MAHMUT ÖZAY

Türkiye’de her 10 çocuktan altısı günde bir saat ya da daha az süre dışarıda oyun oynuyor... Bu süre mahkûmların açık havada geçirdikleri sürenin altında. Okul öncesi eğitimin duayeni Prof. Dr. Belma Tuğrul’la bu ve buna benzer sorunları konuştuk. Otuz beş senedir beş bini aşkın çocuğun öğretmenliğini yapan Tuğrul “Çocuklar için oyun oynamak ana dillerinde konuşmak gibidir” diyor... Ailelere büyük işler düştüğünü söyleyen tecrübeli eğitimcinin sorularımıza verdiği cevaplar şöyle: 


>  ‘Çocuk ne görürse onu yapar’a katılıyor musunuz?
Çocuklar, yaşlarına uygun oyun olanakları ile buluştuğunda, mesela kendileriyle oynayan anne babaları olduğunda, televizyon, tablet gibi teknolojik araçlara yönelmezler. Günümüz çocuklarının ekran bağımlılığı ve dijital oyun oynama yaşı iki yaşa kadar düşmüş durumdadır. Bu yaştaki çocukların kendi tercihleriyle bu oyunlara ve ekran görüntülerine ilgi göstermesi, kesinlikle söz konusu değildir. Küçük çocuklar, çok dikkatli gözlemcilerdir, özellikle kendilerine rol model olan yetişkinleri dikkatle izlerler ve ardından onların yaptıklarını yapmaya yönelirler. 

>  Tableti çocuk mu istiyor, aile mi alıştırıyor?
Ailelerin çoğu birkaç aylık bebeklerine yemek yedirmek ya da ağlamasını susturmada telefon, tablet vb. aletleri ‘susturucu’ olarak seçiyor. Bu durum çocukların tercihi değildir. Hızlı ve çok şey öğrenme hevesi içinde olan küçük çocuklar, başka seçenek görmeyince ekrana yönelmeye hemen alışırlar ve bunu giderek artan bir şekilde isteyerek, bağımlılığa giden bir yola girmiş olurlar. Anne babalar daha sonra şikâyet ediyor. Çocukların sonradan öğrendiği ve giderek haz alma eşiği artarak devam eden yanlış aile-çocuk etkileşimin bir sonucudur.

TABLET, DİLİ ÖLDÜRÜYOR
> Tedbir için neler yapılmalı?

Özellikle üç yaşından önce çocukların ekranda geçirdikleri süre bakımından ciddi tedbirler alınması gerekir. Çok gerekirse çocukların ancak aile yakınlarını görüntülü cihazlarla görebilmesine kısa süreyle müsaade edilmesi tavsiye edilmektedir. Üç yaşından sonra sadece nitelikli programları gün içinde en fazla bir saat olmak üzere ve birlikte izlenmesi doğru olacaktır. Çocukların uzun sürelerde evde ve ekran önünde kalması, hem dil, sosyal, zihnî ve fiziki gelişimi açısından hem de uyku ve beslenme bozukluklarına sebep olmaktadır.  

> Çocukta bu olumsuzlukları nasıl gözlemleriz?
Özellikle küçük çocukların aile üyeleri ile yüz yüze, göz göze aktif olarak etkileşim içinde olabilecekleri ortamlara ihtiyacı vardır. Çocuklar bahçede parkta oynama zamanından mahrum kalıyorsa ekran başında beslenme gibi alışkanlıklar edinip özellikle evde aile üyeleri ve akranlarıyla birlikte olma ihtiyacını öteliyorsa durum ciddi demektir. Sözel saldırganlık ve öfkesini kontrol edememe dikkati çekerse bilinmelidir ki, çocuğunuzun sizinle daha fazla zaman geçirmeye ihtiyacı vardır.

> Erken yaşta aşırı uyarıcılık ne gibi sorunlar doğuruyor?
 Zamanından önce ve gerektiğinden çok uyarıcılar yorgun ve telaşlı çocukların ortaya çıkmasına sebep olur. Beyin gelişimleri açısından en verimli oldukları dönem ilk üç yaş ve sonrasında da üç altı yaş arası... Uyarıcılar yönünden zenginleştirilmiş ortamlarda bulundurmak çok değerli.  Bazı aileler çocuklarını o kurstan o kursa taşıyarak, zenginleştirilmiş bir çevre sunduklarını sanmalarını istemem. Çocukların hayatla bağını en üst seviyeye çıkaran ve o noktadan ilerlemesine sebep olan çocukluk uğraşı oyundur. Doya doya oynayamayıp oyunsuz kalan, oyun ihmaline uğrayan çocukların, ortaya çıkan problemlerini çözümlemek için oyun terapisine gitmesi sizce yaman çelişki değil mi?

ÇOCUKLAR SOKAKTA OYNAMIYOR
2016’da 10 ülkede 12 bin ebeveynle yapılan Global Çocuk ve Oyun Araştırması’nın sonuçları şu şekilde:
> Çocukların yüzde 56’sı günde ortalama bir saatten az.
> Yüzde 19’u ise 30 dakikadan daha az açık havada oyun oynuyor.
> Türkiye’de her yedi çocuktan biri ortalama bir günde hiç dışarıda oyun oynamıyor.
> Bir saatten az sokakta kalma oranı Türkiye’de yüzde 61’e kadar çıkıyor.

ÇOCUĞU OYUNSUZ BIRAKIP OYUN TERAPİSİNE GÖTÜRÜYORUZ
> Dijital nesil geliyor. Öğretmen burada zorlanır mı?

Çocukları tanıyan, anlayan ve onların ilgi ve ihtiyaçlarını güncel olarak takip eden bir öğretmen için, hiçbir şey sürpriz değildir. Öğretmenler, çocukların değişen ihtiyaçlarının farkında olup onlara göre pedagojik dönüşümlerini yapabilirler.  Ancak bu süreçte öğretmenlerimizin işini kolaylaştıracak en değerli iş birliği, anne ve babaların öğretmenlerle yapacağı iş birliğidir. Unutmamak gerekir ki, okul evde başlayan, evde temelleri atılan alışkanlıkların, tutumların yönetilmesinden sorumludur.

> Çok soru soruyorsa...
Çocuklar öğrenmeye, araştırmaya yeni şeyler tecrübe etmeye heveslidir ve devamlı soru sorarlar. Sorular, meraklı olduklarının ifadesidir. Bir çocuk soru soruyorsa öğrenmeye hazır demektir. Bu fırsatı kaçırmamak gerekir. Mutlaka çocuğunuzun sorduğu soruları, yaşını da belirterek kaydedin yıllar sonrası için harika bir gelişim dokümantasyonu olacağından emin olabilirsiniz. Çocukların bütün sorularının cevabını bilmeyebilirsiniz ama araştırın, birlikte cevabı bulmaya çalışın.


SADECE BİLİYORUZ

Aileler, çocukların evin dışına çıkıp oynamasının önemine inanmakta ancak, gerçek hayatta bunu sağlayamamakta. Ebeveynler çalışma ve güvenlik gibi gerekçeler sıralıyor ama bütün bunlar çocukların aleyhine bir durum. Yeterince dışarı çıkamayan çocuklar, harekete dayalı oyunlardan da geleneksel çocuk oyunlarından da mahrum kalmakta. Bu durumunun bir sonucu olarak evlerde neredeyse kapalı kalan çocuklar enerjilerini boşaltmak için de ekrana bağımlı hâle gelebilmekte. Mutlaka dört mevsimde çocukların oynamak için dışarı çıkarılması, taş toprak, çamur ile daha fazla zaman geçirmesi gerekir. Unutmamak gerekir; kötü hava yoktur, uygun olmayan giysiler vardır. Yeterince hareket eden çocuklar öğrenmeye daha hazır ve isteklidir.