BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Türk işi, Japon işi…

Yücel Koç
Facebook
Cumhurbaşkanı Erdoğan, geniş bir heyetle G-20 zirvesi için Japonya’da malum.
Ziyaretler-temaslar derken, ister istemez sosyal medyada Japonya-Türkiye karşılaştırmaları da yapılmakta.
Mevzu hemen AK Parti yandaşları ile Erdoğan düşmanları arasında kavgaya dönüşmüş.
Zannedersiniz bir taraf pür-ü pak, ötekini suçluyor.
Oysa Japonların en büyük başarısı birlik olmak, kültüründen-tarihinden kopmamak, geçmişinden ders almak, ülkesinin ve milletinin iyiliği için çok çalışmak…
Bir örnekle pekiştirelim ki mevzu daha iyi anlaşılsın.
             ***
2011 Mart’ında, Japonya 9,0 büyüklüğünde bir deprem felaketi yaşadı.
18 bin kişi hayatını kaybetti.
Dahası Fukuşima Nükleer Santrali’nde patlama oldu ve sızıntı meydana geldi.
Bu süreçte Japon halkının gösterdiği tavır, dünyanın takdirini topladı.
Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu’nun önerisiyle İngilizceden Türkçeye tercüme edilen “JAPONLAR'DAN ÖĞRENİLMESİ GEREKEN 10 TEMEL İLKE” başlıklı bir makalede Japonlar şöyle övülüyordu;
 
1. AĞIRBAŞLILIK-Hiçbir dövünme ya da aşırı hareketlerle ıstırap ifade etme görüntüsü yok. Üzüntünün kendisi yüceltildi.
2. ONUR-Su ve yiyecek kuyruklarındaki disiplin. Hiçbir kaba söz ya da sert el kol hareketi yok. Sakinlikleri övgüye değer.
3. YETENEK-İnanılmaz mimarlar. Binalar sallandı ama yıkılmadı.
4. ERDEM-İnsanlar, başkaları da bir şeyler alabilsin diye sadece o anki ihtiyaçlarını aldılar.
5. DÜZEN-Hiçbir dükkân yağmalama yok. Yollarda korna çalmak, sollamak yok. Sadece anlayışlı tavırlar var.
6. ÖZVERİLİ-Elli çalışan deniz suyu pompalamak için nükleer reaktörlerin içinde kaldı. Bunların yaptıklarının karşılığı nasıl ödenebilir? (Bile bile kanser olmayı göze alan o uzmanlardan ilki yedi yıl sonra hayatını kaybetti.)
7. DUYARLILIK-Lokantalar fiyatlarında indirim yaptı. Korunmayan bir bankamatiğe hiç kimse saldırmadı. Güçlüler zayıflara baktı.
8. EĞİTİM-Yaşlılar ve çocuklar dâhil herkes ne yapacağını tam olarak biliyordu. Aynen de yaptılar.
9. MEDYA-Bültenlerde kendilerini mükemmel bir şekilde dizginlediler. Aptalca konuşan muhabirler/spikerler yoktu. Sadece sakin bir şekilde yapılan habercilik. En önemlisi de durumdan faydalanarak kolay yoldan kendine pay çıkarmaya çalışan politikacılar yoktu.
10. VİCDAN-Bir mağazada elektrikler kesildiğinde, insanlar aldıkları şeyleri tekrar raflarına koydular ve sessiz bir şekilde çıktılar.
             ***
Şimdi sorum hem AK Partililere, hem de AK Parti karşıtlarına…
Söyleyin, bu erdeme sahip bir kitle misiniz?
Var mıdır birbirinizden farkınız?
             ***
Hadi, burayı da biraz eşeleyelim.
Hep suçu politikacılara, şuna-buna atıyoruz ya!
Hani kime sorsak hırsız hep başkası…
Toplum olarak ne durumdayız, TÜRKLERİN DURUMUNU ÖZETLEYEN 10 MADDE sıralayalım.
Buyurunuz;
 
1. KOSGEB'e başvurup, hatta araya adam sokup KOBİ kredisi alırız, bununla işimizi değil, altımızdaki arabanın modelini yükseltiriz ya da deniz manzaralı dubleks daire alırız. Bunlara ihtiyaç yoksa ‘yüksek faizle’ bankaya yatırır, paradan para kazanma kurnazlığına girişiriz.
2. Devletten işsizlik maaşı alabilmek için patrondan ricacı olup, işten ayrılmış gibi görünürüz. Böylece hem patrondan maaş, hem de devletten işsizlik parası alırız. Böylece devletimizi dolandırırız.
3. Şayet kadınsak, yıllar önce ölen babamızın maaşını alabilmek için kocamızdan boşanmış gibi yapıp, çaktırmadan devleti soyarız.
4. Devletten aldığımız teşvik kredisini geri ödememek için şirketin içini boşaltıp, zararda gösteririz ki, cukka cebimizde kalsın. Bir başka yol, fazladan destek alabilmek ve vergi ödememek için değerinden yüksek fatura kesmektir. Kul hakkı yemekten asla imtina etmeyiz.
5. Vergi ödeme dönemleri geldiğinde mahsus karımızın, çoluğumuzun-çocuğumuzun yahut metresimizin şirket üzerine yazdırdığı arabalarını yenileyerek, devletten vergi kaçırırız.
6. Devletten para tırtıklamak için evde hasta annemize-babamıza bakıyormuş gibi yapar, ama bakmayız. Sadece her ay başı tıkır tıkır paramızı alırız. Aynı şekilde ‘toruna bakma parası’ için de bir yolunu bulur, keyfimize bakarız.
7. Devletten sıfır faiz veya hibe ile para alırız. Daha sonra bu paranın verilmesine gerekçe olan dükkânı ya da fabrikayı yakıp, hem aldığımız parayı geri ödemekten kurtulur, hem de ayrıca sigorta parası alırız.
8. Yaklaşık yirmi bin nüfuslu bir ilçede bile yaklaşık 10 bin kişi Çiftçi Destekleme Kredisi alır, sonra da “Hükûmet çiftçiyi desteklemiyor” diye ağlaşırız.
9. Kamuda işçi, memur veya yönetici olarak çalışır, ayın yarısını izinle geçirir, ay başında tam maaş alırız. Hatta bir tanıdık bulup kendimizi kamuda çalışıyormuş gibi göstererek, ay sonları sadece bankamatikten tıkır tıkır maaşımızı çekeriz.
10. Devlet büyüklerinin yanında bir kare poz çektirip, o pozu kullanarak iş bağlar, ihale alır, sonra o işi bir başkasına devrederek yarım yamalak bırakırız...
             ***
Bu maddeler uzar gider, sayfalar yetmez.
Utanmadan bir de Japonlar üzerinden birbirimize laf etmeye kalkışıyoruz.
Dahası…
Biz bu hâldeyken, bizi yönetenlerden mükemmeliyet bekliyoruz.
Fırsatını bulanın soyduğu bir devletten, Japonya gibi mükemmel ekonomi istiyoruz.
Bu kafayla daha çok bekleriz.
(Bu eleştiriler elbette dürüst vatandaşı ve bu destekleri hak edenleri kapsamamaktadır.)
 
 
 
 
***************
 
Eee! Şimdi n’olacak?
 
Ekrem İmamoğlu’nun mazbatasını aldığı günün akşamı büyük bölümü CHP’ye oy vermiş bir grup iş adamı ve gazeteciyle yemekteydik.
Mutlu ama, endişeliydiler…
“E tamam kazandık da, şimdi n’olacak?” deyiverdi birisi.
Benim ortamda bulunmamdan mıdır bilmiyorum, hiçbirinden ‘her şey çok güzel olacak’ cevabını duymadım.
İçlerinden birisi sandığa gitmemiş…
“Kendinizi kandırmayın, CHP çalışmaz. İstanbul beş yılı kaybetti” dedi, ona da itiraz olmadı.
Erdoğan’ın hemşehrisi, İmamoğlu’nun eski bir dostu gazeteci devreye girdi.
Rant bekleyenler konusunda İmamoğlu’nu uyardığını, buna dikkat etmezse yazık olacağını anlattı.
Epey sessizce dinledikten sonra “15 Temmuz’da şehitler vererek kurtardığımız İBB binasını, bugün elimizle FETÖ’ye vermiş olabilir miyiz?” diye sordum, buna da “Asla” cevabını veren olmadı.
“Kimse babasının hayrına destek vermez. PKK’lıları, DHKP-C’lileri, FETÖ’cüleri belediyeye doldururlar mı?” diye sordum, yine tık yok.
Belli ki sadece AK Parti’ye kızgınlar, Erdoğan’a öfkeliler ama CHP’yi hangi umutla, neyin karşılığında ödüllendirdiklerini kendileri de bilmiyorlar.
Tıpkı Abdülhamid Han’ı tahttan indirenler gibi…
             ***
Çok yazdık, çok uyardık, dinleyen olmadı.
Azgın azınlık daha şimdiden başörtülüleri sokakta aşağılamaya, sözlü tacizlere başladı.
Yarın birileri çıkıp, yine “Taksiler, tramvaylar kamusal alan. Başörtülüler kamusal alanlara giremesin” der mi, der…
Nihayetinde bu zihniyetteki hortlamanın ilk işaretini CHP’li Barış Yarkadaş vermiş...
Bu arkadaşa göre başörtülü hâkim olmazmış, ona güvenemezlermiş.
Peki, aynı ön yargı başı açık hâkime için söylenemez mi?
Bunca yıllık iktidarında, hiçbir AK Partili böyle bir cümleyi dillendirdi mi?
CHP’li Yarkadaş’ın kurduğu cümlenin tersini ezkaza birisi söylese bunlar ortalığı ayağa kaldırmazlar mıydı?
AK Parti’ye küsüp CHP’ye oy verenler versin bunun cevabını.
Üstelik sırf belediye başkanlığı kazandıklarında söylüyorlar bunları.
Şükür ki, işbaşında hâlâ AK Parti hükûmeti ve Cumhurbaşkanı Erdoğan var.
Siz bunları bir de hükûmette düşünün...
             ***
Korkarım ki 28 Şubat’ı bilmeyen yeni kuşaklar, CHP zihniyetinin ne olduğunu yaşayarak öğrenecek, unutanlar da bu süreçte hatırlayacak.
Belki de çok azdık, kuyumuzu kazdık...
Bundan sonra ne olacak, göreceğiz bakalım.
 
 
 
***************
 
Muhasebe…
 
AK Parti, İstanbul hezimetinin analizini yapmış.
Biz de sıraladıkları başlıkları analiz edelim.
  • SURİYELİLERE MAAŞ ÖDENDİĞİ ALGISINI yıkamadıklarını, anlatmalarına rağmen halkı ikna edemediklerini söylemişler. Maalesef, toplumda ısrarla yalana inanma psikolojisi vardı, ne yapsanız ikna edemezdiniz.
  • İMAMOĞLU’NUN MAĞDUR EDİLDİĞİ ALGISINI da yıkamamaktan, toplumu ikna edememekten söz etmişler ki doğrudur. Velev ki bizzat İmamoğlu oy çalmış olsa ve bunun görüntülerini yaysaydınız, yine durum değişmezdi.
  • SEÇİMLERİN İPTALİNE YÖNELİK TEPKİLERİ DOĞRU YÖNETEMEMEKTEN yakınmışlar. “Çalmışsa çalmış” kafasındaki seçmene ne deseniz umurlarında olmazdı.
  • BAZI BAKANLARA YÖNELİK ŞİKÂYETLER masaya yatırılmış. Bu, bizim de gittiğimiz her yerde, girdiğimiz her ortamda karşımıza çıkan mevzu. Yenilenen seçimden önce bu konuda hiçbir adım atılmaması en büyük hata oldu.
  • PONTUS TARTIŞMASININ YANLIŞ ALGILANDIĞI tespitlerinde kısmen haklılık payı var. Ortada Yunan gazetesinin manşeti varken ve CHP adayı burada köşeye sıkışmışken, sosyal medya trollerinin konuyu başka yerlere sıçratmasının önüne geçilebilmeliydi.
  •  ORDU HAVAALANI’NDAKİ VIP TARTIŞMASI karşı adayın en zayıf noktası olmuştu. Bunun belge niteliğindeki görüntüler ve apaçık inkâra rağmen o adaya yaramış olması akıl alır gibi değil. Bence burada sorgulanması gereken toplum değerleri ve ahlakıdır. Gelişmiş bir ülkede bu inkâr, muhakkak toplum tarafından cezalandırılırdı.
  • HAKARETE, İMAMOĞLU SEÇİLSE BİLE BEDEL ÖDETME AÇIKLAMASI çok büyük hata olmuştur.
  • TERÖRİST BAŞININ MEKTUBU seçimde Kürt vatandaşların oylarını yönlendirmeye yönelik bir müdahale olarak algılandı ki, haklıdır. Tepkiyi ölçüp, zarara dönüşecekse gerekli tedbirleri alacak kadar vaktin olmadığı bir sıkışıklıkta bu riskin alınmış olması büyük hatadır.
  • GENÇ SEÇMENİN İKNA EDİLEMEMESİ bana göre AK Parti’nin önündeki en büyük problemdir. Belli ki daha önce FETÖ’ye kaptırdığı gençlik, sonraki süreçte CHP’ye yönelmiştir. Üstelik gençliğe en büyük kazanımları sağlamış, üniversite harcını kaldırmış, burs imkânlarını artırmış, üniversite öğrenimini kolaylaştırmış ve en önemlisi hayata atılmalarında çok büyük engel oluşturan ‘askerlik’ derdini ortadan kaldırmış bir hükûmet olarak böyle bir sonucu yaşaması hazindir. Gençleri, 90’lardan sonrasını çok iyi hatırlayan biri olarak, sırf askerlikten dolayı bu iktidara oy vermeleri gerektiğine ben bile ikna edebilirdim.
  • EYT’LİLERİN ÖFKESİ de seçim sonuçlarına yansıyan bir diğer madde… Muhalefetin, en başta da FETÖ’cülerin çok fazla istismar ettiği bu konuda söylenecek birkaç umut içeren ve gönül alan cümle, on binleri kazandırabilirdi.
Maddeler saymakla bitmiyor.
Ancak AK Parti MYK’daki değerlendirmelerde görmediğim asıl husus, parti içi arınma, asalaklardan kurtulma çözümlerinin neler olacağı…
Dilerim ki 2023’e kadar kendini yenileyebilsin, yeniden bir dava partisine dönüşsün ve toplumu, özellikle de gençleri millî-manevi çizgiye döndürsün.
Yoksa geri kalanın hepsi bahane…
 
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
608667 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/yucel-koc/608667.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT