BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Oynanan oyun benim karakterimdir

Buradan Çıkış Yok
Ümit Aktan
Facebook

Bir maçın sonrasında ‘karakterli oyun’ sözünü kullanmak her teknik adamın bayıldığı bir cümledir.
Ancak sadece ‘tecrübe’ dediğimiz dikenli yollarda zaman tüketmiş ve derisi nasır bağlamış teknik adamlar yıpranırken bile sahaya bir karakter koyabilen oyuncular üretirler.
Kendileri seçmemiş olsalar bile.
Ya da kendisi et ustası isterken ona Çin mutfağı uzmanı verilmiş bile olsa.
Peki... Tecrübe nedir?
“Tecrübe; hayatın sana kel kaldıktan sonra tarak bahşetmesidir...”
Tek tek bakalım o zaman...
Fatih Terim bunun en önde yer alan üç kişilik örnek tablosunda baş köşededir. Karakterini benimsemiş oyuncuları yoksa da; oluşturur ve savaşır. Pes etmez. Yenilmek asla karakteri olmamıştır.
O nedenle önde adamım yok demez, gerekirse iki stoper kılıklı oyuncuyu bile en uca atabilir.
Elindekinden en iyi malzemeyi çıkarabilecek bir figürdür Türk futbolunda.
Şenol Güneş o üçlü resimde yer alan çok önemli bir futbol adamıdır.
O da elindekinden en iyi sofrayı kurabilen bir uzmandır. 1 saatten fazlasında savunmanın göbeğindeki en önemli adamlarından birini kaybedip bir eksik oynamasına rağmen maçı çevirebilecek bir tecrübe sunar bize.
Antik Roma İmparatorluğu’nu yöneten üçlü "Triyumvira" resmine girebilen üçüncü görüntü Mustafa Denizli’dir.
Gelir gelmez ‘şampiyonluk’ kelimesini kullanmamaya çalışan camianın ve oyuncu gurubunun ruhuna girmiş, bam teline basmış, gönüllerine ulaşmış ve o kelimeyi açık açık kullanmıştır.
Şampiyonluk onun da karakteridir.
Bu üç efsaneye ‘korkak, işi bilmiyor, bıraksın artık’ diyeni Allah çarpar; ona göre.
Üçü de nimettir onların.

Ve diğerleri
Erol Bulut bu yola girmiştir ve hangi keskin viraja kadar sürdürebilir; bilemem. En azından takımını farklı geriye düştüğü bir mücadelede maçı alabileceğine inandırarak kendini kanıtlamıştır.
Rıza Çalımbay da bir ekoldür. Sağlamcıdır, garanticidir. 90 artı 4’te golü kovalaması bile ondaki olumlu değişikliği ortaya koyar zaten.
Tamer Tuna ve Bayram Bektaş ‘tarz’ teknik adamlardır.
Oyun karakterleri ferah lig macerası yaşamalarını sağlar ama o kadar. En öndeki rezerve koltuklara oturmaya yetmez.
Abdullah Avcı ise bilimi ve teknolojiyi fazlasıyla kullanan, sevk ve idarede kendisine inandırdığı çeşitli yaş gurupları oyuncularını başarıyla maceranın en önemli aktörleri arasında tutmaktadır.
Bence Göztepe, Bursaspor veya Ankaragücü gibi sahayı inleten seyircisi olmaması en büyük sorunudur.
O da onun sorunu değildir!

Ne VAR ne YOK!
Türkçemize has bir kelimedir  ve ‘N’AABERR?’ deriz ve sorulabilecek tüm soruları sormuş oluruz muhatap aldığımız kişiye.
VAR sistemini de kendimize özgü bir hâle getirmenin eşiğindeyiz.
Yarın bir gün, kar var, sıkı yağmur yağacak, şimşekler çakabilir ülkenin bir yerinde ve tüm bunlar olduğunda ‘ARIZA’ veren uydu görüntüsünü hatırlatırım.
RİZE’den 160 kilometre uzakta ve yörüngede olan bir uyduya giden görüntü 160 kilometre de dönüp RİVA’da bir salona inecek ve orada yapılan analiz tekrar Rize’de bir hakemin kulağına fısıldanacak ve o süre boyunca ülke şartlarında sağlıklı analiz yapılacak. “Ölme eşeğim ölme” demekle eşeğin ömrü uzamaz arkadaşlar.

POST-IT
Farkında mısınız; hiç millî maç haftası yok.
Hatta büyük kalabalık ‘ne güzel birbirimizin kafasını kırmaya başlamıştık, nereden çıktı bu ara” şeklinde düşünüyor.
Biri resmî iki maç oynayacağız ve ilk defa kimse ‘Onu niye çağırdı da bunu niye çağırmadı’ havasına bile giremiyor.
Kafası en rahat teknik adam ise Mircea Lucescu oluyor.
Âlem kendi takımı, oyuncusu ve teknik adamı ile yönetiminin derdinde.
Millî takımı dert eden yok.

S-ÖZ
“Bir yalana inanmış olmak sizi aptal yapmaz, çünkü saf olmak karaktersiz olmaktan çok daha iyidir”     (Victor Hugo)

 

  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
604574 http://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/umit-aktan/604574.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT