geleceğin sıralamasını da belirlemektedir. Zenginin daha da zengin olabilme potansiyeline sahip olması gibi bu sıralamalar da uzun geçmişe sahip ve araştırma ve yayın kapasitesi bakımından güçlü olan yükseköğretim kurumlarının sıralamalardaki yerini korumalarına imkân vermektedir. Dolayısıyla yeni oyuncular, sıralamalarda üst sıralarda yer alabilmek için devasa bütçeler ayırsalar bile yakın gelecekte olağanüstü bir sıçrama yapmaları olası görünmemektedir.
Diğer taraftan, dünya üniversiteler sıralamalarında yer alabilmek için yükseköğretim kurumlarının daha fazla yayın yapma ve atıf baskısı, özellikle gelişmekte olan ülkelerdeki akademisyenlerin; yerel, bölgesel ve ülkeye ait sorunlardan daha çok, yayın ve atıf ağını domine eden ana üs ülkelerin sorunlarını esas almaları veya uluslararası çalışılan konulara odaklanmaları gibi riskleri barındırmaktadır. Sonuçta özellikle gelişmekte olan ülkeler bir taraftan ekonomilerini güçlendirmek için üniversitelerinden kendi ülke sorunlarına daha duyarlı olmalarını beklerken, diğer taraftan üniversitelerinin dünya sıralamalarında daha üst sıralarda yer alabilmeleri için üniversitelere baskı yapmaktadır. Eş zamanlı bu iki baskı sonucunda, gelişmekte olan ülkelerin en güçlü üniversiteleri, izlenen politika sonucunda, kendi ülke sorunlarını gittikçe duyarsız kalmaya itilmektedirler. Bu da baş edilmesi güç bir paradoks ortaya çıkartmaktadır.
Son zamanlarda özellikle ülkenin ekonomik gerçekleriyle uyumsuz bir şekilde dünya çapında üniversitelere sahip olmanın ülkenin sunduğu ekonomik fırsatlarla mezunların kalitesindeki uyumsuzluk nedeniyle ülke dışına beyin göçünü artırabildiği tartışılmaktadır.
 
Ne yapmalı?
 
Elbette, dünya üniversite sıralamalarında kullanılan kriterler önemlidir ve yükseköğretim kurumları tarafından da önemsenmelidir. Ancak, dünya üniversiteler sıralaması her şey olmadığı gibi yukarıda ifade edilen kritik noktalar göz önüne alındığında ihtiyatla yaklaşılmasında da fayda vardır. Önemli olan öncelikle yerel, bölgesel ve ülke sorunlarıyla bağlantılı güçlü yükseköğretim kurumlarına sahip olabilmektir. Bu evrenselden kopuk bir içine kapanma anlamına da gelmemektedir. Tüm süreçleri dengeli ve verimli bir şekilde planlayabilmek, aynı zamanda yükseköğretim kurumlarının misyon farklılaşmasına imkan verecek şekilde çeşitliğini artırabilmek büyük öneme sahiptir. Bir başka ifadeyle, bir yandan ulusal ihtiyaçlar ve talepler dikkate alınmalı, öte yandan üniversiteler arasında bir rol paylaşımı yapılarak ve millî kaynaklar son derece dikkatli kullanılarak az sayıda amiral (flagship) üniversitenin ulusal öncelikleri kaybetmeden dünyada belli alanlarda sivrilmesi için titiz ve istikrarlı adımlar atılmalıdır...
596178 http://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/prof-dr-mahmut-ozer/596178.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
KAPAT