BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Hasan Dede çok hislenmişti gözlerinden yaşlar döküldü...

Bir şey söylemeden cebindeki cüzdanı çıkarıp uzatmak istedi, çekindi.
 
Hasan Dede:
- Küçük kahramanım Ali… Böyle diyorum soranlara… Beni arabanın çarptığı yerden buraya bir çocuk getirdi. Onun için gözümde kahramansın. Zaten bu şeylerde böyle aniden oluyor. İnsan istese de zarla-zorla kahraman falan olmaz Aliciğim.
- Estağfirullah! Yalnız bırakmayacaktım fakat beni içeri almadılar. Biraz bahçede bekledim. Sizi getiren abiler de iyi olduğunuzu söyleyince gönül rahatlığıyla ayrıldım. Ha onlar da sizi “dedem” sanmışlardı.
- Demek dede-torun meselesi boş bir tesadüf değilmiş! Eee, sonra?
- Annemin emanetini bir köşeye saklamıştım. Kaybolmasından çok korktum.
- Aa, elbette çok iyi etmişsin! Ben de olsaydım öyle yapardım. Aferin sana!
- !!!
Ali’nin anlattıkları yufka yüreğini bir hoş etmişti. Bir şey söylemeden cebindeki cüzdanı çıkarıp uzatmak istedi, çekindi. Kocaman bir kalbi incitmek istemiyordu. Bir bahane arıyordu ama ne? Olanlar; bir sinema şeridi gibi gözünün önünden geçti. Doktorlar teslim alıp müdaheleye başlayınca dışarıda kaldığını iyi hatırlıyordu. Gözleri kapalıydı ama aklı başındaydı. Yalnız çok korkmuştu. Bir de dayanılmayacak kadar acı veren ağrıları vardı. O hengamede sağını solunu görecek hâli yoktu.
Bu hadiseden ve küçük Ali’nin cüzdanı getirip teslim etmesinden dolayı Hasan Dede çok hislenmişti. Gözlerinden dökülen yaşları göstermemek için, bir şeyler arıyormuş gibi yaptı, başını sağa sola döndürdü. İşi pişkinliğe vererek gülmeye, küçük kahraman Ali’yi rahatlandırmaya çalıştı.
- Ya Aliciğim, fark edemedim! Adam birden üzerime geldi, kaçamadım! Cüzdan da o hengamede cebimden fırlamış olmalı.
- Size bir şey oldu diye çok korkmuştum efendim! Bir müddet bakamadım!
- Görünür görünmez kaza evlât! Yiyecek ekmeğimiz, içecek suyumuz kesilmemiş ki; ucuz atlattık. Elhamdülillah! Buna da şükür!
- !!!
Koşuşturmadan mı ne, artık eli, ayağı üşümeyen Ali, vazifesini yapmış bir komutan edasıyla rahatlasa da; aklı fikri evindeydi. Pamuk bir yorgana sarılı ısınmaya çalışan annesini ve biricik kız kardeşini düşünüyordu. Bu kadar hadise yaşadı ama onlar aklından hiç çıkmadı.
Hasan Dede, bütün kuvvetini toplayıp cüzdanını açtı, içinden bir tane ikiyüzlük çekti, Ali’ye uzattı.
- Al bunu.
- Hayır, olmaz efendim!
- Al dedim! Benim hediyem. O kadar yoruldun!
- Alamam! Annem kızar ve çok üzülür!
- Al evlâdım! Bu senin hakkın. Sonra sen istemedin ki, ben istedim, içimden geldi, gönüllü veriyorum.
- Biliyorum efendim, alamam, anneme söz vermiştim, kimseden bir şeyler almamaya. Alırsam sözümde durmamış olurum. Babam da olsaydı o da kabul etmezdi.
Bu cümle Hasan Dede'yi pek düşündürmüştü. Ali’yi daha derinlemesine tanıma isteği iyice kuvvetlendi. Kim olduğunu, babasını, anasını, ailesini, memleketlerini, ne iş yaptıklarını, nerede oturduklarını etraflıca öğrendi. Daha bir hüzünlenmişti. DEVAMI YARIN
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
610598 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/ragip-karadayi/610598.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT