BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

DEVLETİN YETİMLİĞİ!

Mahkeme hükmü, mahkeme kararı, o devletteki adaletin tecelli etmiş, gün yüzüne çıkmış, tebellür etmiş yani billurlaşmış şeklidir. Şahıslar üzerinde durmaya gerek yok. Şahıslar, bugün şunlar olur, yarın bir başkaları. Kişiler değişir, hatta mahkeme hey’etleri de gelip geçer ama adalet veya adaletsizlik, şeref veya mahcubiyet belgesi olarak devam edip gider.
Adalet tevzii, adalet dağıtma mükellefiyeti, bir cemiyeti, devlet olma ulviyetine yükselten birkaç olmazsa olmaz şarttan biridir. Ezansız, Bayraksız, ülkesiz, milletsiz, maliyesiz, ordusuz olunamayacağı gibi adaletsiz de olunamaz.
O kadar ki adalet, o ülkede mukim her dil ve her dindeki herkese lâzımdır.
Biz, lisanında “şeriatın kestiği parmak acımaz” yakuttan cümlesi olan tek milletiz. Şu var ki bu söz, son asırda hayattan çekilmiştir. Sabah-akşam, ilericilik, çağdaşlık, hastalıklı ideoloji adına şeriata hakaret edilirse o hayat, kirli havada boğulmuş olur. Hâlbuki o cümlede kastedilen adalettir. İslam’ın hukuk, ceza, ticaret, beşerî veya ammeyle alakalı haklarına dair maddeler manzumesi kastedilmektedir.
Son iki asırda değerli çok çok şeyimizi kaybettiğimiz gibi adaleti de kaybettik. İmparatorluk, dirayet, adalet, komşuluk, Türkçe... ne varsa gitti.
Şimdi; varılan yerde yargı paketleriyle kompartımanlar tanzim edilmekte. Hâlbuki lokomotif ithal, döşenmiş raylar yabancı malı.
Bu gerçeğe rağmen mutlak adalete erişilemezse bile ona mümkün mertebe yaklaşmaya çalışmalıdır:
-Uzayan yargı, adalete sekte vurur.
-Lüzumsuz tutuklama adaleti baştan mağdur eder.
-Tenakuz, çelişki teşkil eden kararlar, adalete çıkmaz lekeler sürer.
Beraat alan bir kimsenin 4-5 yıl tutuklu kalmasının izahı olamaz. İdam verilmiş mahkûma dönüp önce 10 sene sonra tahliye vermenin hiçbir gerekçeyle izahı mümkün değildir.
Eğer bunlar yapılırsa millet vicdanı sessizce ve derinden kanar. Bugün o hâldeyiz. Hâlbuki önümüzde ne çok ibretlik ve utandırıcı malzemeler var. İstiklal Mahkemelerinin hükümleri, cinayetti. Yassıada vahşet ve cinayetti, 12 Eylül katliamdı. 28 Şubat ve Ergenekon dâvâları, talimatların tortusuydu.
Kılı kırk yararak muhakeme ve muhasebe yapmalı ve bugün bu ayıplar tekrar etmemeli. Tehdit, baskı ve talimatla verilen kararların adaletle alakası olmadığı gibi hatır, gönül veya başka sebeplerle verilen kararlar da adalet değildir.
Polisin, istihbaratın, askerin hayatını ortaya koyarak yakalayıp sana teslim ettiklerini Batı’nın nazlı hatırına binaen serbest bırakırsan bunu ne bugüne ve ne de yarınlara izah edebilirsin. Bu nasıl bir uçurumdur? Niçin idam verdin, neden on senelere geriledin niye yarı yoldayken salıverdin?
Amme, millet bu olanları kabullenemiyor. Gaziler küskündür, şehid yakınları muzdarip, şehidlerin kemikleri sızlıyordur.
Vicdanlar bir kere daha rahatsız.
Bir kere daha söyleyelim ki mesele, gündemdeki birkaç isim değildir. Mesele, aletle alakalı. Ne demiş atalar? “Kem alâtla kemalât olmaz.” Kötü aletten olgun eser çıkmaz!
Hissî olmadan, partizan düşünmeden, ideoloji bataklığına düşmeden bu meseleleri derinlemesine düşünmeliyiz.
Adaletsizlik, devletin yetimliğidir.
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
610644 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/rahim-er/610644.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT