BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

''Hayretten aptallaştım... Dilim tutuldu...''

Daha işin ilk başında sözlerinin hüsnü kabul görmesinden büyük bir cesaret aldı.

 
Aziz Kripto, Kendi kendine; “Ne oluyor bana böyle?” diye söylenerek yeniden toparlandı.
- Asırlarca denenenler netice vermedi. Siz de biliyorsunuz bunu. Peki, çare ne diyeceksiniz? Hemen söyleyeyim. O da kaleyi içten yıkmaktır. Uzun ve zahmetli bir yol. Bu da sabır, direnç, amansız takip, her şeyden evvel davayı kuşaktan kuşağa inandırarak aktarmakla olacaktır. Netice mutlak galibiyettir. Bundan kuşkunuz olmasın. Yani tefrika oluşturarak, aralarına nifak sokarak onları birbirine düşürmek lazım. İşte ben bu meşaleyi tutuşturmaya, barbar dünyayı yakmak için kıvılcım olmaya geldim. Uzun söze ne hacet. Huzurlarında bulunduğumuz en seçilmişlerimiz, en zekilerimiz, en zenginlerimiz bilsinler ki tek çare: "Tefrika! Tefrika!"
Bir tiyatro eserindeki replikler gibi nutkun bu nakaratını, tanımadığı gizemli insanlar, bir yerlerden emir almışçasına, aynı heyecanla tekrarlıyordu: "Tefrika! Tefrika!"
Daha işin ilk başında sözlerinin hüsnü kabul görmesinden büyük bir cesaret aldı.
- Teşhis çok isabetli, deyip, kimsenin konuşmasını beklemeden meziyetlerini bir bir sıralamaya başladı.
- Arap, Türk, Acem dillerini, örf ve âdetlerini çok iyi öğrendim. Birçok zaaflarını biliyorum. Topla, tüfekle, yüz binlerce insanla yapamadıklarımızı birkaç kişiyle yapacağımız zaman geldi artık. İnanın!
Seyirciler aradıklarını bulmuşlardı. Heyecanla ellerini birbirlerine vuruyor, avazları çıktığı kadar da bağırıyorlardı.
- İnanıyoruz! Sana güveniyoruz! İnanıyoruz! İnanıyoruz!
Muzaffer bir şövalye edasıyla başını salladı. Yüzündeki tebessümü gizlemeye çalışarak salondakilere döndü.
- Sizleri fazla yormamak için konuşmamı kesiyor, sorularınızı bekliyorum, diyerek ipek kaplı, rahat koltuğa gerilircesine oturdu.
Sual soran ve açıklama yapan hep aynı kişiydi. Artık bu sesi iyice tanımıştı. “Demek ki bu lakırtıların sahibini temsilci olarak seçmişler” dedi kendi kendine. Salonun yapısı, akustiği konuşmaların herkes tarafından rahat duyulmasını sağlıyordu. Aşina olduğu sesle irkildi, toparlandı, dikkat kesildi.
- Sağ tarafta Arap, solda Fars ve ortada Türk dilini ve âdetlerini iyi bilenler oturmaktadır. Her gruptaki arkadaşlar kendi dilleriyle sorularını soracaklar. Lütfen açıklamalarını önce o lisanla, sonra da herkesin anlayacağı şekilde yapın.
- Anlaşıldı, cevabını aldıktan sonra planlandığı gibi sorulara geçildi. İstediklerini tek tek sorup, cevaplarını da açık ve net bir şekilde aldılar. Oldukça rahatlamışlardı. Herkes kendilerine yabancı olan, amansız düşman ilan ettikleri kültür, din ve toplumlar hakkında bu kadar ayrıntıyı bilen Kripto karşısında hayranlıklarını gizleyemiyor, bir kurtarıcı gibi görüyorlardı. Dinleyicilerden biri yanındakine dönerek;
- Hayretten aptallaştım. Dilim tutuldu. Doğrusu bu kadarını beklemiyordum.
- Bir o kadar da benden azizim. Bize öyle bir ilaç sundu ki hiçbir ıstırabımız kalmayacak. Ne başımızda bir ağrı, ne içimizde sıkıntı, ne de gönlümüzde üzüntü kalacak, diyerek şaşkınlıklarını ve memnuniyetlerini açıkça dile getirmekten çekinmiyorlardı. DEVAMI YARIN
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
604598 http://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/ragip-karadayi/604598.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT