BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Tabiata faydalı projeler ürettik

Tabiata faydalı projeler ürettik

Tabiattaki tahribatı azaltmak için ömrünü adayan Gökyiğit, “Enerjiye en az seviyede ihtiyaç duyan, çevre dostu binalar yapıyoruz, ağaçların, sürdürülebilir ormanlardan kesilmiş olmasına özen gösteriyoruz” diyor



PAZAR KAHVESİ Betül ALTINBAŞAK betul.altinbasak@tg.com.tr TEMA’NIN KURUCULARINDAN, TEKFEN HOLDİNG YÖNETİM KURULU BAŞKANI ALİ NİHAT GÖKYİĞİT KONUĞUMUZ OLDU SUNUŞ Geniş arsalı, yeşillikler içindeki evlerin bahçelerinde, çiçekler arasında kelebeklerin uçtuğu, “geceleri, çocukların ateş böceklerini kovaladığı bir masal kenti” diye tanımladığı Artvin’de dünyaya geldi. Toprağının bereketini, güzelliğini bütün ömrüne kattı, ülkesinin ışıl ışıl parlaması, yemyeşil olması için büyük bir çaba sarf etti. Şimdi kurduğu bahçelerde çocuklar koşturuyor, tabiat, gayretini gördükçe elini daha bir şevkle uzatıyor, bitkiler küsmekten vazgeçip yeniden coşuyor. Tekfen Holding Yönetim Kurulu Başkanı ve başarılı iş geçmişinin yanında gerçek bir sivil toplum lideri Ali Nihat Gökyiğit, bu haftaki konuğum. “Her şey O’nun takdiriyle, hikmetinden sual olmaz, biraz daha müddet versin” diyor. Biz de projelerini gerçekleştirebilmesi, çalışmalarını tamamlayabilmesi için dualarımızla eşlik ediyoruz kendisine... İşte bu güzel sohbetten satırlarımıza yansıyanlar... ÇEVRE DOSTU BİNALAR Tabiattaki tahribatı azaltmak için ömrünü adayan Gökyiğit, “Enerjiye en az seviyede ihtiyaç duyan, çevre dostu binalar yapıyoruz, ağaçların, sürdürülebilir ormanlardan kesilmiş olmasına özen gösteriyoruz” diyor İNSANLAR BİLİNÇLENMELİ “Botanik dünyasını insanlara sevdirmek, insanları bilinçlendirmek, korumalarını sağlamak için ciddi çaba harcıyoruz” diyen Gökyiğit, yok olma tehlikesi altında bulunan bitkileri tespit edip, yetiştirdiklerini belirtiyor  Artvin’de başlayan bir hayat ve dolu dolu geçen başarılarla dolu bir ömür... Ama önce şöyle bir maziye uzansak? - Şu anda 85 yaşımdayım. 15 yaşımda İstanbul’a babamın isteği ile geldim. Benim İstanbul’da iyi bir eğitim almamı, Robert Kolej’de okumamı çok istiyordu. Ama tabii muharebe yılları... Bırakın İstanbul’u, Artvin’den Hopa Limanı’na gelmek bile bir işti. Hopa’dan da gemiyle İstanbul’a gidiliyordu. Yol yok, düzgün bir ulaşım yok, lastik patlar, araç bozulur... Bu şartlarda babam beni gemiye kadar getirdi, “Bundan sonrası senin, hadi bakalım yolun açık olsun” dedi. 14 günde Hopa’dan, İstanbul‘a geldik. Gece yol alamıyorsun çünkü denizde mayınlar var. Böyle bir seyahat işte, gerisini siz düşünün... O yıllar dedem de İstanbul’da. Bizden çok daha önce nakil olmuş, ticaretle uğraşıyor. Dedim ki, “dedem beni gemiden karşılar...” Nerede? Elimde adres, buldum gittim evlerine. Akşam geldi. “Sen buraya tahsil için geldin, değil mi? Baban Robert’e gitmeni istiyor öyle mi?” dedi. Okulun yerini tarif etti. “Buradan otobüse bin, Eminönü’ne git, oradan da Bebek tramvayına bin vs...” tarifle okula yolladı beni. O da kendi işimi kendim göreyim istiyor. 30 GÜNDE AMERİKA! - Derken Amerika... - Evet, kolejden sonra yüksek mühendis olmak için Amerika’ya gittim. O yıllarda oraya gitmek de iş tabii ki. Şimdiki gibi uçağa bin git yok. Son derece sınırlı, aktarmalı uçaklar var ve çok pahalı. Bir de şilepler var. Bekliyorsunuz ki uygun bir yük şilebine denk gelip gidesiniz. Biz bir şileple 8 öğrenci, şubat ayında tam 30 günde vardık. Günlerce bir şey yiyemedim. Dalgalar tepemizden geçerdi. Sonumuz bu şilepte olacak diye düşünürken ulaştık. İnince de toprağı öptük. Hem okudum hem çalıştım, geceleri markette, gündüz okul kantininde... Ama yaptığım işi hep en iyi yaptım. - Işıl ışıl Amerika etkilemiş sizi bildiğim kadarıyla... - Tabii. New York’tan çok etkilendim. Bizim ülkemize göre her yer çok aydınlıktı. Işıl ışıldı. Daha karanlık bir yerden, aydınlığa gitmiştim. Döndükten sonra hesapladım, bizim nüfusumuz daha az olmasına rağmen Amerika’da kişi başı 10, Avrupa’da 3, biz de ise yarım ampul sarf ediliyordu. Kafama koymuştum, daha fazla ışığa ihtiyacımız vardı. Tekfen kurulunca, ortaklarıma “aydınlatma işine girmeliyiz” dedim. - Feyyaz Berker’le 70 yıllık dostluğunuz var, Necati Akçağlılar’la da çok eski arkadaşsınız... - Evet, 70 yıllık dostluk bizimkisi... Feyyaz Berker’le, lisede de, Amerika’da da beraberdik. Bu gün hâlâ öğle yemeğinde beraber çorba içeriz. Robert Koleji’nin yatakhanesinde başladı arkadaşlığımız. Necati Bey ile daha sonra tanıştık. Üç arkadaş hâlâ beraberiz, bir gün kavga etmedik. “BÜYÜK BİR MARKAYIZ” - Tekfen’in kuruluşu nasıl oldu? Michigan Üniversitesi’ni bitirdikten sonra Amerika’da bir sene daha kalıp oradaki iş hayatını tanımak istedik. Yurda dönüp askerlik görevini yaptıktan sonra da planlı olarak 3-4 sene özel, bir o kadar da resmi sektörde çalışmam lazım dedim. Asıl hedefim kendi işimi kurmaktı. Bayındırlık Bakanlığı bünyesinde Feyyaz Berker ve Necati Akçağlılar ile bir arada çalıştık. Önce Feyyaz Bey’le, ardından da Necati Bey’in bize katılımıyla “Feyyaz-Nihat-Necati Müşavir Mühendislik”, arkasından da teknoloji ve fen sözcüklerinin birleşmesiyle Tekfen İnsaat Şirketi’ni kurduk. ‘Güneş batar, Tekfen doğar’ diye bir sloganımız vardı. Ampulcü olarak tanırlardı bizi. Tekfen Holding bugün, Taahhüt Grubu, Tarımsal Sanayi Grubu, Bankacılık Grubu, Emlak Geliştirme Grubu ve Yatırım ve Hizmet Şirketleri Grubu’dur. Tanıtıma çok itina göstermesek de Tekfen tahmin ettiğimizden daha fazla marka olmuş, bunu fark edebiliyoruz artık. Halka açıldığımızda 9 misli talep geldi. Çok önemli bir şey bu. Markaya karşı büyük bir güven olduğunu gösterir. - Artık siz Tekfen Holding’den çok, bir sivil toplum lideri olarak gösteriliyorsunuz. TEMA’nın kurucususunuz, ama daha geride duruyorsunuz... - Evet, şirketlerin kurumsallaşmasıyla beraber günlük işlerden uzaklaştık. İnşaat sektöründen gelmişiz, çalışmanın tiryakisi olmuşuz ya, sosyal sorumluluk projelerine yönelmemiz lazım dedik. Toplum için başka şeyler de yapmalıydık... İşte bu düşüncelerden TEMA gelişti. TEMA’nın kuruluşunda, işin mutfağında çok çalıştım. Yapı olarak geride durmayı severim ama TEMA’nın da isim babasıyım. Diğer taraftan Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi, çok önemsediğim çalışmalarımızdan biridir. 50 hektarlık bir arazide eğitim ve araştırma merkezi olarak gelişmektedir. Ayrıca her yıl İstanbul’da düzenlenen “3 Denizin Öyküsü” Enerji Konferansının Kuruculuğunu ve Eş Başkanlığını yürütüyorum. Çevre dostu yeşil binalar derneğini kurduk. Binalar doğal varlıkların tüketiminde yüzde 70’e kadar sorumludur. O halde binaların çevre dostu olması, bu tahribatı azaltmanın en önemli yollarındandır diye düşündük. İnşaatlarda kullanılan malzemelerin tabiatla özdeş olmasına, kesilen ağaçların sürdürülebilir ormanlardan ruhsatla kesilmiş olmasına, binaların, hem konum hem de mimari itibariyle enerjiye en az seviyede ihtiyaç duymasına özen gösteriyoruz. Dünya, binaların yeşil olması için ciddi çaba harcıyor. Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi’nde, İstanbul 2010 Projesi kapsamında “İstanbul Adası” kurulmuş. Ali Nihat Gökyiğit, buranın, vatandaşların nefes alma alanı olduğunu söylüyor... BOTANİK SEVGİSİ İÇİN... - Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi de muazzam bir çalışma... - Evet. çok önemsediğim bir proje... Önce eşimin anısına hatıra parkı olarak başlayan bahçemizde; bugün 50 hektarlık alanda, botanik dünyasını insanlara sevdirmek, insanları bilinçlendirmek, korumalarını sağlamak için ciddi çaba harcıyoruz. Yok olma tehlikesi altında olan bitkileri yerinde tespit ediyor ve burada yetiştiriyoruz. Sonra götürüp anavatanına tekrar kavuşturuyoruz. Bir eğitim ve araştırma merkezi aynı zamanda burası. Dünyada görmek isteyeceğiniz birçok bitki var. Soğanlı bitkiler koleksiyonu, meşe koleksiyonu, tıbbi ve kokulu bitkiler koleksiyonu... Mesire yerleri ile İstanbulluların nefes alanı burası. Bahçıvanlık kursları, resim kursları, sosyal faaliyetleri ile gerek yetişkinler, gerekse çocuklar için iyi de bir eğitim merkezi. İstanbul 2010 Projesi kapsamında da İstanbul Adası adını vererek, bahçede yeni bir bölümü hizmete kattık. Biz hep tabiata faydalı projeler peşinde olduk. Mesela şu anda sadece Artvin’in 6 köyünün bulunduğu bir havzada yaşayan Saf Kafkas Arı ırkının nesli tükenmek üzere. Ondan melezleme yaparak neslini artırıyoruz. Bakliyatların daha fazla verim vermesi ile ilgili çalışmalarımız var. Yurdun nesli tükenen, çeşitli endemik bitkilerini bulup koruma altına alıyoruz. - Bahçede Japonya’dan da kirazlarınız var... - Evet, birgün Japonya’dan Sakura (kiraz) Vakfından bize ulaştılar. “110 sene evvel Japonya’da batan Ertuğrul Gemisinde kaybettiğiniz 587 denizcinin anısına 587 adet kiraz fidanı getirip İstanbul’a dikmek istiyoruz, bizim muhatabımız olur musunuz?” diye sordular. Ben de “hemen” diye cevap verdim ve o fidanları getirip güzel bir törenle diktik. Bu yıl da çok güzel çiçekler açtılar. İSTANBUL’DA 43 BİN BAHÇE! - Bizim kültürümüzde de aslında tabiat, ağaç, çiçek ne kadar önemliydi değil mi? Sanki şimdi kıymetini bilmiyoruz tabiatın... - Hem de çok önemliydi. 17. yüzyılda Evliya Çelebi, İstanbul civarında 43 bin bahçe ve bostan, Sultanahmet civarında seksen kadar çiçekçi dükkanı olduğunu belirtirken, dönemin çiçek sevgisini dile getirir. 1641 yılında “Bahçe Düzenleme ve Ağaç Geliştirme” adlı cemiyetin kurulması ve “Çiçekçibaşı” makamının oluşturulması da konuya verilen önemin ve kurumsallaşma çabasının göstergesidir. İstanbul’a 1788’de gelen Jan Potocki adlı seyyâhın, “Dükkanlar gördüm, ağaç damdan yukarı çıkıyor, dallar duvarları delip geçiyordu” ifadesi; dönemin ağaç tutkusunu yansıtmaktadır.  Ali Nihat Gökyiğit sanat çalışmaları hakkında da bilgi verdi. Medeniyetler çatışmasın, buluşsun! Tekfen Filarmoni Orkestrası’yla çok başarılı çalışmalara imza attıklarını söyleyen Ali Nihat Gökyiğit, şunları anlattı: “Bu orkestranın üç önemli mesajı var. Bölgemize bakın; çatışmalar, çekişmeler... Dünyanın 23 ülkesinden müzisyen bu orkestrada bir araya geliyor. Kültürlerin birlikteliğine, barışa da hizmet ediyor bir yerde... İkinci mesajı; her defasında orkestraya bu bölgeden otantik enstrümanlar geliyor ve batıyla buluşuyor. ‘Ney’le, org ve senfoni orkestrası bir araya geliyor. Bu, şunu söylüyor. Medeniyetler niye çatışsın ki, buluşsun. Ut, tar, kemençe, tulum, kopuz, balalayka bir araya gelsin. Son olarak; Osmanlı bu bölgeyi 5-6 asır idare etmiş. Dolayısıyla böyle bir orkestra Anadolu’da kurulmalıydı, şefi Türk olmalıydı. 6 Temmuzda orkestramızın çok önemli bir konseri var, Lütfi Kırdar’da. 15 yıl önce Saraybosna’da yaşanan katliamın anısına yapılacak. Srebrenica İnferno (Cehennemi) oratoryosunun Dünya prömiyerini seslendirecek. Konser Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Bosna Hersek Cumhurbaşkanı Haris Sladziç himayesinde olacak.”
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 101089
    % -0.75
  • 5.6853
    % 0.87
  • 6.3711
    % 0.75
  • 7.0958
    % 0.19
  • 259.388
    % -0.32
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT