BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Bu kafaya isyan ediyorum

Yücel Koç
Facebook
Bizler iyi niyetle hep şunu yazdık köşelerimizde;
“Bu ülkenin vatansever solcuya da, Atatürkçü’ye de, Kürt'e de, Alevi’ye de ihtiyacı var.
Bir yolunu bulup ön yargıları kıralım…
Ülkemiz, devletimiz, milletimiz ve bayrağımız için birlikte mücadele edelim.”
Peki, karşı mahalle ne diyor?
           ***
Mine Kırıkkanat denilen gazeteci müsveddesi, CHP’nin kurduğu Halk TV’ye çıkmış, aynen şunları söylüyor;
“Kendileri neyden şikâyet ediyorlardı?
Bizim dinimizi yaşamamızı engellediler.
Camilerimizi ahıra çevirdiler.
Duaları bile gizli gizli yaptık.
Çocuklarımızı türbanlı diye okula almadılar…
Böyle demediler mi?
E şimdi de siz bizi mağdur ediyorsunuz.
Şimdi de siz Atatürk’e küfrediyorsunuz.
Türkiye’de sokak isimleri, mahalle isimleri çok yaşamazlar.
Biz sizin Atatürk dışında verdiğiniz isimleri gün gelecek yine Atatürk olarak değiştireceğiz (İstanbul Havalimanı için söylüyor).
Çünkü siz sayın muktedirler, mağduruz diye ağladığınız her şeyi bize yapıyorsunuz.
Çocuklarımızı işe almıyorsunuz…
Atatürk’ümüze dil uzatıyorsunuz...
Bizi istediğimiz gibi özgürce yaşamaya bırakmıyorsunuz...
Gazeteciliğimizi sansürlüyorsunuz, hapse atıyorsunuz.
Şimdi biz mağduruz.
Bunun da bir hesap günü gelecek.”
           ***
Şu kafaya bakar mısınız?
O bunları söylerken, salondakiler de alkışlıyor.
Yanında da bir başka kadın gazeteci var...
Ayşenur Arslan.
Onu da “Cuma mübarek gün falan değil”,
“Artık CHP öğrenmeli ki, demokrasi dediğimiz şey sadece sandıktan geçmiyor.
Kürt siyasi hareketi, nasıl yüzde 40 küsur ile gelmiş AKP iktidarını masaya oturtup bilek güreşi tutuyor.
Arkasında silahlı mücadele var, onun getirdiği bir gözdağı var.
Arkadaş biz de silahlı mücadeleye başlayalım demiyorum ama silahlı ya da silahsız mücadele etmek, bedelini ödetmek lazım.
Her şey daha yeni başlıyor” sözlerinden hatırlarsınız.
Bizler, hassasiyetle onlara el uzatmaya çalışırken, onlar televizyonlarından ve gazete köşelerinden işte böyle nefret kusuyor.
           ***
Elbette ki, CHP’ye oy veren herkes onlar gibi düşünmüyor.
Tabii ki, onların sözleri mensubu oldukları kesimlerin görüşlerini tam olarak yansıtmıyor.
Fakat bu tipler, aynı görüşü paylaştıkları kitlelere öfke ve nefret tohumları ekiyor.
Bunlar açık açık kamuoyunun gözleri önünde oluyor ve kimse bunlara hesap sormuyor.
           ***
Mine Kırıkkanat gibi tipler, muhafazakâr kesime tek parti dönemi, Başbakan ve bakanların asıldığı darbeler, hatta AK Parti’nin ilk yıllarında bile yapmaya çalıştıkları zulmü unuttuğumuzu sanıyor olmalı ki, utanmadan üste çıkmaya çalışıyor.
Evet, bu ülkede camileri sattınız, ahıra, meyhaneye çevirdiniz -ki bunların hepsi belgeleriyle mevcut.
Kur’ân-ı kerim okumayı, ibadet yapmayı engellediniz.
Başı kapalı çocukları okullara almadınız.
28 Şubat döneminde, başı kapalı kadınları ‘kamusal alan’ diye taksiye, belediye otobüsüne bindirmemeyi bile konuştunuz.
Dinini özgürce yaşamasına izin vermediğiniz halka, bunları AK Parti kazandırdı.
Zaten bunun için 16 yıldır iktidarda ve siz nal topluyorsunuz.
Ayrıca, silahlı bir mücadeleden bahsediyorsunuz…
Ama 15 Temmuz’u unutuyorsunuz.
           ***
Gelelim, mağdur edebiyatına…
AK Parti, ‘mağduruz’ diye ağladığı her şeyi onlara yapıyormuş!..
Peki, hangi özgürlüğünüz kısıtlandı bugüne kadar?
Başı açık okula gitmenize mi engel olundu, içki içmenize mi?
Hesap sormaktan bahsederken, size ne yaptı ki, neyin hesabını soracaksınız?
‘Gazetecilik’ kisvesi altında apaçık provokatörlük yaptığınız hâlde bakın size dokunan bile yok…
Hangi sansürden bahsediyorsunuz?
           ***
Bakın, burada bir parantez açayım…
İktidara yakın medya organlarında benzer bir hataya düşene hemen soruşturmalar açılıp, programları yayından kaldırılırken…
AK Parti’ye oy verenler ‘hesap sormak’‘bedel ödetmek’le aleni biçimde tehdit edilirken niye savcılarımız harekete geçmekten imtina ediyor?
Toplumun hassasiyetlerini gözetmek, halkı kin ve nefrete, ayrımcılığa teşvik etmemek sadece iktidara yakın medya organlarının mı görevi ki, diğerleri istediği gibi kışkırtmacılık yapıyor?
Bakın, bu kafaya isyan ediyorum.
 
 
 
*************
 
İki havalimanı arasındaki fark
 
Çarşamba günü İstanbul Havalimanı’ndan ilk yurt dışı seferini yapan uçaktaydım.
Göğsümüzü kabartan terminalden geçip uçağımıza bindik ve KKTC’ye uçtuk.
Ertesi gün dönüşümüz Atatürk Havalimanı’naydı…
2000 yılında hizmete açılan ve 2004’te yapılan ek tesisle genişletilen Dış Hatlar Terminali, İstanbul Havalimanı’nın yanında inanın Esenler Otobüs Terminali gibiydi.
Tecrübe ettiğinizde siz de benzer bir hisse kapılacaksınız ve yeni havalimanının Türkiye’nin imajına nasıl bir fayda sağlayacağına gözlerinizle şahit olacaksınız.
 
 
 
*************
 
Gençler için müthiş çözüm
 
Gazetemizin iki gün üst üste manşetten yer verdiği tek tip askerlik düzenlemesi, çok ince çalışılmış ve Türkiye’nin temel problemlerine çözüm getirecek detaylarla dolu.
Mevcutta 12 ay olan zorunlu askerlik süresi 9 aya inecek.
Yedek subay, kısa dönem, uzun dönem ayrımı bitecek.
Herkes üç ay zorunlu temel askerlik yapacak.
Doktor, öğretmen, hâkim gibi meslek sahipleri bu üç ay için tarih seçebilecek.
Kalan 6 ayı herkes bedelli yapabilecek.
Böylece ‘bedelli’, ‘dövizli’ tartışmaları gündemden düşecek.
           ***
Düzenlemenin daha önemli bir detayı var ki, o da dünkü manşetimizdeydi.
Uzun dönem askerlikten yırtmak için çoğu açık öğretim olmak üzere, üniversitelere akın eden gençler, bu zaman kaybı ve maddi külfetten kurtulacak.
Üniversitelere gerçekten okumaya niyeti olanlar gidecek ve böylece eğitimin kalitesi yükselecek.
Yükseköğrenime niyeti olmayanlar ise doğal olarak iş hayatına atılacak ve böylece insan kaynağımız boşu boşuna heba olmayacak.
Bu çalışmayı kim ya da kimler akıl ettiyse gerçekten helal olsun…
 
 
 
*************
 
Yapay zekâ beyaz yakalıları vuracak
 
Hazır üniversite meselesine girmişken, dünyanın geleceğine ilişkin beklentilere de değinelim.
Turkcell Genel Müdürü Kaan Terzioğlu ile yazın Bodrum’da yapay zekâ üzerine uzunca bir sohbetimiz olmuştu.
Biliyorsunuz, yerli otomobilimizin teknolojisini Turkcell sağlayacak…
Özellikle yapay zekâ üzerine ciddi çalışmalar yapıyorlar.
Kaan Bey'i bulmuşken, “Yapay zekâ gelecekte en çok hangi meslekleri etkileyecek?” diye sordum.
Cevabı ilginçti…
Herkes mavi yakalıları (yani işçi kesimini) vuracak zannediyor ama işin aslı öyle değil.
En çok doktor, hâkim gibi beyaz yakalılar etkilenecek, çünkü bu mesleklerdeki hataları önleyecek.
Yani ameliyatta insan hatasını günümüzde kullanılmaya başlayan robotlar önleyecek.
Dünyada tıp alanındaki bütün gelişmelere hâkim olan yapay zekâ, yanlış teşhis koymayacak…
Üstelik bu çok ileri teknoloji sayesinde dünyanın her yerine aynı bilgi birikimi ile hizmet sunulacak.
Yapay zekâ, bir gün aynı şekilde hâkimlerin hatalı kararlarının da önüne geçecek.
           ***
Görünen o ki, önümüzdeki 20-25 yılda hayatımızda çok şey değişecek.
Gençlerimizi üniversite kapılarına yığarken, bu gelişmeleri de göz önünde bulundurmamız gerekecek.
 
 
 
**************
 
Bu nerenin büyükelçisi?
 
Fotoğrafı görünce, “Yok canım, yalandır” falan demiştim…
Meğer hakikatmiş…
Dışişleri Bakanlığımız geri çağırınca, mevzunun doğruluğu anlaşıldı zaten…
Türkiye’nin Uganda’daki kadın büyükelçisi Sedef Yavuzalp’ten bahsediyorum.
Hanımefendi, 29 Ekim’de verdiği Cumhuriyet Bayramı Resepsiyonu'na Yunan mitolojisindeki Helen kıyafetiyle gelmiş.
Yetmemiş, elçilik kâtibine de Zeus kıyafeti giydirip, öyle getirmiş.
Davete katılan Ugandalı bakanlar, bürokratlar kepazeliği şaşkınlık içinde izlemiş.
           ***
Uganda, FETÖ’nün en güçlü olduğu Afrika ülkelerinden biri…
5 yıldır burada görevli büyükelçi, böyle bir rezalete neden imza attı, cevabı şimdilik meçhul…
Var bunda bir Bizans oyunu ama, hele bir Dışişleri Bakanlığımız araştırsın…
Anlarız, dertleri neymiş…
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
604974 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/yucel-koc/604974.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT