BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

"Müderris Fadıl Efendi'yle birlikte okuduk derdi babam"

Numan, yaşından beklenmedik bir olgunlukla ve hızla hemen koşup elini öpüverdi.
 
Her bir ağaç, nebat, hayvan, börtü böcek kendi lisanınca fısıldaşıyor birbirleriyle. Allı, morlu kır çiçekleri; türlü hoş kokular saçıyor, yıldız yıldız göz kırpıyorlar insanlara... Kaç sabahtır kuzucuklarıyla erkenden çıktığı bu kır yolculuğu küçük Numan’ın iç âleminde fırtınalar estirmiş, sayısız hesaplar yapmasına ve tefekküre sebep olmuştu. O; tuhaf hâller, mâneviyatı yüksek hisler içindeydi. Bu eşsiz güzelliklerin arasında insan tek başına, derin derin düşününce, görülmez denilen şeyleri görüyor, duyulmayacak sırlara malik oluyordu.
Yine aynı hisler içinde bir kayanın üzerinde çömelmiş etrafını seyrediyor küçük Numan… Zülfadl köyü, tarlalar, bağlar, bahçeler ayağının altındaymış gibi görünüyordu. Ona; “bizi tanı, bizi oku, bizi anla” der gibi bir hâlleri vardı.
Yükseklerde, değişik halet-i ruhiye içindeyken; temiz giyimli bir grup insanın yaklaştığını gördü, toparlandı. Küçük, sevimli çobanın yakınından geçerlerken onu görüp selâm verdiler. Meğer bunlar Kara Medresenin müderrisleriymiş. Birlikte biraz temiz hava almak, sohbet etmek için yürüyüşe çıkmışlar. Çocuğun masum siması, sevimli hâli hoşlarına gitmişti. Hani böyle tenha yerlerde insanlar birbirlerini, beklenen bir dostuymuş gibi yarı merak, yarı muhabbetle karşılar ya; öylesine durup alâkadar oldu, hâl hatır sordular:
- Adın ne?
- Numan.
- Kimlerdensin?
- Koyunlucalılardan.
- Kimin mahdumusun?
- Ahmet Efendi’nin.
- Hım! Şu bizim Ahmet.
- !!!
- Medrese arkadaşım vardı, o olmalı.
- Evet, bir müddet medreseye gitmiş babam. “Kara Medresedeki müderris Fadıl Efendi’yle birlikte okuduk” derdi.
- İşte o benim Numancık.
Numan, yaşından beklenmedik bir olgunlukla ve hızla hemen koşup elini öpüverdi.
- Numancık gafil avladın bizi!
- Kim olsaydı yapardı efendim!
- Baban nasıl?
- Bahçede, çitleri tamir ediyor.
- Selâmımı söyle.
- Söylerim efendim lakin…
- Lakini ne Numancık?
- Şöyle bakıyorum da efendim…
- Çekinme… Eee!
- Bu kadar güzellik, boşu boşuna yaratılmamıştır, diye düşünüyorum!
- Elbette öyledir!
- Çok ihtişamlı… Ne fazla, ne eksik! Her şey yerli yerinde!
- Nasıl vardın o kanaate?
- Kaç gündür geliyorum kuzucuklarımla hep onları seyrediyorum.
- !!!
- Şu yaşa geldim…
- Numancık yaşın daha ne ki, çocuksun!
- Çocuğum ama hakikatler de ortada!
- Neymiş o hakikat dediklerin?
- Gördüm ki, her gün hep aynı şeyleri tekrar edip duruyorum.
- Neyi tekrar edip duruyorsun?
- Efendim! Her sabah kalkıyor, giyiniyor, karnımı doyurup kuzucuklarımı alıp buralara geliyorum. Öğlen acıkıyorum, tekrar yiyip bekliyorum. Akşam eve dönüyorum, yine acıkıp karnımı doyuruyor, uykum geliyor yatıyorum. Doğduğum günden beri yaptığım şey bunlardan ibaret. DEVAMI YARIN
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
610779 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/ragip-karadayi/610779.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT