BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

“Dik başlı” değil, “başı dik” çocuklar yetiştirelim -1-

Yetenekli Kalemler
Facebook
"Çocuğunuzu anlayabilmeniz için, onu kendine özgü gelişim biçimi içinde, bir bütün olarak görebilmeniz gerekir. Ana-babalık sanatı üzerine kurulan eğitsel olguyu iyice sindirin içinize. Çocuk yetiştirmek, güç ve karmaşık bir iştir. Ne var ki dünyanın mutluluk getiren, insana huzur veren en tatlı uğraşılarından biridir. Bir ananın dünyaya sunacağı en önemli armağan, mutlu ve güvenli bir insan olarak yetiştirilmiş çocuklardır." (Dr. Fitzhugh Dodson)
Disiplin, özgürlüğün kısıtlanması değil, işlenmesidir. Aşağılayan, alçaltan, ruhu ezen bir düzenleme insanı daha kötüye götürür. Kötü duyguları açığa çıkararak isyana sevk eder. Disiplinde aşırı uygulamalar, disiplinin en büyük düşmanıdır.
Siz çocuğunuza şiddet uygularsanız o, kendisine yönelmiş her şiddete boyun eğecektir. Ya da kendisi herkese yönelen bir şiddet olacaktır.
Sürekli hakaret, tehdit, aşağılama, şiddet, çocukta kötü duygular uyandırır. Çocuk bu kötü duygularla dost olmaya başlar. Bu, "ruhsal zehirlenme"dir.
Çocuğu öfkenize ve cezalarınıza alıştırmanız, onun üzerindeki müdahale gücünüzü ağır şekilde yaralar. Siz konuşursunuz fakat o sizi duymaz. Baskı, dayak ve sindirme ile ancak köle ve gölge kişilikli çocuklar yetişir.
Şiddet, entelektüel birikimin, duygusal derinliğin ve aklın bittiği yerde başlar. Şiddet cehaletin göstergesidir, çaresizliktir.
Çaresiz ise eğitimci olamaz. Şiddet uygulanan bir çocuk kendisine güvenini, saygısını ve utanma duygusunu kaybeder. Kaybolduktan sonra geriye kalan varlığı eğitmek imkânsızdır. İmha etmek ceza olamaz.
Disiplin baskıya dönüşmemeli, özgürlük sınırsız olmamalı. Dengeyi sağlayabilmekten başka çaremiz yoktur. İyi insan yetiştirmek kolay değildir. Aşırı korumak kadar, aşırı baskı da yanlıştır.
Çocuk sokağa da bırakılmalıdır ama sokakta bırakılmamalıdır.
Çocuğa çok baskı yapıyorsanız ‘utangaç’ hiç terbiye vermezseniz ‘utanmaz’ olur” diyor R. Şükrü Apuhan. Kimi babaların dayak konusundaki tutumları pek katıdır: "Babamızın elinden sopa düşmezdi. Yediğim dayağın sayısını unuttum. Dayaktan korkardım ama benim iyiliğim için döverdi. Adam olayım diye döverdi. Bu yüzden hiç zararını görmedim!"
Böyle konuşan baba, adam olmuşsa, dayak yediği için değil, dayağa rağmen adam olmuştur. Kişiliğinde, aransa, kendi göremediği yara izleri bulunabilir. Tek başına dayakla adam olmuş insan gösterilemez!
             Seyfettin Karamızrak
 
 
ŞİİR
 
                    Mezarlıkta
 
Bazıları beli bükük, aksakallı dedeler.
Bazıları servi boylu arslan gibi yiğitler.
Bazıları süt çocuğu hiç günahsız bebeler.
Uzanmışlar mezarlığa sessiz sakin yatarlar.
 
Bazıları zengin imiş, yokluk nedir bilmemiş.
Bazıları şöyle sıcak çorba bile içmemiş.
Bazıları bu dünyada rahat nedir, görmemiş.
Uzanmışlar mezarlığa beraberce yatarlar...
 
Bazıları soylu imiş, taşlarında yazıyor.
Bazıları unutulmuş, mezarı küf kokuyor.
Bu toprağın altı var ya her oyunu bozuyor.
Uzanmışlar sıra sıra sessiz sakin yatarlar.
 
Nerde şimdi o bol keseden atanlar.
Haram helâl demeyip de yutanlar.
Rahat içre kuş tüyünde yatanlar.
Uzanmışlar toprağa sessiz sakin yatarlar.
 
Artık ihtiyaç yok, mala mülke paraya.
Kimdir bunlar? Ne için gelmişler ki buraya?
Veda eylediler hepsi işte yalan dünyaya
Uzanmışlar sıra sıra sessiz sakin yatarlar.
                           Sabri Elmas-İstanbul
 
 
ENTERESAN BİLGİLER
 
Türkler her dile anlam katmıştır
“Türklerin bu hâliyle aslında o dillere de ufuk açtığını, derin manalar yüklediğini görüyoruz. Benim bir asistanım vardı. Kendisi Arabistan’dan gelen bir öğrenciydi. Bir gün dedi ki: “Hocam sizin bildiğiniz mükemmel Arapçayı biz kendi dilimizde bilmiyoruz...”
Dedim ki: “Ben Arapça bilmiyorum. Ben hasbelkader Türk Dili ve Edebiyatına vâkıfım. Bildiğimi söylediğin Arapça kelimeler bizim edebiyatımızda var.” Şaşırdı kaldı. Niye? Çünkü biz Arapçaya onların kullanamadığı birçok derin manalar vermişiz. Mesela, Arapçada kullanılmaz “hasbelkader”, “tayyare” kelimesi. Arapçadır ama Türklerin Arapçaya kattığı yepyeni bir Arapça kelimedir. Türkçe bu manada Arapçanın da ufkuna ufuk katmıştır. Farsçanın da…” [Prof. Dr. Kemal Yavuz]
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
609852 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/yetenekli-kalemler/609852.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT