Ayak sesleri duymuştuk!..

A -
A +
 “Hepimiz korku içerisindeyiz. Geceleri de gözümüze uyku girmiyor... Tedirgin oluyoruz...”
 
Adamcağız başladı anlatmaya:
"Adım Yusuf… Bağcı'nın Yusuf derler... Evimiz köyün üç-dört yüz metre dışında; yolun üzerinde, bağımızın içerisindedir... On gün kadar önce, köye Yunan askeri geldi... Askerler köye konuşlandı... Korkudan doğru dürüst işe gidemiyor, hayvanlarımızı çayıra salamıyorduk... Yunan subay ve askerleri güven vermiyorlardı çünkü..."
Bağcı'nın Yusuf burada ellerini yüzlerine kapatıp hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Oğlunu bağrına basarak duygularına hâkim olmaya çalışıyordu. Kendisini zor sakinleştirerek ve zorlanarak anlatmaya devam etti:
"Köyümüzde Dimitri adında birisi var. Eskiden beri köyde kalır bu adam. Değirmeni de var. Bu adam Rum kökenli biridir ve köye Yunan askeri geldiğinden beri, her gün Yunan subayları ile el ele kol kola geziyorlar. Yiyor içiyorlar, köyde çeşitli çılgınlıklar ve bize uymayan etkinlikler yapıyorlar... Bu edepsizlikleri yavaş yavaş namuslara el uzatmaya kadar gidiyor. Hatta köyde sabahlara kadar eğlendiklerine dair sözler kulaktan kulağa yayılıp duruyordu... Hepimiz korku içerisindeyiz. Artık geceleri de gözümüze uyku girmiyor... Biz de karım da tedirgin oluyoruz... Ben her ne kadar kuşkulu olsam da çocuğum ve karım teselli olsun diye hep soğukkanlı gözükmeye çalışıyorum. Hatta karım bir gün önce dedi ki:
-Bugün Dimitri’yi gördüm. Bizim evi seyrederek buradan geçti. Bakışlarını hiç beğenmedim!..
Bu sözden iyice huylandım... O gün eve erken gelip kapımı kilitledim. Pencereleri kapattım. Işığı da söndürdüm... Korkuyla beklemeye başladık...
Gece yarısına doğru karımla birlikte sıçradık yerimizden... Çünkü ayak sesleri duymuştuk...
Karım, duyduğu ayak sesleri sebebiyle korkuyla gözlerimin içine bakarken, ben hemen silahımı alıp, kapıdan yana gittim. Ayak sesleri ve alçaktan konuşmalar duyulmaya başlamıştı.
Daha sonra bir ışık yaklaştı. Kapı vuruldu. 'Kim o?' diye seslendim. 'Yusuf, benim. Ben Dimitri! Korkma aç kapıyı. Şöyle geçerken, yüzbaşımla uğradık. Bir kahve içip gidecekler... Sana zararları dokunmaz' dedi.
Tepemden aşağı kaynar sular döküldü… Silahım elde, kapının arkasına iyice sokuldum. Açmak ve ses vermek istemiyordum. Başladılar kapıyı şiddetli vurmaya. Hem vurup hem de 'Haydi aç şu kapıyı!' diye konuşuyorlardı.
Bu arada öfkelenmiş olacaklar ki birisinin 'açmazsa gaz dökün yakın bu evi!' dediğini duydum..." DEVAMI YARIN
UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.