BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

"Ben, birkaç yere göstermeden kararımızı vermeyelim derim..."

Kafası karmakarışık olan Ali, arkadaşının konuşmasını tamamlamasını bekliyordu.
 
Babacığı, başından geçen bir kazazede hadisesini de böyle anlatmamış mıydı? “Ah babacığım ah!” deyip konuşulanları güya dinliyormuş gibi yapıyordu.
Gözü arkadaşının üzerinde, kafası babacığıyla dopdoluydu Küçük Ali’nin:
“Canım babacığım, benim her şeyimdi, gözümün nuruydu... Dürüstlüğü, insana kıymet vermeyi, olur-olmaz bahanelerle kimseyi yargılamamayı ondan öğrendim. Namusuyla çalıştı, gırtlağımızdan haram lokma geçirmedi. Bizleri çok sevdiği gibi anneciğimi pek severdi. Onların birbirlerini incittiğini, münakaşa ve kavgalarını hiç görmedim. Bazen babacığım saman alevi gibi parlar, sonra da uzatmaz hemen gülücükler dağıtırdı etrafına. Anneciğimin ifadesine göre; küçükken “baba” diye ağlarmışım hep. Bir fiske bile yemediğim babacığım bu hayattaki dağım, dayanağımdı. Şimdi de öyle değil mi? Hâlâ eli üstümde, en zor anlarımda hep yanımda hissederim. Bana güç, kuvvet vermeye devam ediyor. Rabbim rahmetiyle muamele eylesin...”
Kafası karmakarışık olan Ali, arkadaşının konuşmasını tamamlamasını bekliyordu. Onunla burada buluşup evden getirdiği emaneti tanıdık bir iki yere göstereceklerdi.
Rehber, daldığı sohbetten başını çevirip Ali’yi görünce:
“Hey ufaklık, o elindeki de ne?” der demez yerinde duramayan Ömer:
"O benim arkadaşım. Ben de turist rehberi olmak istiyorum. Onun için müsâade almadan devreye girdim. Kusuruma bakmayın. Konu tarih olunca bir şeyler diyemeden geçemedim" diyerek zevahiri kurtarmaya çalıştı aklınca.
"İyi de oldu yeğen! Sayende dinlenmiş oldum" dedi tecrübeli rehber de...
Küçük Ali ile Ömer çaktırmadan karşılıklı göz kırpıştırarak birbirlerini selâmladılar. Her zamanki o nazik üslubuyla dinleyicilere teşekkür etti. Rehber Osman Abi:
"Sabahın bu erken saatinde herkes sıcak döşeklerinde renkli rüyalar görürken, sizler bu mânevî huzurda kimseye nasip olmayacak çok şeyler ama pek çok şeyler kazanmış olarak evlerinize döneceksiniz inşâallah. Ne saadet… Ve ne saadet size bu terbiyeyi veren annelere, babalara… İnanın böyle güzel insanlara hayranım, minnettarım..." diyerek tek tek ellerini sıktı. Daha bir keyiflenmişti kimine göre Osman Amca, kimine göreyse sadece abi…
             ***
Ali ile Ömer iki kafadar… "Bizim Köşe" dedikleri, sahildeki metruk bir yere gittiler. Cebinden çıkardığı üzeri susamlı, henüz tam soğumamış simidi iki eşit parçaya bölen turist rehber adayı Ömer, yarısını can arkadaşına uzattı. Isırdığı lokmayı ağır ağır çiğneyen Ali, kaç gündür kafasını meşgul eden meseleleri nasıl anlatacağını şöyle bir toparladıktan sonra gazete kâğıtlarına sarılı, dışarıdan ne olduğu tam anlaşılmayan yükünü, bankın üzerine koydu ve hemen açtı. Sanki ona çok şey diyecekmiş de diyememe hâli vardı. Oldukça mahçup yüzüne baktı Ömer.
Nazik bir hareketle gazetenin içindekileri eline aldı yakından baktı, baktı… Hazine bulmuş bir mücevherci hassasiyetiyle inceledi ve hüzünlü bir sesle başladı konuşmaya:
"Gördüm... Dediğinden de mükemmel..." dedi ve ilave etti:
- Ama yine de acele etmeyelim, birkaç yere göstermeden kararımızı vermeyelim derim...
- Ben anlamam Ömer! Nasıl dersen öyle yapalım!
- Tamam Ali… DEVAMI YARIN
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
610310 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/ragip-karadayi/610310.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT