BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Malzemeden çalanlar, canımızı alanlar!...”

“Malzemeden çalanlar, canımızı alanlar!...”

17 Ağustos gecesi, Yalova’da siyahlar giyinmiş bir grup genç, çevreyi aydınlatan meş’aleler ve siyah bir bez afişle ilerliyorlar.



17 Ağustos gecesi, Yalova’da siyahlar giyinmiş bir grup genç, çevreyi aydınlatan meş’aleler ve siyah bir bez afişle ilerliyorlar. Siyah bez afişte kocaman beyaz harflerle şu cümle yazılı: -Malzemeden çalanlar, canımızı alanlar!.. Deprem felaketinin en kestirmeden izahı bu sözdür. Bazılarının ihtirası, on binlerin canına mal oldu. On binler sakat kaldı. Tüten ocaklar tütmez oldu. Hayatlar baharında karardı. Katrilyonlarca lira maddi kayıp meydana geldi. Açık veren devlet bütçesi daha da kötüleşti. Hayat biraz daha pahalılandı. Ve sayılamayacak kadar fenalıklar. Sebep “malzemeden çalanlar.” Birilerinin hırsızlıkları, bütün bir ülkeye kanlı göz yaşları döktürdü. O çalanların veballeri büyük. Bir çocuğun, bir genç kızın, bir yüreği yaralı annenin bile haklarını ödeyemezler. Benzeri yer sarsıntıları, başta Japonya olmak üzere başka memleketlerde de meydana geliyor. Depremin felakete dönüşmesi ancak malzemeden çalanların yaşadığı ülkelerde olmakta. Başı da maalesef Türkiye çekiyor. Evlerimizi, iş yerlerimizi yapanlar ya alaylı veya mektepli müteahhitler. Üniversite diplomasına sahip olanlarla kendiliğinden yetişenler. Sorumlu bunlar. Fakat bunlardan ibaret değil. Belediyeler, meslek odaları, ilgili bakanlıklar da sorumlu. Orada yetkili her imza sahibinin eli kanlı bugün. İnşaatı yapan vicdanı hiç sızlamadan çalıyor. Bu apaşikâr gerçek. Birde rüşvet mekanizmasının işlemesi ile ruhsatlar, tasdikler, izinler çıkıyor. Eyüp belediye başkanı Ahmet Genç anlatmıştı. Göreve ilk seçildiğinde belediyenin dış duvarına “rüşvet alan da veren de mel’undur!” sözünü yazdırır. Bu söz bilindiği gibi hadis-i şeriftir. Yazı kısa zaman sonra şu şekle girer: -Rüşvet alan da veren de memnundur... Peki ya Allah; yüce Allah memnun mu? Her sosyal olayın bir de etik cephesi olduğunu göz ardı edersek bir yere varamayız. Mimar, mühendis, taşeron, kalfa, müteahhit diye yaldızlı unvanlarla donattığınız bir kısım meslek erbabını bir çok benzerinde olduğu gibi yeteri kadar ahlakî değerlerle de beslemeyince sonuç faciaya varıyor. Tıpkı 17 Ağustos 2000 gecesi gibi... On binler bir kere daha acılara gark olurken bazı televizyon kanalları yine kendi keyif ve eğlencelerine bakıyorlardı. Diskolar, barlar, pavyonlar, meyhaneler açıktı. Zira onlara göre yakınları ölenler, kendileri sakat kalanların mes’eleleri kendilerini alakadar ederdi. Daha hazini ise 17 Ağustos 2000 Sabahında manşetten deprem haberini işleyen bazı gazetelerin ikinci ve son sayfaları ile ilavelerindeki çıplak resimlerdi. Tezat bu kadar aleni... Öyleyse çalınan yalnızca malzeme değil, ahlaktan da çok şey çalınmış... Eden bulur...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT