BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Galatasaray’daki problem!..

Galatasaray’daki problem!..

Galatasaray’ın İsviçre şampiyonu önündeki “çok kötü futbolunun sebepleri” türlü-çeşitli!. Her spor yazarının, her futbol yorumcusunun kendine göre görüşleri var!.



Galatasaray’ın İsviçre şampiyonu önündeki “çok kötü futbolunun sebepleri” türlü-çeşitli!. Her spor yazarının, her futbol yorumcusunun kendine göre görüşleri var!. “Mevsim başı...” deniliyor, “taktik deniliyor”, “Hakan, Arif gitti, Jardel, Serkan geldi, sistem bozuldu” deniliyor, “şu” deniliyor, “bu” deniliyor! Hepsi tartışılır; hem inanıyor, hem görüyorum ki, “söylenenlerin büyük çoğunluğunda haklılık payı var!.” Amma... Bana göre “bunlar” işin teferruatı!. “Ana sebepler” başka!. Teferruat, zamanla, hatta kısa sürede “düzeltilebilir!” Ama “ana sorunlar hem de sür’atle çözümlenemezse”, Galatasaray için bu sezon “hüsran olur!” Benim görebildiğim, daha da önemlisi sezebildiğim “ana sorunlar” şunlar: 1. Galatasaray’da teknik direktör açığı var!. Beşiktaş’ın Scala’sı, Fenerbahçe’nin Mustafa Denizli’si, mevsim başında Galatasaray’ın Lucescu’na birkaç tur bindirdiler; bindirmeye de devam edecekler! Scala’da da, Denizli’de de “moral var, motivasyon var, disiplin var, gösteriş var, eda var, çalım var, gövde gösterisi var, söz dinletme var, futbolcular üzerinde tam hakimiyet kurma var, taraftarı, kamuoyunu inandırma var!.” Var da var!. Bakınız “bilgi-teknik-taktik” gibi konulara girmiyorum, zira Lucescu gibi Romanya Milli Takımına hocalık etmiş, İtalya’da 8 yıl çalışmış bir hocanın “bu konularda Scala’dan, Denizli’den eksik olduğunu” sanmıyorum. Benim sezebildiğim, Scala ve Denizli’nin “âmir hoca”, Lucescu’nun “memur hoca” görüntüsü vermesidir; bu tablo değişmezse, Galatasaray’ın işi çok zor! Hele hele “âmir hocadan da öteye, patron hoca görünümündeki” Terim’den sonra!. Lucescu derhal ipleri eline almalı ve “kimsenin gözünün yaşına bakmamalıdır!” Elinde iki takım kurabilecek kadar kaliteli ve bol yetenekli bir kadro vardır! Saha kenarından talimat verirken, “kendisini takmayan oyuncuyu” kulağından tutup kulübeye almalı, “primlerden, maç başına ödemelerden mahrum etmelidir!” Kim olurlarsa olsunlar! Üstelik disiplin evrimini hemen uygulamaya koymalıdır ki, ipler tamamen elinden kaçmasın! Terim öncesi “parça parça, grup grup” bölünen bir Galatasaray bunun bedelini çok ağır şekilde ödemiştir. Şimdi de gruplaşma sinyalleri geliyor!! Dikkat! 2. Teknik direktör zaafiyetini, “hiç olmazsa” saha içinde “Kaptan otoritesi” telafi edecekken, Galatasaray’da yıllardır süren bir “kaptan zaafiyeti” de var! Cüneyt Tanman’dan beri (ki, yanlış hatırlamıyorsam Aydın’da kaleci Hayrettin’e “tokat patlatacak kadar” disiplinden taviz vermeyeceğini göstermişti) hadi Erdal Keser dönemini de atlayalım, Galatasaray “gerçek anlamda” bir kaptana sahip olmadı! Hâlâ da kaptanı yok! Fiilen kaptanlığı Hagi yapıyor gibi... Onun olmadığı karşılaşmalarda Galatasaray sahada tam bir başıboşluk yaşıyor! Geçen sezonda Fatih Terim’in saha içlerine kadar girişlerinde ve ceza alışlarında “kaptansızlığın da büyük payı vardı!” Terim “saha içi kaptanlığını da saha kenarından yüklenmeye çalışıyordu!.” Ne Bülent, ne Hakan, ne Tugay Galatasaray’a kaptanlık yapacak “çok yönlü liderlik özellikleri taşımıyorlardı!” Bülent oynadıkça ve “bazı oyuncuların Popescu’ya karşı tavrının sürdürülmesine izin verildikçe”, Galatasaray’ın saha içi zaafiyeti hem Şampiyonlar Ligi’nde, hem Türkiye Ligi’nde daha belirgin olarak ortaya çıkacaktır! Hele hele kenarda Terim de olmadığına göre?... 3. Yukarıdan beri anlatmaya çalıştığım “olumsuz” tabloya mührünü “orta saha vuruyor!” Okan’lı, Emre’li, Hakan’lı hatta Suat’lı orta saha! Ben, “bu dörtlünün, taktik ya da şu bu sebeplerden nasıl oynadığını ya da oynamadığını tahlil etmiyorum!” Ben, “bu dörtlünün”, İsviçre’de “isteksiz gayesiz vurdumduymaz, güçsüz, heyecansız ruhsuz” oyunlarından sözediyorum! “Küs ya da kırgın gibi” tavır koyucu tutumlarından sözediyorum! Açıkça “gruplaşmadan sözediyorum!” Galatasaray Lucescu ile devam edecekse, “Muzaffer Sipahi’nin futbolun başına getirilmesi” hemen gerçekleştirilmelidir! Birgün gecikilmesi bile zaman kaybıdır! Kaptan Muzaffer, “Terim’den sonra sahipsiz kalan” futbol takımını hemen toparlayamazsa, yarınlarda “yerlerden toplamak zorunda kalacaktır!” Birdenbire “burunları büyüyen” ve kimseyi takmamaya başlayan Okan’lar, Emre’ler, Hakan’lar “hemen” hizâya getirilmeli, gelmemekte direnenler önce kulübeye, sonra Florya tesislerine gönderilmeli, hâlâ inat edenlere “başka kapıya” denilmelidir! Kimse Galatasaray’dan “büyük ve vazgeçilmez” değildir! Nihayet!.. Galatasaray Kulübü Başkanı Faruk Süren, yıllardan beri dargın olduğu Yalçın Granit’i Galatasaray Basketbol Şubesi Genel Koordinatörlüğüne getirmiş; kutlarım! Eğer Süren, basketbolda yapabildiğini “kulüpte yapmış olsa idi”, ne kendisi, ne yönetimi, ne Galatasaray bugünkü duruma düşerdi! Camiayı kucaklayacağına, “hınk deyici dar bir çevrenin tahrikleriyle çok cephede savaşmaya ve “Ben yaptım oldu” demeye başladı! İş çığrından çıktı! Granit, acıklı bir duruma düşmüş Galatasaray Basketbol Şubesi’ni toparlayacaktır! Elbette zamana ve desteğe ihtiyacı vardır; bulacaktır! Büyük Reis’e “hoş geldin” diyorum! Süren’e de mesajımız var; Granit’le barıştın, camianla da barış! Herkesi kucakla! Konuş, ikna et! Onları dinle! Galatasaray Başkanı’na bu yakışır! Neden inat ediyorsun? Büyüklük hatadan dönmektir, israr değil!. Büyük lokma!.. Giray Bulak’ın daha bir ay önce Sergen hakkında söyledikleriyle, bugün söylediklerine bakarsak, “ilkeli adam” görüntüsünün ardındaki büyük zafiyeti hemen anlarız! Sadece Giray Bulak değil, bütün Giray Bulak’lar bilmeliler ki, “Büyük Başkanlar”, öyle “ilke falan filan tanımazlar!.” Onlar bildiklerini okurlar!.” “İlkeli” adamlara da “söylediklerini” yutmak kalır!. Ve de “ilkelilik”, söylediklerini “yutma ilkesi” haline gelir! Giray Bulak şimdi çıkıp da “Ben ne yapayım, Başkan’ın böyle olduğunu bilmiyordum” diyemez! Mehmet Ali Yılmaz’ın “böyle olduğunu” Mars’taki sağır sultan biliyordu!. Öyleyse? “İlkeleri yemeğe devam, büyük Başkan’a selam!.” Not: “Trabzon’u küçük görenler dışarı” yazımdan özellikle sevgili Şirin Berber kendine hisse çıkarmasın! Benim o yazımda kastedilenler, Trabzon’u küçük gören ve hatta takımın sezonu açış törenine bile gelmeye tenezzül etmeyen “dibek dövücü” ile onun “hınk deyicileri” idi. Trabzonspor’daki gerçekleri “bütün baskılara rağmen” dile getirenlere ancak, “saygı” mesajım olabilir; başka sözüm yok! Jokey Kulübe dair!.. Kimseden ses seda çıkmayınca, Jokey Kulübü Başkanı esip gürledi! Kimseden ses seda çıkmayınca, spor bakanı Fikret Ünlü yapayalnız kaldı!. Neymiş “Başarılı sporcular ödül kanunu ve yönetmelikleri çıkarılırken, at yarışlarından pay ayrılması Türkiye’de yarışçılığı ve atçılığı öldürürmüş!. Galatasaray’a para vermek için atçılığın öldürülmesine izin vermeyeceklermiş... Gerekirse atlarıyla Meclis’e yürüyeceklermiş!.” Vay... Vay... Vay... 1950’li yılların ortalarında, Ankara’da sevgili Güngör Sayarı ve sonradan “Galopçu” ünvanını alan rahmetli Yılmaz ile beraber “Galop adlı atyarışı dergisini çıkardığımız günlerden beri “Jokey kulüpte nasıl bir düzenin işlediğini” çok iyi biliyorum! “Kardeş kadar sevdiğim” Yılmaz Tekin Onay, yıllarca Jokey Kulüp’te “basın danışmanlığı” yaptı! Etrafına adeta bir “demir perde çekilen” ve “kapalı bir sosyete olmaktan çıkarılamayan” Jokey Kulüp’ün, Türk atçılığına “bunca yılda” ne kadar faydalı olduğu ortadadır! Bunca paraya, bunca emeğe rağmen, ortada “Uluslararası yarışlarda tabelaya girebilecek” bir at dahi yok! “Şampiyon” demiyorum, “tabela” diyorum! “At ithallerinde oynanan oyunlar”, kimlerin bu işlerden nasıl paralar kazandıkları, artık hipodramdaki çocukların bile ağzında! Aslında, “Jokey Kulüp için” çok hassas bir Meclis araştırması gerek! Kimler üye? Kimler üyeliğe alınmadı? Neden üye sayısının artması istenmiyor? İhaleler nasıl yapılıyor? Bayilikler kimlere ve nasıl veriliyor? Atlar nerden geliyor? Hangi atlar geliyor? Kimler getiriyor? Denetimlerini kim yapıyor? Avrupa’da, Amerika’da “üç-otuz para etmeyen” atlar, ülkeye nasıl sokuluyor? Doping olayları ne alemde? Anlaşmalı yarışlar yapılıyor mu? Hipodromlardaki büfeler, lokantalar kimlere, nasıl veriliyor? Kapı denetimleri, bedavacı kartları, davetiyeler, basınla ilişkiler, Jokey Kulüp ilân ve reklam pastasının durumu? Ahırlar... Makinalar... Kısacası, herşey ama herşey “hak adına” denetlenmeli!. Eksikler, yanlışlar, hatalar ortaya konulmalı. Türkiye’de atçılığı gerçekten “çağdaş bir seviyeye getirecek” bir organizasyon kurulmalı! TV ekranlarında at yarışı izleyenler, “nasıl ve neden seçildikleri bile belli olmayan” spikerlerin ve nakledicilerin komiklikleriyle öfkelenmemeli!. Sıkılmadan “Galatasaray’a ödül için at yarışçılığına darbe vuruluyor” diyecek kadar çirkin bir demogoji yapılıyor! Bilmem ki, “Bu çirkin sözleri eden” yetkili, hangi kulübün taraftarı? Ödül Kanunu ve yönetmeliği “Galatasaray için çıkmıyor!.” “Başarısız, sıradan atların sahiplerini ve jokeylerini trilyoner eden” Jokey Kulübü, “ülkeye Dünya çapında başarılar getiren sporculara destek vermemek için” direniyor! Neymiş, “kesintiler çokmuş!.” “Hepsini kesseler” keşke!. Hiç olmazsa “işe yarar!..” Şimdiki gibi “boşa gitmez!.” Nereden nereye? Bizler çocukluğumuzda, Arnavutoğlu Ali’leri, Kazıkçı Karabekir’leri, Çolak Mümin’leri, Koca Yusuf’ları okuya okuya büyüdük!. “Er Meydanı’nın ne anlama geldiğini” çok iyi biliriz! “Rahmetli” Murat Sertoğlu, İzmirli’nin kahvesinde “onları yazarken” zaman zaman ona “nargile ve sohbet arkadaşlığı da” yaptık! Rahmetli Sertoğlu, yıllar yılı süren güreş tefrikalarında hep şu temayı işlemiştir: Er Meydanı yiğitler meydanıdır! Doğruların, dürüstlerin harman olduğu meydandır! Orada kötüler de olabilir ama barınamaz! Orada daima doğrular, dürüstler, iyiler, yiğitler kazanır!. Ne var ki, yıllar yılı türlü - çeşitli iddialar, Er Meydanı’na siyah gölgeler düşürmüştü!. Bu iddiaların üzerine gidileceğine, örtbast ediliyordu! İlk defa “cesur” bir Federasyon Başkanı çıktı! İlk defa “cesur” bir Spor Bakanı çıktı! Ellerine aldılar neşteri ve vurdular “içi irin dolu” yaraya!. Evet, Pandora’nın kutusu artık açıldı!. “Bana komplo kurdular” bağırtıları, açılan kutudan dökülen kötülükleri örtemez!. İnanıyorum ki, Er Meydanı “kötülüklerden ve kötülerden” temizlenecektir! Dopingden ve anlaşmalı güreşlerden temizlenecektir! Er Meydanı’nı “kirli bir ticaret oyununun yeri gibi görenler” hüsrana uğrayacaktır! Ve Er Meydanı’nın üzerinde Arnavutoğlu’ların, Çolak’ların, Kazık’çıların, Koca Yusuf’ların ve nice başpehlivanların ruhları artık “mutlu olarak dolaşacaklardır!” Bakan’ı da, Başkan’ı da kutlarım! Hoş geldin Belgin!. Yıllar sonra Kemal Belgin ile yeniden aynı sayfalarda buluştuk! 1980’li yıllardı; Güneş Gazetesi yeni çıkmıştı!. Necmi Tanyolaç ağabey de “Tercüman Spor Servisi’nin yarısını” oraya taşımıştı! Gazete’nin sahibi “rahmetli” Kemal Ilıcak da, Necmi Ağabey’in yerine Tercüman Spor Müdürlüğü’ne beni atamıştı! O zamanlar Tercüman’ın İzmir Temsilcisi idim, ama spor sayfasına devamlı yazıyordum! 5 ay İstanbul’da spor müdürlüğü yaptım! Attila Gökçe ve Necip Kapanlı ile beraber Kemal Belgin de yardımcımdı! Çok güzel günlerimiz, çok güzel haberlerimiz, çok güzel sayfalarımız, çok güzel kampanyalarımız oldu! “Güneş Depremi” bitince, servisi ve sayfayı onlara emanet ederek, İzmir’e eski görevime döndüm! Bayrağı çok ilerilere götürdüler! Tercüman mâlî problemler içinde kapanmasaydı, kimbilir “o bayrak nerelere kadar gidecekti?” Sevgili Müdürümüz Sadık Söztutan, “Diyojen’in feneri ile aranmış cımbızla çekilmiş gibi” bir transfer yaptı, kutlarım!. Burnuma “başka Tercümancı kokuları da geliyor!.” Heyecanla bekliyorum! Bayrak değişiminde Sayfamızdan ayrılan arkadaşlarıma elbette üzüldüm ve yeni gazetelerinde başarılar diliyorum! Kemal Belgin’e de “büyük bir mutlulukla” ve heyecanla “yeni yuvana hoş geldin Kemal, taş yerinde ağırdır!.” diyorum!.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 100183
    % -0.05
  • 5.7152
    % -0.33
  • 6.2782
    % -0.55
  • 7.1073
    % -0.48
  • 278.986
    % -0.39
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT