BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

VAR OLMA ŞUURU

5-BÜYÜK DEVLET OLMA ŞUURU

 
Büyük devlet olmak için büyük nüfus, büyük toprak, sağlam bir maarif, yenilmez ordu ve güçlü maliye olmazsa olmaz şartlardır...
5-6 milyonluk devletler, teknolojide ne kadar gelişmiş olursa olsunlar küçük kalmaktan kurtulamazlar. Şartlar her ne olursa olsun, nüfusları yüz'lü ve milyar'lı rakamlarla ifade edilen ülkelerse büyük devlet olmaya devam ederler. Bugün cihan devleti Amerika, 10 milyon km2'ye yakın topraklara ve 325 milyona yakın nüfusa sahip. Devlet-i âliyye, devam ediyor olsaydı bugün ABD'nin sahip olduğu nüfus ve toprak büyüklüğü civarında olurdu.
Bizim devlet anlayışımızda maddî kalkınmayla mânevi kalkınma at başı gider.
Kızılelma ufku, îlâyı kelimetullah/Allah'ın ismini yüce tutma fikri, "ya kuzgun leşe, yâ devlet başa!" cengâverliği, mânevi kalkınmanın itici güçleridir. Türkiye Cumhuriyetinden geriye doğru gidersek Osmanlı devleti, Selçuklu devleti, Büyük Selçuklu devletinden Göktürklere, Hunlara kadar kurduğumuz devletlerin hemen tamamı büyük devletlerdir. Bu, sadece biz Oğuz Türkleri için değil, diğer Türk  soyları için de böyledir. Yıldırım Han'la Timur Han'ın talihsiz bir biçimde çatışmaları, yerkürenin iki Tük devletine dar gelmesindendir. Babüroğullarıyla Osmanoğulları, biri Asya’nın güneyinde diğeri batısında olmak üzere eş zamanlı olarak aynı kıtayı bölüşmüşlerdir. Belki tarihin hiçbir döneminde bugünkü gibi 700 bin ölçekli bir vatanda yaşamaya mecbur kalmadık.
Toprak büyüklüğü ve maddî ve mânevî kalkınmışlık bakımından Kanuni Sultan Süleyman Hân devrinde zirvedeydik. Memâlik-i şâhane, 23 milyon 400 bin kilometrekareydi. Ancak ümerada/iyi yetişmiş devlet adamlarında, ilimde, fıkıhta, tasavvufta, şiirde, nesirde, mimaride, askerlikte de ve daha ne varsa hepsinde de zirve dönemimizdir. Devlet, cihan devletidir. Padişah, yalnızca ülkenin değil, cihanın da padişahıdır. Hayatımızda Ebussuudların, Bakilerin, Aziz Mahmud Hüdâîlerin, Barbaros Hayreddinlerin, Mimar Sinanların ve daha nice değerin var olduğu bir altın çağdır. Böyle bir padişaha Avrupa "Muhteşem Süleyman" der. Hâlâ da öyle anar. Ancak; o Muhteşem Süleyman, Allah'ın huzuruna giderken kendi başına karar verip iş görmediğini isbat zımnında Ebussuud Fetvalarını sandukasına koydurmaya kendini mecbur hisseder.
Bu büyüklükten ilk gerilemeye başlamamız 26 Ocak 1699 tarihli Karlofça Andlaşmasıyla oldu. O günden 1876'ya kadar 176 yıl boyunca kayıplarımız devam edecektir. Toprak kaybımızın durması, 31 Ağustos 1876'da işbaşına gelen Abdülhamid Hanla olacaktır. Bu padişah, 27 Nisan 1909'da devleti, İttihad Terakki cuntasına teslim etmek zorunda kaldığında Osmanlı ülkesi 5 milyon km2'dir. Bu mecburi devir, üzerine Abdülhamid Han'ın söylediği bir söz vardır. Bu bir keramet midir? Ne ise odur ama kesin olan bir şey var ki söz, hakîkattir ve öylece de tecelli edecektir. Söz şudur: "Devleti 10 sene idare etsinler; 100 sene idare ettik desinler!" Aynen öyle olur. Alman güdümlü İttihadçı eşkıya, işbaşına geldiğinin onuncu yılında devleti batırmış olarak her biri bir yabancı ülkeye kaçar. Millet, canını dişine takarak millî mücadelesini yapıp baş aşağı gidişi  770 bin km2'de zor durdurur.
Toprak değil, gönül ve fikir fethetme çağındayız. Bugün yapılacak olan nüfusumuzun gerilemesini önlemek, maliyemizi büyütmeye devam etmek. Adalet tesis edebilen bir hukuk mevzuatı geliştirmek, güçlü ordudan taviz vermemek, ilim ve teknolojide dünya ile yarışmak, sağlam bir eğitimle nesillerin din şuuru, tarih şuuru, dil şuuru, medeniyet şuuru ve büyük devlet olma şuurunu beslemektir.
Yüksek lisans ve doktoralarla zaten uzun olan eğitim süresi daha da yükselmiş, bu da evlilik yaşını yukarılara çekmiştir. Bu durum, nüfus artışına olumsuz  tesir ettiği gibi tek çocuk veya iki çocuğun rağbet görmesi de nüfusumuz için aleyhte olmuştur. Bu yanlışlık, Amerika’nın aksine daha önce Avrupa'da yaşandı. Şimdi Avrupa'da nüfus gerilemektedir. Çalışmaya gelmiş yabancılar olmasa vaziyetleri daha da kötüye gidecektir. 3 milyon Suriyelinin bize ilticalarını bir de bu açıdan değerlendirmeli.
OMT/Osmanlı Milletler Topluluğu, gönül coğrafyamızdır. Tarihin bir döneminde bizim olan topraklar Yemen'den Cezayir'e, Mohaç'tan Tiran'a, Bağdat’tan Mekke'ye, Kırım'dan Kıbrıs'a kadar eski büyük vatanda kale, köprü, cami, saray, sebil türbe, şehidlik, çınar ağacı, hâlen devam eden insan hatıralarımız ve silinmez izlerimiz vardır.
Oraların gözü bizdedir. Ancak; sanılmasın ki gözü ve ümidi bizde olanlar sadece Kosova'dakiler, Filistin'dekiler veya Somali’dekilerdir. Kafkaslar, Orta Asya, Doğu Türkistan, Singapur, Endonezya ve Brezilya'daki Türk, Arap veya başka ırktan Müslümanların da gözü ve ümidi bizdedir.
Biz 5 asır boyunca şanlı ve âdil bir Cihan Devletiydik.
4 asır boyunca hürmetle yâd edilen Dar'ül Hilafe, hilafet merkezi olduk.
Şerefli ecdâdın bu şerefli mirası, bugün bizi yeniden büyük devlet olmaya mecbur ve mahkûm kılıyor.
Hedef belli olmuştur.
Kızılelma'nın ışıldadığı yıldızlar bellidir.
15 yıldan beri öncelik maddi kalkınmadaydı. Şimdi maddî ve mânevi kalkınma hamlelerinin at başı gitmesiyle 29 Ekim 2023'te Büyük Türkiye güneşi ve 26 Ağustos 2071'de de Cihan Devleti Türkiye güneşi yükselecektir.
Bu yolda her öğretmenin, her gence söyleyeceği söz, tek cümledir:
-Deden yaptı; sen de yaparsın!!!
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
597985 http://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/rahim-er/597985.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
KAPAT