MURAT ÖZTEKİN

Ahmet Çoktan, katı’ sanatı denilince Türkiye’de akla ilk gelen isimlerden biri... Kâğıt ve derinin oyulmasıyla yapılan katı’nın dışında, ebru ve tezhiple de adından söz ettiren Çoktan, çalışmalarıyla iki defa Guinness Rekorlar Kitabı’na girmeye hak kazandı. Geleneksel sanatları görünür kılma parolasıyla yola çıkan Ahmet Çoktan, şimdi de son beş senede meydana getirdiği, katı’ sanatıyla yapılmış eserlerini Kuveyt Türk Genel Müdürlük Binası’ndaki “Ab-i Bade Reng” sergisinde sanatseverlerle buluşturdu. Biz de kendisiyle gelenekli sanatlar üzerine bir sohbet gerçekleştirdik...

¥ Katı’ çok zor bir sanat derler. Bu söze katılıyor musunuz?
Katı’ sanatı bana göre zor değil ama sabırlı olmayı gerektiriyor. Şimdi insanlar sabrı bir şeye katlamak olarak anlıyorlar. Hâlbuki sabır umut demek, emek demek…  Tüketim toplumunda sevgi ve iyilik dâhil her şeyi hızlıca tüketiyoruz. Çok süratli tükettiğimizden uzun vadeli emek isteyen sanatlar olması gereken rağbeti görmüyor. Mesela “Elhamdülillah” çalışmam beş buçuk yıl sürdü. Bazen 20 saat çalıştığım günler oluyor. İnsanlar bunu boşa geçen zaman olarak kabul ediyorlar. Katı’ sanatının bir zamanlar yok olmaya yüz tutmasında bu düşüncelerin de tesiri var.

¥ Siz katı’nın dışında ebru ve tezhip de çalışıyorsunuz. Geleneksel sanatlarda çok yönlü mü olmak lazım?
Bu, biraz kişinin isteğine bağlı. Ben hepsini birleştirmeyi seçtim, bir hat sanatı kaldı. Aslında geleneksel sanatlar aynı; hepsi birbirini destekliyor ve maksatları bir. Ancak geleneksel sanatların artık çerçevelerden çıkıp tabiata ve meydanlara ulaşması lazım. Mesela caddelerde üç boyutlu hatlar olabilir. Bir yer tarif edilirken niçin “Vav harfini geçince sağa dön” demeyelim.

¥ Peki, katı’ için yok olmaktan tamamen kurtuldu diyebilir miyiz?
Ben ebru sanatına başladığım zaman üç beş kişiydik. Şimdi ebru kurtuldu. Ben kat’ının da çok iyi yolda olduğunu düşünüyorum. Ama geleneksel sanatlarda şuan bir sergi enflasyonu var. Sonra, ruhunu bilmeyen insanlar geleneksel sanatlarla uğraşıyor. Geçenlerde bir sanatçı “Ben böyle yorumluyorum” diyerek Hazreti Âdem’in minyatürünü yaptı. Ben ananevi sanatların gelişmesinden yanayım. Ancak İslam sanatlarının temel prensiplerine sahip çıkmadan bu olmaz.

KANLI GÖZYAŞI…
¥ Yeni serginize gelirsek “Ab-i Bade Reng” (Kanlı Gözyaşı) isimi seçmişsiniz. Niçin?

Bu eserler bir hüznü anlatıyor aslında. İslam coğrafyasının ve dünyanın içerisinde bulunduğu kaosa göndermede bulunuyorum. Dünyadaki bu kötülüğe karşı bir şeyler söylemek gerektiğini düşünüyorum. Bugüne kadar yirminin üzerinde ülkede sanat yaptım. Gördüm ki, iyiyi ve doğruyu uygun bir şekilde anlattığınızda insanlar sizden taraf olmaya başlıyor. Dolayısıyla kötülük bu kadar yükselişteyse biz bir şeyleri eksik anlatıyoruz. Sanat da bu noktada çok mühim. Zira insanların kalibine dokunuyorsunuz.

¥ Katı’ sanatı sizin için ne ifade ediyor?
Katı’ kesme sanatı. Bizde de kesmekle alakalı o çok şey var… Adaletin kestiği parmak acımaz dilimize dolanmış durumda… Belki ben de keserek adaleti sağlıyorum. Kâğıdı ve derinin üzerindeki fazlalıkları atarak güzellikleri meydana çıkarıyorum. Bu kesme işlemi, asıl var olana ulaşma çabası.


RÜYADA GÖRDÜ, ESERİ YAPTI

Sergide yer alan ve üç taraftan farklı gözüken eserin sıra dışı bir hikâyesi var. Sanatçı Ahmet Çoktan, bu çalışmanın ilk numunesini yaparken Bursa Ulucami’deki bir hat eserinden ilham almış. Ancak uzunca uğraşlarına rağmen istediği üç taraflı görüntüyü elde edememiş. Yorulup uyuya kalan sanatçı rüyasında eseri nasıl yapacağını görmüş. Uyandığında rüyasında gördüklerini tatbik ederek istediği neticeye ulaşmış. Sonrasında eserin sergide de bulunan benzerlerini üretmiş…


O YILDIZ ASLINDA BİZE AİT

Sanatçı Ahmet Çoktan sergisinde, bugün İsrail’in bayrağına işlediği ama aslında Hazreti Süleyman’ın mühür simgesi olan “Mühr-ü Süleyman” çalışması da yer alıyor.  Mühr-ü Süleyman da insana psikolojik olarak adalet ve güven hissi verdiğini söyleyen Çoktan “Hazreti Süleyman’ın mührü olan bu motif, Barbaros Hayrettin Paşa’nın sancağında yer almış. Bir ara Osmanlıda adalet işlerinin simgesi olmuş. Bugün İsrail bayrağında yer alsa da aslında bize ait. Değerlerimize sahip çıkmamız lazım” diyor.