CEREN KENAR
'Türkiye İran oluyor', 'Malezyalaşma süreci', 'Bu kış şeriat gelebilir' sloganları son 20 yıldır gündemde. 28 Şubat'ı Türkiye sekülerleri için meşru kılan, bu korku ve paranoya oldu. AK Parti iktidara geldiğinden beri de, en büyük eleştiri buradan geldi. Hayat tarzı bir siyasi kimliğe, hayat tarzına müdahale endişesi ise en güçlü siyasi argümana dönüştü. Peki son 12 yılda Türkiye muhafazakârlaştı mı?
Sosyolog Volkan Ertit tüm bu sorulara kapsamlı bir araştırmayı içeren "Endişeli Muhafazakârlar Çağı: Dinden Uzaklaşan Türkiye" isimli kitabı ile cevap veriyor. Kendisine kitabın bulgularını soruyorum.
Neden Türkiye'de  muhafazakârlar endişeli?
Çünkü toplum sekülerleşiyor. Yani dinin toplumsal alandaki prestiji ve gücü gün geçtikçe azalıyor. Yeni muhafazakâr kuşak, eskiler kadar dini umursamıyor. Eş seçiminde, kılık kıyafet, tatil, evlilik öncesi flört ve cinsellik konularında eski kuşaklara kıyasla çok farklı bir pratiği deneyimliyor. Bununla beraber, "aile terbiyesini en iyi şekilde vermek" de artık çok anlamlı değil. Zira genç kuşaklar toplumsal sosyalleşmeyi aileden çok okul-internet-medya aracılığıyla gerçekleştiriyor. Oturma odasında ailesinden ahlak dersi alan genç, kendi odasına girdiğinde onları uygulayamıyor.
Muhafazakârlar, eşcinsellerin görünümündeki artışı hayretle izliyor. "Türkiye'nin İlk Eşcinsel Evliliği" haberini Anadolu'nun büyük çoğunluğu şaşkınlıkla karşılıyor. İşin daha ilginci, bu haberi büyük puntolarla veren gazeteler "Türkiye'nin dindarlaştığını" iddia edenler. 1992'de birkaç kişiyle yapılacak eşcinselerin 'Onur Yürüyüşü' tutuklamalarla karşılaşırken, 2014'te hem de muhafazakâr hükümet döneminde Ramazan ayında Türkiye'nin göbeğinde 40.000 kişi ile gerçekleşiyor. İstanbul değil, Malatya ve Konya gibi en muhafazakâr kentlerde de oluyor bu… 
Muhafazakârlar endişeli çünkü; evlilik öncesi flört sayısı ve cinsel birlikteliklerde de agresif artış söz konusu. Flörtü olmayanın kendini değersiz hissettiği bir ülke var.
Okullaşmadaki artış, kadınların iş gücü haline gelmesi, internet sayesinde tanışma imkânlarının artması, 40'lı yaşlardaki ebeveynlerin kendilerinden önceki kuşağa göre daha hoşgörülü olması, evlilik öncesi flörtün içine cinselliği de alacak şekilde artmasına sebep oldu. 12 lise öğretmeni ile yaptığım görüşmelerde öğrencilere dair öğrendiğim şey daha kısa süreli ve daha fazla sayıda flört edildiği. Bir rehber öğretmen cinsellikle ilgili daha önce kendisine bu kadar danışıldığını hatırlamadığını söylüyor. 
Muhafazakârlar endişeli çünkü; jinekologlarla kitap özelindeki görüşmelerime göre, yeni neslin cinsel deneyimleri de farklılaşıyor. Daha fazla partner, evli insanlara dair "belki başkasından hamileyim" ifadelerindeki artış, bekâr olup bakire olmayanların sayısında artış ve ailelerin bu dönüşüme eskiye kıyasla daha anlayışlı olması. Üniversitelileşme oranındaki artış, internetin ucuzlayarak yaygınlaşması, kızlık zarı dikiminin ucuzlaması, ekonomik özgürlüğünü kazanarak bireyselleşen yeni kadının varlığı bu sürecin eğitim imkânlarının artışı rasyonel bilinç düzeyini artırırken Z ve Y kuşakları Teksoy Görevde gibi programları artık komedi malzemesi olarak görüyor...
Muhafazakârlar endişeli çünkü; genç nesiller -kadın erkek fark etmeksizin- vücut hatlarını belli edecek kıyafetleri giymekten çekinmiyorlar. Bazı başı kapalı kızlar, aynen başı açık kızlar gibi dar jeanler ve bodyler giyerken, yine onlar gibi flört etmekteler. Facebook'un ilişkisi var modülünü sadece sekülerler kullanmıyor. Ancak buradaki değişimi sadece kadın bedeni üzerinden değerlendirmek eksik olacaktır. Yeni nesil erkekler de, önceki kuşağa göre farklılaşmış durumda. Göğüsleri sarkmış olduğu için, karın kası olmadığı için bir erkek sanatçı yerden yere vuruluyor bu toplumda...
Muhafazakârlar endişeli çünkü; hayatlarında ilk defa çevrelerindeki insanların sevgilileriyle çıktığı tatil fotoğraflarını görüyorlar. Evlenmeden önce tatile gitmek, aynı otel odasını paylaşmak ve bunu tüm iş arkadaşları, aile üyeleriyle paylaşmak 10 sene öncesinin en seküler yaşam tarzına sahip kişileri için de bir gerçeklik değildi.
1970'lerde Alevi dedeleri ve Sünni imamlar, hayatın her yanına dokunabiliyordu. Eğitim, sağlık, hukuk, doğum, ölüm, evlenme gibi tüm detaylar onların etki alanındaydı. Yeni nesil bu konularda dinî büyüklere danışmıyor artık.
Türkiye neden sekülerleşiyor?
Çünkü zenginleşiyor. Refah seviyesi gün geçtikçe artıyor. Herkes Türkiye'de zenginin daha zengin, fakirin de daha fakir olduğuna inanıyor. Hâlbuki akademik veriler bunu doğrulamıyor. Doğuşta yaşam beklentisindeki artış, bebek-anne ölümlerinin azalması, okuryazarlıktaki muazzam artış, uçakla seyahatin orta alt sınıflara kadar düşmesi, en zengin yüzde 20'nin toplam gelirden aldığı payın düşmesi zenginleşen bir toplumu gösteriyor bize. Sekülerleşme paradigması da diyor ki, bir toplumun refah düzeyi arttıkça sekülerleşir. Bahsettiğim dinamiklerin hepsinde iyileşme olduğundan insanlar dine daha az ihtiyaç duyuyor.


Dönüşü olmayan yoldayız
Volkan Ertit, "Bu sekülerleşme trendi devam edecek mi?" sorusuna şöyle cevap veriyor: "Dönüşü olmayan bir yola girildiğini düşünüyorum. Muhafazakârlar bunu daha iyi hissediyordur. Çünkü yeni nesil onlara kıyasla daha az türbülanslı bir yolculuk yapıyor. Eskiden bebeği ölmesin diye evlerinde oturup yaratıcıya sığınan insanlar; motorlu taşıtlar, yollar, hastaneler ve artan sağlık personeli nedeniyle öncelikle modern tıbba sığınıyor. Kadın erkek ilişkilerinin 1970'lere dönmesi, yani nişanlıların dahi akrabalar eşliğinde sinemaya gittiği dönem bitti. Tekrar gelir mi? Hiç sanmıyorum. Bunlardan yola çıkarak insanların dinsizleştikleri söylenemez. Ancak 'daha önce devamlı yardım diledikleri yaratıcıyı şimdi daha az hatırlıyorlar' diyebiliriz. Sekülerleşme inançsızlaştıkları anlamına gelmiyor çünkü..."