15 Temmuz yakın dönem siyasi tarihimizin kırılma noktalarından biri.
Adnan Menderes’i, Turgut Özal’ı darbecilere, karanlık güçlere kurban veren, 28 Şubat sürecinde zulümlere uğrayıp sinesine çeken millet, geçtiğimiz cuma gecesi “Yeter!” dedi. Devletine ve Recep Tayyip Erdoğan’a sahip çıktı. Halkıyla, polisiyle ve vatansever askerleriyle İstanbul Boğaziçi Köprüsü’nde, Atatürk Havalimanı’nda, Vatan Caddesi’nde, Haliç’te; Ankara Kızılay’da, Beştepe’de, Genelkurmay’da, Kazan’da satılmış cuntacılara karşı tarifi imkânsız bir mücadele verdi. Mazlumlar, bu hayasızca akına göğsünü siper ederek bir destan yazdı.
Bu kalleş girişim, üzerinden yıllar geçse de nesilden nesile anlatılacak. 
Biz de tarihe not düşmek adına olayların şahitlerini dinledik... Eminiz okurken tüyleriniz diken diken olacak, milletimizle gurur duyacaksınız. Allah tekrarını yaşatmasın...

Tek silah sıkmadan İstanbul’u kurtardık

Darbe girişimi gecesi Boğaziçi Köprüsü’nde direnen finansçı Muhammed Ali Nebioğulları  anlatıyor:
“TRT’de darbe bildirisi okunduğunu görünce artık sınav kağıdının önümüze konduğunu hissettim. Bu sınavın bir hakkı vardı ve o kalemi elime almam gerektiğini biliyordum. Abdest alıp, iki rekat namaz kılıp Allah’ım bugün ya onlar beni öldürsün ya da bu iş başarıya ulaşmasın diye dua ettim. Üsküdar’dan yola çıktım. Bugün benim hayallerim yok vatan var, istikbalimiz var ve ben hayallerimden, hayatımdan vazgeçiyordum. Ancak çocuklarımın hayallerinden, vatanımın sulhundan vazgeçemem. Benden sonra çocuklarım ‘darbe olduğunda sen ne yaptın’ dediğinde onlara bir şeref bırakmamış olmayayım istedim. Bağlarbaşı’na geldiğimde ümidim o kadar yeşermişti ki ezelden beri hür yaşamış bu millete zincir vurulamacayacağını tekrar hatırlatmıştı bana aziz şairimiz Mehmet Akif. 
Gruplardan bir kısmı “Kısıklı’ya bir kısmı ise ablukanın devam ettiği Boğaz Köprüsüne doğru harekete geçelim” dedi. Bu arada Altunizade’ye varmıştık. Boğaz Köprüsüne doğru hareket eden bir kalabalık vardı. Bazı insanlar onlara gitmeyin ateş ediyorlar yaralanırsınız diyorlardı. Sesi en gür çıkan, “Bugün ölmeyeceksek ne zaman öleceğiz” dedikten sonra kalabalığa, “Bugün izzetli bir duruş sergileyeceğiz ölürsek de şehidiz... Ben gidiyorum” dedim. Bundan sonra arkamdan gelen birçok kişi oldu ve birlikte köprüye doğru yürümeye başladık.

“Bir ara büyük bir atak gerçekleşti. İşte en fazla yaralanma o zaman oldu. Bu insanlar gözlerini kırpmadan merminin önüne geçiyorlardı.”

PANZERE HÜCUM!
Barikatlara yaklaşmakta iken askeri mavi renkli bir otobüsün hızla kalabalığı yararak barikatlara geldiğini gördüm. Engellenmeye çalışılıyordu ancak başarılı olamadık, camlarını kırmışlardı. İleride tekerleklerini de patlattılar ancak hızla ilerlemeye devam etti. O sırada bir panzer köprünün metrobüslerin kullanımına tahsis ettiği emniyet yolundan üzerimize ateş ederek ilerlemeye çalışıyordu. Bir abimiz “Sık” diyerek panzere hücum etti. Bu ne büyük iman! Allah ondan razı olsun ki bize şevk verdi. Ön saflara doğru ilerlemeye başladık. Ancak asker barikatlardan durmadan ateş ediyor ve yaralanan kardeşlerimiz oluyordu.
 

 AMBULANSA BİLE ATEŞ
Kaç mermi sıyırdı beni sayamadım. Ancak korku ne kelime, geri gitmek bir yana, kalabalık iyiden iyiye öne doğru akmaya başladı. Bir ara büyük bir atak gerçekleşti. İşte en fazla yaralanma o zaman oldu. Yaralıları taşımaya güç yetmiyordu. Ambulanslara dahi ateş ediliyordu. Yaralıları ambulanslara taşıyan motosikletli kardeşlerimizden biri gidip biri geliyordu. Kaç kişi taşıdık bilmiyorum. Ancak bir abimizin gözlerinin döndüğünü ve sekerata girdiğini biliyorum. Elim, yüzüm, elbiselerim her yanım mübareğin kanıydı. Bu insanlar gözlerini kırpmadan merminin önüne geçiyorlardı. Bir süre üzerimden geçen mermilere aldırış etmeden oturdum. Allah’ım bu geceyi beklediğimiz için bize bir gündüz, bir güneş ve bir zafer nasip et diye Nasr süresini okuyordum.
 

KURŞUNLAR ALTINDA NAMAZ
Bu sırada birçok yerin kontrol altına alındığı yalnızca Boğaz Köprüsünü şarjı kalan kardeşlerimizin telefonlarından takip ederken cumhurbaşkanımızın ve devlet büyüklerimizin açıklamalarını dinliyor ve dua ediyorduk. Sonrasında bir aracı siper alıp orada beklemeye başladık. Bu arada polis araçlarından burayı terk etmeyin bize güç veriyorsunuz anonsları yükseliyordu. Durum o kadar netti ki imkanları olsa orada herkesi öldüreceklerdi. Durmadan ateş ediyorlardı. Üzerimizden helikopter ve uçaklar geçiyordu. O sırada büyük bir gürültü koptu. Biz tankın vurulduğunu düşünüp sevinçle baktık. Ancak hainler silah atışlarından tatmin olmamış olacaklar ki tank ile top atmışlardı ne yana gittiğini bilmiyorum. Bu arada yoğunluk silah sesleri arasında tek tek ve isabetli atışlar artmaya başladı. Birkaç keskin nişancı olduğu bilgisi kulaktan kuşağa yayılmaya başladı. Artık saat, namaz vaktine yakındı sala sesleri yerini ezanı Muhammediye bırakmaya başlamıştı. Kardeşlerimiz araçları siper alıp namaza durmaya başladı. Toplu namaza durmak intihar etmek demekti. Zira bu hainlerin gözü dönmüştü kesinlikle büyük bir katliam yaparlardı. Namazlar kılınmaya başladıkça ön mevziler boşalıyordu. Ancak yılgınlığa düştüğümüz her vakit arkadan yeni bir grup tekbirlerle ve sloganlarla sayımızı azaltmayıp o hainleri sevindirmiyordu.
 

KURŞUN VE TEKBİR SESLERİ
Bu onların öfkesini artırmış olacak ki bir tank topu daha ateşlediler. Bu sanki uyku arayan insanları kendine getirdi. Tekrar tekbir sesleri yükseldi göğe ve silah sesleri. Saat 6’ya doğru yeni gruplar gelmişti bu arada ara ara gelen özel harekât polisleri ve diğer polis kardeşlerimiz mevzilerine sağ salim gidiyorlardı. 3 adet TOMA da hâlihazırda gitmişti ön sipere doğru. Bu sefer daha öncekilere benzemeyen bir gürültü duyduk öyle ki yer titredi. Ben tankları vurmak için füze atıldığını ve köprünün yıkıldığını düşündüm. Dumanın yükseldiği yer polisimizin iyice güç kazandığı köprü gişelerinin orada TOMA’ların siper ettiği çok sayıda vatandaşımızın ve bir akrep aracının olduğu yerdi. Tank atışı yapılmıştı. Hainlerin iyice gözü dönmüştü bu olay ile birlikte siren sesleri tekbir sesleri dumanlar ve silah sesleri iyice artmıştı. Ambulans yetmiyordu yaralıları almak için. Ambulanslara da ateş edildiğinden bazı ambulanslar geri dönüp gittiler. Halk onları geri getirmeye çalışıyordu ancak silah sesleri çok fazla hareket alanı bırakmıyordu. Bir anda bir zafer tekbiri yükseldi askerlerin teslim oldukları duyulmaya başlandı.
 

 ZAFER GELMİŞTİ
Tekbirlerle köprüye doğru koşmaya başladık. Zafer gelmişti. Köprüye girmiştik. Ancak psikolojileri gecenin yükünü kaldırmayanlar, askerlere saldırmaya başladı. Engel olmak mümkün değildi. Polis havaya ateş ediyordu. Erlere saldırı kısa sürdü ancak sonra elim bir linç girişimi oldu. Keskin nişancı olduğu söylenen bir asker köprü yaya yolunda sıkıştırılmış ve linç edilmeye başlanmıştı. Halk oraya yöneldi önde polis ve bazı abilerimiz askerin etrafında çember olmuş askerin öldüğünü bundan sonra vurmanın haram olduğunu haykırıyorlardı. Birçok kişi hamdolsun vazgeçti ancak kalabalık artıyordu. Sonrasında bir özel harekât polisi geçince halkın ilgisi o yöne kaydı. Allah razı olsun daha sonra abilerimiz yaralıyı hastaneye götürdü. Köprünün ortasındaydım. Elhamdulillah diyerek bir süre orada kaldım. Sonrasında köprüden ayrıldım.
 

ÇANAKKALE RUHU
 Tüm şehrin, tüm inananların, tüm darbe karşıtlarının tek vücûd olduğu bir yerdi Boğaz Köprüsü. Hep sakallı, cüppeli abilerin varlığından bahsedildi ve olaya bir başka boyut getirmeye çalıştılar ya.. Bir anekdot anlatayım. Bir ara yanımda bir amca vardı kesif bir koku geliyor, siper aldığımız aracın yanından taşıyor, bilinçsizce direniyordu. Belli ki sarhoştu. Bir kardeşim vardı Bağdat Caddesinde tankları alkışlayanların olduğu yerden geldim belki de burada bir tek ben varım diyordu. Milliyetçisi, Kürt’ü, Lazı, açığı, kapalısı herkes oradaydı. İnsanlar darbeye hayır diyordu. İslam dünyasındaki en sağlam kale olan Türkiye’yi üç beş çapulcu haine bırakmayacağız diye haykırıyordu. 15 Temmuz 2016’da Çanakkale ruhu olduğuna inanıyorum. Silahımız, topumuz, tüfeğimiz yoktu İstanbul’u tekbirlerle fethettik. Tek bir silah sıkmadan tekbirlerle İstanbul’u hain ve iş birlikçilerinden kurtardık. Bu hainlerin kim olduğu çok açık. Etrafımızda cevşen okuyan ablalarımız yoktu. Kameraya doğru düşünen abilerimiz de yoktu. Canını ortaya koyan vatanını milletini ve hakkını koruyan bir çoğunluk vardı. Eli maşalı ablalarımız, vurulduğunda koyacağımız araba bulamadığımız abilerimiz vardı.
Sınav ne mi oldu? Elimde bir tane fotoğrafım yok:) Ancak İlahi kamera kayıtlarına aldı beni. Üzeri şehit veya gazi akibetini bilmediğim bir dava yoldaşımın kanı ile sulanmış tişörtüm var. Bir de tam olarak iman etmiş kalbim...”

2 TANKIN ÖNÜNE YATAN KAHRAMAN SABRİ ÜNAL: Tankı görünce elimdeki 3 taşla karşılık verdim

Üsküdar Kısıklı’da 2 tankın önüne yatan 34 yaşındaki Bilgisayar Mühendisi Sabri Ünal anlatıyor: “Üsküdar’a geldiğimde o arada yoldan üç tane taş aldım. Küçük taş, ne yapabilir ki? O arada Bağlarbaşı Kültür Merkezi’nden biraz daha yukarıdaydım. Oradayken ‘Tanklar ateş ederek geliyor’ diye birinin ‘yere yat’ dediğini duydum. Lakin ben tankı gördüğümde elimdeki üç taşla karşılık verdim. Sonra tankın üzerime yürüyeceğini zannetmedim. Taşı attıktan sonra dur işareti yaptım. Ancak tank durmadı, baktım üzerime geliyor yapabileceğim en akıllıca çözüm ya kaçmaya çalışmak ya da yere yatmaktı. Tankın ortası biraz yüksek olur diye düşündüm. Yattım ve Allah’a şükür ilk tanktan hiç yara almadan çıktım. Ayağa kalkar kalmaz ikinci bir tankın üzerime geldiğini gördüm. Ondan da sağa mı sola mı kaçayım derken ortasına yatmayı tercih ettim. Ancak ikinci tank kolumun üzerinden geçti. Beni kötü şekilde yaraladı. Vatandaşlar hemen yardımıma koştu. İlk gittiğimiz hastanenin aciline kabul edilmedik. Hatta oraya götüren şoförü silahla tehdit ederek geri çevirdiler. Ben evden çıkarken şehadetimi getirdim. ‘Bismillah’ dedim. ‘Hayırlısı neyse hakkımızda’ diyerek yola çıktım.”

DARBECİLERİN YARALADIĞI HAMİT HAKAN YILMAZTÜRK: Yüzümdeki iz şeref madalyası

Boğaz Köprüsü’nde darbeci askerlere karşı verdiği mücadele esnasında yanağından ve burnundan yaralanan Hamit Hakan Yılmaztürk anlatıyor: “Yuşa Tepesi’ndeyken arkadaşım aradı ‘büyük bir olay var, asker müdahale ediyor’ dedi. Kısıklı’dan köprüye doğru yürüyüşe geçtik. Türk askeri bize doğru ateş açıyordu ve yaşlı bir amcanın vurulduğunu görünce şok yaşadık. Askerin bu yaptığına anlam veremedik. Arkadaşlarımı, ‘Bu akşam ölmeyeceğiz de ne zaman öleceğiz’ diye motive ettim. Çok defa kurşun sağımdan ve solumdan geçti. Ama takdiri ilahi en sonunda kurşun yüzüme sert bir şekilde geldi ve gördüğünüz gibi beni bu hâle getirdi. Biz orada ölümü göze alarak hareket ettik. ‘Tek tek öleceğimize toplu ölelim en azından arkamızdakiler bu işi durdurur’ dedik. Ama maalesef polisler bizi her defasında ‘bekleyin operasyon var’ diye durdurdu. Yüzümde bir iz kalacaksa ne mutlu bana... En azından o günün şeref madalyası olarak taşırım...” dedi.

Kılıçdaroğlu’nun akrabası Erdoğan’ı korurken şehit oldu

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a karşı Marmaris’te suikast girişiminde şehit olan polislerden Nedip Cengiz Eker’in CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun akrabası olduğu ortaya çıktı. CHP Tunceli Milletvekili Gürsel Erol, yaptığı başsağlığı açıklamasında, “15 Temmuz’da alçakça gerçekleştirilen darbe girişiminde Marmaris’te Sayın Cumhurbaşkanına karşı suikast girişimde şehit olan polis memuru Tunceli Nazmiye ilçesinden ve Sayın Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’nun akrabası olan Nedip Cengiz Eker’i rahmetle anıyorum” dedi.

 

Siz de darbe girişimi gecesinde yaşadıklarınızı bizimle paylaşabilirsiniz...
e-mail: turkiye.gazetesi@tg.com.tr