OSMAN SAĞIRLI

ABD’nin Afganistan’dan çekilmesinin yankıları sürüyor. NATO müttefikleri Amerika’nın “sonsuza dek savaşları” olmayan bir geleceğe hazırlanıyor. Zira Afganistan sadece ABD’nin değil müttefiklerinin de 20 yıllık savaşıydı. Çekilme ile ilgili en çarpıcı açıklamayı ise İngiltere Savunma Bakanı Ben Wallace yaptı. Wallace, ABD’nin Afganistan’dan çekilmesin ardından artık bir süper güç olmadığını öne sürdü.
Başkan George W. Bush’un Ekim 2001’de el-Kaide ve Taliban’a karşı hava saldırılarını duyururken söylediği gibi, ABD’nin Afganistan’daki misyonunun arkasında “dünyanın ortak iradesi” vardı. NATO, 11 Eylül saldırılarından sonra, tarihinde yalnızca bir defa, 5. Maddeyi -ortak savunma maddesini- gündeme getirdi. 51’den fazla NATO üyesi ve ortak ülke, Afganistan’a toplam 130.000 asker gönderdi.

NATO’nun muharebe görevi 2014’te sona erdi, ancak koalisyon birlikleri Afgan güvenlik güçlerini eğitmek ve tavsiyelerde bulunmak için kaldı. Bazı ülkeler savaşın sonraki yıllarında askerî varlıklarını sonlandırdı. Afganistan’da öldürülen yaklaşık 3.500 askerden 1.145’i müttefik güçlere aitti.
ABD, Donald Trump ile başlayıp Joe Biden ile devam ederek Afganistan’dan çekilme planını netleştirdi. Ancak Afgan hükûmetinin hızlı çöküşü ve Taliban’ın yönetimi çok hızlı bir şekilde devralması süreci kaosa dönüştürdü. Çekilme esnasında yaşanan terör saldırısı ise koalisyon ortaklarını aciz duruma düşürdü. Bazı ülkeler, Kâbil Havalimanı çevresindeki durum kötüleşirken personelini ve Afgan ortaklarını tahliye etmek için mücadele etti. 20 yılın, kaybedilen hayatların ve harcanan milyarların ardından, geride başarıdan çok başarısızlık kalmıştı. Çünkü durum 20 yıl öncesine dönmüş Taliban’dan kurtarılmak için girilen ülke Taliban’a geri verilmişti. Hem de onun istediği süre içinde üstelik te milyarlarca dolarlık silah ve para da onlara bırakılarak.

ABD’Yİ SUÇLADILAR
Bu durum Londra’da, Berlin’de ve Brüksel’de, müttefik ülke liderleri ve ABD’ye yönelik suçlamalara yol açtı. Eski İngiltere Başbakanı Theresa May Parlamento’da “Afgan hükûmeti hakkındaki anlayışımız bu kadar mı zayıftı? Sahadaki bilgimiz bu kadar mı yetersizdi? Yoksa sadece Birleşik Devletleri takip etmemiz gerektiğini mi düşündük?” şeklinde tepki gösterdi.
Başta İngiltere olmak üzere bazı NATO üyeleri, ABD’nin Afganistan’daki angajmanının süresiz olarak devam etmesini savunsa da tepkilerin odağı ABD’nin çekilme zaman çizelgesi konusunda koalisyon müttefikleriyle ne kadar yakından istişare ettiğine dair sorular oldu. Bu, özellikle Donald Trump döneminde, NATO ittifakını yıllardır kuşatan bir tartışmayı yeniden canlandırdı: İngiltere ve Avrupa, güvenlikleri için ABD’ye çok mu bağımlı? Ve değişen ABD öncelikleri sonunda bu dengesizliğin düzeltilmesini gerektirecek mi?
Müttefikler, Joe Biden’ın “Amerika Afganistan’dan geri döndü” güvencesinin yeterli olmadığına bir endişeleri var. ABD’nin Afganistan konusunda iletişim kurduğunu, ancak danışmadığını söylüyorlar. ABD Dışişleri Antony Blinken ile Brüksel’de bir araya gelen NATO Sekreteri Jens Stoltenberg “Afganistan’a birlikte gittik, duruşumuzu birlikte ayarladık ve birlikte ayrılmak için birleştik” dedi.
Birliktelik basitçe varsayılandı. NATO hükûmetlerinin ABD ayrıldıktan sonra Afganistan’da kalma kapasitesi yoktu. Özel olarak, diplomatlar kendilerine tam olarak danışılmadığından yakındılar veya ABD planları hakkında şüpheler dile getirdiler. Ancak ABD kararını verdikten sonra, karadaki yaklaşık 7.000 Amerikan dışı NATO kuvveti için de karar verildi.

BİZE SORMADILAR
Avrupa Dış İlişkiler Konseyinin (ECFR) üst düzey politika uzmanı ve Berlin Ofisi Başkanı Jana Puglierin, Almanya gibi müttefikler için “Temelde ne kadar bağımlı olduğumuzu gösterdi. Çünkü o zaman Amerika’nın geri çekilmesini takip etmemiz ve aynı zamanda geri çekilmemiz gerektiği hemen belliydi” dedi.
Müttefikler varlıklarını azaltmak için adımlar attılar ve güvenlik durumu kötüleşmeye başlayınca bazıları personel ve vatandaşlarından ayrılmalarını istedi. Ancak ABD ve müttefikleri, Taliban’ın Afganistan’da hızla ilerlemesini ve Afgan savunmasının çöküşünü tam olarak öngörmediler veya küçümsemeyi seçtiler. Bu, NATO ve Avrupa hükûmetlerinin de personelini dışarı çıkarmak için acele etmesine sebep oldu.
2014’ten 2019’a kadar AB’nin ABD büyükelçisi olarak görev yapan David O’Sullivan “Bütün bu durumla ilgili ilk duygu, çıkış stratejisinin nasıl yönetileceği konusunda belki de daha fazla istişare ve daha ortak planlama yapılması gerektiğidir” dedi ve ekledi: Bu durum Avrupa ülkelerini sadece kendi vatandaşlarını dışarı çıkarmak için değil, aynı zamanda birçok zorluğa sokan bir tür karmakarışık bir şeye dönüştü. Almanya ve İngiltere gibi hükûmetler, vatandaşlarını ve Afgan müttefiklerini hazırlama ve tahliye etmedeki başarısızlıklarından dolayı sert eleştirilerle karşı karşıya kaldı.
Ancak hâkim olan duygu, Biden yönetiminin müttefiklerle istişare etmede başarısız olduğu ve geri çekilmenin kaosunu azaltabilecek şekillerde esnek olmayı reddettiği fikri etrafında dönüyordu. Merkel’in Almanya parlamentosundaki Hıristiyan Demokratlar grubunun başkan yardımcısı Johann Wadephul, “Kimse bize o ülkeyi bu kadar hızlı bir şekilde terk etmenin iyi bir fikir olup olmadığını sormadı. Yaşadıklarımız çok rahatsız edici. Kâbil’de karşı karşıya olduğumuz kaos elbette bunun sonucudur” dedi.

ABD’YE BAĞIMLILAR
Birçok NATO hükûmeti Afganistan’daki taahhütlerini büyük ölçüde azaltmış olsa da, onlar da ABD’nin askerî geri çekilmesindeki kargaşayı ve başarısızlık algısını miras aldılar. Ve bununla birlikte, kısacası nihai sonucu etkileme yeteneklerinin sınırlı olduğunun farkına varıldı.
Amerikan Üniversitesi Uluslararası Hizmet Okulu’nda kıdemli bir öğretim görevlisi olan Garret Martin, “Afganistan olayı müttefiklerin ABD’ye bağımlılığının boyutunu açıkça ortaya çıkardı. ABD, bir kez bittiğine karar verdiğinde oyunun bittiğini kabul etmek zorundalar” dedi.
Müttefiklerin ABD’ye yönelik hayal kırıklığı eski güvensizlikleri ve yeni siyasi gerilimlerin habercisi. Geçtiğimiz günlerde yapılan G7 toplantısında, Avrupalı liderler ABD’yi askerlerin ayrılması için 31 Ağustos tarihini uzatmaya zorladı. ABD kararını değiştirmedi. Birçok insan geride kaldı. Şimdi ABD ve müttefikleri, insanların 31 Ağustos’tan sonra ayrılmaya devam etmesine izin vermesi için Taliban’a güveniyor. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Birleşmiş Milletlere insanların gitmesine izin vermek için Kâbil’de bir “güvenli bölge” belirlemesini önerdi.
Çekilme sürecinde yaşananlar, müttefiklerin Afganistan’daki durum üzerinde ne kadar az kontrole sahip olduklarını da gösterdi. Puglierin, bunu en azından Almanya’da “çaresizlik” duygusu olarak tanımladı.
“Tamamen bağımlı olduğumuzun, binlerce Amerikalı olmadan ve Amerikalılar bu askerî havaalanını işletmeden kendi vatandaşlarımızı tahliye etmenin bile mümkün olmayacağının farkındayız” dedi.
Obama yönetiminden bu yana ABD, sonsuza kadar sürecek savaşlara olan iştahını kaybettiğini açıkça gösterdi. Ancak Trump yönetiminin “Önce Amerika” politikaları - ve bazen AB ve NATO’ya karşı açık düşmanlık - Avrupa’nın ABD’ye güvenemeyeceğine dair korkuları artırdı.

AVRUPA ORDUSU YENİDEN GÜNDEMDE
Müttefikleri, ABD’nin öncelikleri arasında nereye oturduklarını merak ediyor. Afganistan NATO ittifakını değiştirecek mi? Durum son derece karmaşık. Afganistan, NATO’da yeni fay hatları açtı, ancak muhtemelen onu tamamen parçalayan şey olmayacak. Güvenliklerini ABD etrafında inşa eden NATO müttefikleri için ABD’nin önceliklerinin değiştiği gerçeğini görmezden gelmek giderek zorlaşıyor. ABD’nin Çin’e odaklanması dış politikasında âdeta eksen değişikliği yaptı. Afganistan, birçok müttefikinin ABD’ye bağımlı olduğunu açıkça ortaya koydu. Bu da Avrupalıların artık kendilerini bu bağımlılıktan kurtarmaları ve kendi güvenliklerine yatırım yapmaları ve inşa etmeleri gerekip gerekmediği sorusuna yol açtı. Trump döneminde Fransa Cumlurbaşkanı Macron bir “Avrupa ordusu” için bastırdı, Afganistan bu doğrultuda yeni bir tartışmayı canlandıracak gibi görünüyor.
Afganistan üzerindeki gerilimler henüz sıcaklığını koruyor. ABD, Afganistan’dan ayrılacağını söyledi ve yaptı. Önümüzdeki dönem, AB’nin bundan sonra nasıl bir yol izleyeceğiyle ilgili.

AVRUPA'DA SİYASİ ETKİ KORKUSU
Avrupa, Afganistan’dan çekilmenin etkilerini ABD’den daha şiddetli hissedebilir. Çünkü Avrupalı liderler, Afgan göçmen akınını kabul etmek istemiyor. Binlerce insanın Suriye, Orta Doğu ve Kuzey Afrika’dan Avrupa’ya tekneyle kaçtığı 2015 mülteci krizi sonucunda yaşananlar hâlen hafızalarda. Mülteci krizinin yönetilememesine yönelik siyasi tepki, Batı Avrupa’da aşırı sağcı ve milliyetçi partilerin ortaya çıkmasına sebep oldu. Bu partilerin bazılarına verilen destek azalmış olsa da Almanya’da ve gelecek yıl Fransa’da yapılacak seçimler tedirginliği artırdı. Macron “Fransa, bir göçmen dalgasını öngörmeli ve kendisini korumalıdır” diyerek ilk işaretlerini verdi.

Putin: ABD'nin Afganistan'dan çekilmesiyle insani felaket yaşandı Putin: ABD'nin Afganistan'dan çekilmesiyle insani felaket yaşandı Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Taliban hükümetinin tanınması için açıklamaların ötesinde atılan adımların değerlendirilmesinin gerektiğini belirterek, "Afganistan'da ABD ve müttefikleri için çalışan ve terk edilen insanların sayısına bakarsanız, bu bir insani felakettir." dedi.
Afganistan’a daha güçlü döneceğiz Afganistan’a daha güçlü döneceğiz Emekli Albay Ediz Ekinci, Türkiye ile Afganistan arasında çok güçlü ve tarihî bağlar olduğuna dikkat çekerek Mehmetçiğin bu ülkede yine kritik misyon üstleneceğini söyledi. Ekinci “Ancak bu sefer NATO için değil millî şemsiye altında orada olacağız” dedi.