BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Aziz Kripto, heyecanla ellerini ovuşturdu!..

Kripto, kendine ayrılan yere kuruldu. “Hadi anlatın…” kabilinden gözlerinin içine bakıyordu.

 
Erkara, pembe dünyasını altüst eden adamı bir daha görmemek için yüzünü, gözünü kapattı elleriyle. Nafile… Bir kendine, bir de Doğan’a baktı. Aralarındaki fark, gece kadar karanlık, uçurum kadar da derindi…
            ***
            DÜŞMANIMA DÜŞMAN OLAN DOSTUMDUR
 
Kripto, kafayı takmıştı bu Hurufi meselesine. Daha doğrusu. Bütün oyunlarını ona göre kuruyor, ona göre planlıyordu. Gece yarısı kalktı köşkün odalarını dolaşmaya başladı. İkinci adam dediği en güvendiği tüccarın kapısını tıklattı. Herhangi bir ses gelmedi. “İçeride kimse yok galiba…” dedi. Pencereden sızan ay ışığı her tarafı aydınlatıyordu. Biraz daha gezmek, düşüncesiyle diğer odaları da kontrol etti. Onlar da boştu. İyice telaşlandı. Misafirleri kabul ettikleri iç odaya girince bütün arkadaşlarını neşeli neşeli sohbet ederken gördü. Yüzü sevinçten gerildi. Kapının açıldığını fark eden yoldaşları, toparlandı. Kripto;
- Oo!.. Sohbetiniz bol olsun beyler.
- Efendim seferden yeni geldik. Biraz istirahat edip, malumat verecektik ki; siz buna fırsat vermediniz.
- Bir işin başındaki rahat içinde olur, arkadaşları zorluklar yaşarsa o davadan hayır gelmez.
- Bizi, bizden çok düşündüğünü biliyoruz efendimiz.
- Başka şansım yok.
- !!!
Kripto, kendine ayrılan yere kuruldu. “Hadi anlatın…” kabilinden gözlerinin içine bakıyordu.
Kızıl Köşk’ün dışarıyla bağlantısı olmayan gizli bir odasında altı yoldaş, hararetlice konuşmaya başladı. Aziz Kripto’dan sonra ikinci adam konumunda olan tüccar;
- On gündür dolaşıyoruz efendim. Ormanlar da dâhil girmediğimiz yer kalmadı. Hurufilerin boş erzak depoları ve yemek pişirmek için yaktıkları ateşin küllerinden hareketle bir bağ evinde bulduk. Kalabalık olmalarına rağmen birçoğu Osmanlı korkusuyla kaybolmuş ortalıktan. Asıl işimize yarayacak olan ise bir iki adamıyla bekleme odamızda sizin kabulünüzü bekliyor.
Aziz Kripto sevinçle oturup, oturup kalktı. Ellerini ovuşturdu heyecanla. Horasan tarafından gelen bu adamı rahat bir şekilde kullanabilirlerdi. Türklerin bir atasözü vardı.  “Hırsız evden olursa, öküz bacadan çıkardı.” O kültürün içinden insanlardan faydalanmak kadar akıllıca daha ne olabilirdi? Fırsat yakalanmıştı. Kullanıp ve kullanmamak ellerindeydi.
- Kızgın koru eliyle tutana ne denir?
- Ahmak.
- Maşa varken kullanmamak olacak şey değil yoldaşlar. Önce onu bi dinleyelim. Neler yapabileceğimizi sonra düşünürüz?
- !!!
Aziz Kripto; “Hadi içeri alın!” manasına baş işareti yaptı. Emir, tereddütsüz yerine getirildi. Saygıyla geri dönüp, odadan çıktı adamlardan biri. Konuşulanları tefekkür eden Kripto; “İyi! Yoldaşlarda bir gevşeme yok” diye mırıldanarak arkadaşlarına döndü;
- Zor durumda olana yardım etmek kadar tabii ne olabilir. İnsanlık vazifemizi yapacağız ilk önce. Biz ondan değil, o bizden faydalanıyor görünecek ve göstereceğiz. DEVAMI YARIN
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
605052 http://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/ragip-karadayi/605052.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT