BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

NAMUSUMUZA DOKUNAN BEDELİNİ ÖDER!

İsrail'in ilk kıblemiz Mescid-i Aksa'da hem bu azîz mâbede ve hem de yiğit Filistin milletine karşı işlediği insanlık dışı muameleleri, bugün bir kere daha yaşıyoruz, bir kere daha kalbimiz kan ağlıyor.
Her şey, siyon ve haçlı güçlerinin iş birliği neticesinde Osmanlı Devleti'nin tarih sahnesinden çekilmesiyle başladı. Osmanlı'dan sonra dünya Müslümanları, başsız ve sahipsiz kaldı. Seyyîd Abdülhakim Arvasî ve kıymetli İslâm âlimlerinin hükümleriyle sabittir ki Eshab-ı Kirâm'dan sonra İslâmiyet’e en büyük hizmeti Devlet-i âli Osman yapmıştır.
Kaderin tayin eylediği hizmet nöbetinde daha evvel de Selçuklu Devleti vardı. Selçukoğulları ve Eyyüboğulları Haçlılara karşı Anadolu ve Kudüs'te etten duvar olmuş düşmana geçit vermemişlerdir. Sonra bu nöbeti Osmanlı devraldı ve son ana kadar şanla, şerefle ve Allah rızası için yaptı. Türkler Müslüman olduktan sonra fiilen seyfullah/Allah'ın kılıcı vazifesini deruhte etmişlerdir. Atalarımız, Anadolu'da, Rumeli'de, Bağdat ve dolaylarıyla Kudüs ve çevresinde, Hicaz'da, Kuzey Afrika'da... Allah'ın askerleri olarak şehîd düşmüş, gazi olmuşlardır. İngiliz işgali üzerine Medine-i Münevvere ve Sevgili Peygamberimiz'in -sallallahü aleyhi ve sellem- Kabr-i Saadetlerini Vehhabi ve bedevî aşiretler değil Fahreddin Paşa ve aslanları tarihin en şanlı destanlarından birini yazarak müdafaa etmişlerdir.
Bugün "Millî Mücadele" diyoruz. Aslı "Millî Mücahade'dir/Millî Cihad". Millî şahlanış, Halife-i Müslimin Vahideddin Hân'ın "cihâd ilânı" ile başlamış ve bu kurtuluş muharebesine "Millî Mücahade" ismi verilmiştir. Bundan dolayıdır ki "Hind Müslümanları" kadınlarının kollarındaki bileziklere kadar toplayabildiklerini Anadolu'ya yollayarak cihada hiç olmazsa malen iştirak farzını yerine getirmek istemişlerdir.
Hilafetin Yavuz Sultan Selim Hân tarafından İstanbul'a getirilmesi 1526'dır. Ancak, Abbasilerden itibaren Halife, Türk askerinin korumasındadır. Yavuz'a kadarki sultanlarımız, halife değillerdi. Ama Kahire'deki halife, sembolik kalmış olduğundan devlet reislerimiz, bu mükellefiyeti yerine getirerek İslâm’ın izzet ve şeref bayrağını dalgalandırıyorlardı. Halife olmadığı hâlde o dönemde İslâm’ın izzet ve şeref bayrağını Fatih Sultan Mehmed Hân yükseltmiştir. Hilafet makamını Yavuz Sultan Selim Hân, caydırıcılık kudreti kalmamış III. Mütevekkil'den Kahire'de devralarak yeryüzünün Pâyitaht-ı ebedîsi İstanbul'a getirmiş, Hilafeti en çaplı ve çok diplomatik şekilde işletense Abdülhamid-i sâni olmuştur.
İngilizlerin Hilafeti kaldırtıp Hânedanı sürdürmeleri, İslâm âlemini başsız bırakmak içindi. İstanbul'da Müslümanların halifesi oldukça onlar, İslâm coğrafyasını istedikleri gibi sömüremiyorlardı. Müslümanlar, Lozan'dan bu yana bu sahipsizdir. Bir asır evvel siyon ve İngiliz iş birliği hâkimdi. Haçlı ve Yahudi emperyalizmi ortak çalışmıştı. Bugün de siyon ve neocon iş birliği mevzubahistir. Cüce İsrail, sömürgeci devletlere sırtını dayayarak 1948'den 1967'ye kadar geçen 20 sene içinde 20 kat büyüdü. İngilizler, bizde her şeyi alt-üst ederken Arap dünyasında da beyinleri yıkıyor, itikadları bozuyor ve coğrafyayı küçük parçalara ayırarak başlarına kendi adamlarını getiriyordu. Bugünkü birçok yönetim, o günkü bu çalışmaların devamıdır. Zaten Arapların, uzun asırlar boyu devlet idaresi, ordu teşkilatı ve İslâm düşmanlarıyla mücadele gibi faaliyetlerle alâkaları olmamıştı. Bu sebeple bugün Kudüs'ün anlamını, Harem-i Şerif'i, Müslümanlar arası birlik ve dayanışmayı kavrayamıyor yahut onlara kavratmıyorlar. Mescid-i Aksa'ya yapılan siyon tecavüzünün, Katar'a vaki olan ısmarlama saldırının hemen arkasından gelmesini tesadüf saymak zordur...
Kudüs’teki, Filistin’deki, Mescid-i Aksa’daki bu mücadele yeni değildir. Bu, mücadele cihanşümûl çapta bir hak ve bâtıl kapışmasıdır. En son ve en üstün Peygamberin, Mekke meydanından bütün yer yüzüne "lâ ilâhe illallah, Muhammed'ür Resulullah" gerçeğini tebliğ ve "hak geldi, bâtıl yok oldu" ilâhi buyruğunu ilân etmesiyle başlamıştır.
Sonraki o bütün Haçlı ittifaklarıyla savaşlar bunun devamıdır.
Bugün yapılan da başka bir şey değildir.
Siyonistler, Şanlı Peygamber önünde Hayber'de yaşadıkları hezimetin intikamını alma peşindeler.
Lozan'da afyonlanmış dev, bir asırlık bir aradan sonra yeniden doğrulmuştur. Dev, şuurunu, hafızasını toparlamakta, etrafını görebilmektedir. Yeniden İslâm’ın sancağını yükselten dev, manifestosunu duyurmuştur "Kudüs, namusumuzdur!"
Bir yanda hilal, diğer yanda siyon yıldızı ve haç. Bir asır önce olduğu gibi yine yedi cephede çarpışıyoruz. Arap dünyası ise gaflet uykusunda. "Arap dünyası" işgalci temsilcisi yönetimler, batıya kapılmış gamsız ve tasasız "beyaz Araplar"la bugün de Osmanlı olan halkı birbirinden ayırıyoruz, ayırmalıyız.
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
597785 http://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/rahim-er/597785.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
KAPAT