BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

FETHİ GERÇEKLEŞTİREN RUH

Şanlı Peygamber’in -aleyhisselam- Konstantiniyye için istikbale dönük olarak tebşir buyurdukları o meşhur Hadis-i şerif, sağlam ravilerin nakilleriyle kıymetli kaynaklarda mevcuttur.
Konstantiniyye’yi İstanbul, Ayasofya’yı camii kebir, şehri mü’min yapan, onu cihanın merkezine oturtan, Dar’ül Hilafe kılan, semalarını Ezan-ı Muhammedî ile nakışlayan sebep, bu muştu, bu ulvî ve kutlu sözdür.
O söz, mübarek Peygamber kelamı, asırlar içre Kureyş Arapçasının olanca fesahat, belagat ve ahengiyle Müslümanların kalbinde ve dilindedir:
-Letüftehannel Konstantiniyyete. Veleni’mel emîrü emîrüha, veleni’mel ceyşü zâlikel’l ceyş!..
-Konstantiniyye, elbette fethedilecektir. Onu fetheden kumandan ne güzel kumandan, onun askeri ne güzel askerdir!..
Bizim araştırmamıza nazaran Sevgili Peygamberimiz, bu Hadis-i şerifi, Uhud imtihanından sonrasında Hendek Harbi’nin müdafaa hazırlıkları esnasında Uhud’dan dolayı yaşanan mahzunluğu silmek için buyurmuş ve ümmetin önünde muhteşem bir ufuk açıp onun tam ortasına Kızılelma olarak İstanbul’u oturtmuşlardır.
Bundan dolayıdır ki Hicri takvimle 11, Miladi takvimle 632’de ebedi âlemi teşrîf etmelerinin ardından henüz çeyrek asır bile geçmeden İslam orduları, çelikten iradelerle Bizans surlarının önünde belirmiş, Ayasofya’nın kubbesini uzaktan seyrederek hasret kaldığı hilali bu kubbeye dikmenin tasavvurlarını yapmışlardır.
Büyük Roma İmparatorluğu’ndan kopmuş onun doğu kanadı “Bizans” nam Şarkî Roma İmparatorluğu, 29 kere kuşatılmıştır. Bu muhasaraları yapan orduların 7’si Emevi ve Abbasi Devletleri devri Müslüman Araplar, 5’i Osmanlı Türkleridir. Diğerleri Farslardan, Avar Türklerinden, Avrupa ırklarına kadar muhteliftir.
Halife Muaviye ve Yıldırım Bayezıd, Konstantiniyye’yi birden fazla kuşatmışlardır. İlk fetih hamlesi, Şanlı Peygamberden 22 sene sonra 654’de Emevi Hükümdarı Muaviye’nindir.
İlginç olansa Devleti Osmaniyye, Emir Timur’la kapışma sonrasında “Fetret Dönemi” denen var olma veya yıkılıp kaybolma badiresindeyken bile şehzade Musa Çelebi’nin babası Yıldırım Bayezıd Hân’ın yaptığı iki kuşatmaya üçüncüyü eklemesidir.
Bugün İstanbul’un sur önlerindeki gözden saklı manevi iklim, sadece 29 Mayıs 1453’ün değil, diğer Müslüman kuşatmaların da yadigârı şehid sahabe ve tabiîni de ağırlayan cennet bahçeleridir.
Eyüb Sultan Halid bin Zeyd’in türbesinden Eğri Kapı ve neredeyse her sur önüne kadar bilinen ve bilinmeyen sahabiler ve tabîin, o destâni seferlerin hâtırasıdır.
Konstantiniyye, daha evvelki 28 kuşatmada düşmedi. Kader, zafer için 21 yaşındaki genç bir sultanı hazırlıyordu. Murad-ı Sâni’nin oğlu olan genç Padişah, kutlu ordusuyla birlikte 52 gündür Topkapı surlarının önündeydi. Şehrin sukutu için Karadeniz-Marmara su yolunu kapamak için inşa edilen Boğazkesen Hisarı’na varıncaya dek lazım gelen her şey yapılmış, aralıksız taarruz edilmiş, şehidler verilmiş, kelleler alınmış fakat maksat bir türlü müyesser olmamıştı. Buna rağmen yarın dünyanın önünde hürmetle ayağa kalkacağı dâhi kumandan yılmamış ve ordusuna şöyle seslenmişti:
-Ya Bizans beni alacak veya ben Bizans’ı alacağım!!!
Bu yüksek iradeyi besleyen, daha yüksek başka bir iradeydi:
Müşrikler bir gün Sevgili Peygamberimize gelerek iddiasından vazgeçmesi için üst üste dünya nimetleri vadettiler. Aldıkları cevap şuydu:
-Bir elime ayı, bir elime güneşi verseniz yolumdan ve dâvâmdan vazgeçmem!
Bir kararlılık, ancak bu kadar kısa ve kat’i bir hükümle ifade edilebilir.
Murad bin Mehemmed’i “ Fatih Sultan Mehmed Han” yapan sır, işte bu iki Hadis-i şeriftedir. Böylece 53’üncü günde Fetih müyesser olmuş, Ayasofya’da şükür secdesine varmış, bu eseri camileştirdikten sonra da vakıf hâline getirerek kıyamete kadar gelecek evladlarına emanet etmiştir.
Konstantiniyye harikulade bir kuşatmayla fethedilip İstanbul yapılmasaydı, o hükümdar, Murad oğlu Mehemmed olarak kalacak ve fatih unvanına kavuşamayacaktı, Osmanlı, Cihan Devleti olamayacaktı, Cihan devleti olamayınca ömrü, 6 buçuk asrı bulamayacaktı, Avrupa, Osmanlı Medeniyetini tanıyamayacağı için Orta Çağ geriliğinde sürünüp duracak ve sonraki sanayi inkılapları dâhil birçok büyük keşif yapılamayacaktı.
Müslüman Arap’ın da Müslüman Türk’ün de ruhunu tutuşturan Şanlı Peygamberin “elbette” teminatıyla verdikleri fetih müjdesi ve her rütbenin üstünde olan “güzel kumandan” ve “güzel asker” rütbesidir.
Bu söze duyulan aşk ve müşrikler önünde gösterilen o kararlılıktan alınan ders, bize İstanbul’u fethetme şerefini bahşetmiştir.
Osmanlının hiçbir hizmeti olmasa Konstantiniyye’yi fethetmek tek başına her şeye bedeldir.
O güzel kumandanın evlâdları, bugün de Ege’de, Akdeniz’de, Suriye’de, Irak’ta ve dünyanın sair yerlerinde Yahya Kemal’in terennümüyle İslam’ın son ordusu olarak kartal pençeleriyle mübarek vatan ve istiklal vazifelerini eda etmekteler.
O ufku çizerek Kızılelma’mızı oraya oturtan Şanlı Peygamberle o güzel kumandan ve onun güzel askerlerine, selam, hürmet ve rahmetler olsun. Himmet ve şefaatleri hiçbir zaman bu vatanın göklerinden ve kaybolmasın.
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
608205 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/rahim-er/608205.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT