Murat Öztekin

Cumbalı ahşap evler, minik mescitler, surlar, parlayan kubbeler… Cemal Toy, her geçen gün ruhaniyetinden bir şeyler kaybeden İstanbul’un eski günlerini resimlerinde arayan bir sanatçı. Bu yüzden eserlerine ikindi güneşli bir hüzün duygusu hâkim… Hoca Ali Rıza ve Ahmet Yakupoğlu gibi ressamların izinden giden sanatçı, resimlerinde Anadolu kilimlerinden parçalar da kullanıyor. Ressam Toy, bu eserlerini şu günlerde “Yitik Zaman” sergisiyle sanatseverlerle buluşturuyor. 
Biz de “Asıl sermayemiz değerlerimiz. Değerlerimize ne kadar sahip çıkarsak o kadar varız. Dünyaya bir şey söyleyeceksek, buradan söylememiz lazım” diyen sanatçıyla bir araya gelerek, sanat ve medeniyet üzerine bir sohbet gerçekleştirdik…
¥ Resim çalışmalarınızın “geleneği keşfetme çabası” olduğunu söylüyorsunuz. Peki, nasıl başladı bu keşif?
Ben evlerde halı ve kilimlerin dokunduğu bir yerde, Kütahya’da dünyaya geldim. Çocukluğumda halı ve kilimlerde, güneşin yansımasıyla meydana gelen ışık oyunları beni celbederdi. Bu yüzden halı geleneğinden beslenerek resimde yeni yorumlar ortaya koymayı maksat edindim. Gelenekten yola çıkarak üniversal bir şeyler ortaya çıkarmaya çalıştım. 
TÜRK RESMİNDE KÜLTÜRÜMÜZ YOK
¥ Hem özünü korumak hem de üniversal olmak... Buradaki ince çizgi nedir?
Japonlar hem geleneksel hem de modern resim yapıyor. Ancak onların eserlerine baktığınızda “Bu, Japon kültürü ile irtibatlı” diyorsunuz. Ancak bizim cumhuriyet dönemi Türk resmi diye sınıflandırdığımız eserlere baktığımızda ise kültürümüzden bir şeyler bulamıyoruz. O devirde büyük bir grup, kültürümüzü tamamen atma taraftarıyken Hoca Ali Rıza gibi ressamlar kültürümüze ait ne varsa resmetmişler. İstanbul’un ruhu sadece onların eserlerinde saklı... 
¥ Resimlerinizde İstanbul’un merkezde olmasının sebebi de geleneksel yoğunluk mu?
Ben gözümü eski İstanbul’da, açtım. 32 yıldır Sultanahmet’teki atölyemde çalışmalarıma devam ediyorum. Bu kadar iç içe olduktan sonra İstanbul’u çizmemek tuhaf olurdu. 
MADDEDEN MANAYA…
¥ Eserlerinizde  hüzün de seziliyor...
Eserlerimin merkezinde bir caminin olduğu yana yana evler var. Eski kültürümüzde böyle bir hayat vardı. Yitirdiğimiz şey bu... Mahalleler, sitelere dönüştü. Şimdi satın alınmış güvenliği yaşıyoruz İstanbul’da… Eskiden mahalle canlı bir organizmaydı. Kimse kimsenin ışığını kapatmıyordu, güvenlikler yerine otokontrol vardı. 
¥ Maddedeki bu kayıp manaya da uzandı galiba… 
Tabii, artık biz resimlerimdeki evlere sığmayız. Ne eşya olarak ne de zihin olarak… Bizim medeniyetimizde her şey insana göre dizayn edilmişti. Şimdiyse çok katlı binalarla o insani ölçüyü kaybettik. 

‘Ben yarattım’ demek ne büyük cüret!

Ressam Cemal Toy “Eskiler ‘Çekilirsen aradan, kalır seni yaradan’ demişler. Sanatçının bu aradan çekilmeyi başarabilmesi lazım. Bu sebeple eski sanatçılar, yaptıkları eserlere imzalarını atmamışlar. ‘El-Hakir’, ‘El-Fakir’ gibi şeyler yazmışlar.  Yaptığımız bütün işler Allah’ın izniyle olan şeyler. Bu yüzden sanatçıların eserleri için “Bunu ben yarattım” deme cüretkârlığını göstermemeleri lazım” diyor.

Minyatürleri görelim

Eserlerinde incelediği binlerce minyatürden ilham aldığını söyleyen Cemal Toy “Hassaten Matrakçı Nasuh’unkiler beni tesir altında bıraktı. Bugün elimizde 14 bine yakın minyatür var ama çoğunu görmüş değiliz. Bunların mühim bir kısmı Topkapı Sarayı Müzesinde mahfuz, gün yüzüne çıkarılıp sergilenmesi gerekiyor” ifadelerini kullanıyor.