MURAT ÖZTEKİN

N'OLACAK BU KAĞIDIN GELECEĞİ?
Malumunuz  yayıncılık dünyasının kafasını uzunca zamandır bir sual kurcalıyor: Kâğıt kullanımı ne zamana kadar devam edecek?.. Her ne kadar cevap pek net olmasa da dijitale kaymakta olan kitap ve gazetecilik dünyasında sancılar her geçen gün artıyor. Eh, hâliyle sinema da bu değişim sancılarını gündemine alıyor…

‘Hayalet Hikâyesi’nde özel bir alışveriş danışmanı üzerinden teknolojiyi -sıra dışı gerilimle- sorgulayan Fransız yönetmen Olivier Assaya, bu defa ‘Çifte Hayatlar’ filminde yayıncılıkta yaşanan tekno-dönüşüme bakış atıyor. Aslında sanal âlemin bizi ve münasebetlerimizi nasıl dönüştürdüğünü ortaya koymaya çalışıyor. Ama bu çok ‘Fransız’ bir üslupla gerçekleşiyor! Büyük iddiaları olmayan minimalist filmde bir yazar ve bir yayıncı ile eşleri etrafında gelişen ilişkiler merkeze alınıyor. Oyuncu kadrosunda Guillaume Canet, Juliette Binoche, Vincent Macaigne ve Christa Théret gibi isimler var.

PARİS’İN ÜST DÜZEY DÜNYASI
Hikâye, Paris’in göbeğindeki neşriyat dünyasında geçiyor. Filmin odağında yer alan karakterlerin her biri dijital dünyanın başka bir zorluğuyla ‘iki taraflı’ bir şekilde mücadele etmeye çalışan insanlardır. Léonard Spiegel, yaşadıklarını ifşa etmeden kitap yazamayan eski moda bir edebiyatçıdır. Bu yüzden yabancısı olduğu internet dünyasının eleştirmenlerince yerden yere vurulmaktadır. Uzunca zamandır yazar Léonard’ın editörlüğünü yapmakta olan Daniel Danielson ise matbu kitabı savunan ama bir yandan da yayınevini dijitalleştirmeye çalışan, fikren arada kalmış bir yayıncıdır. Eşi Selena da sırf reyting rakamları yüksek diye hiç tatmin olmadığı bir aksiyon dizisinde rol almaktadır. Derken Daniel, daha evvel birçok kitabını bastığı yazar Léonard’ın son kitap projesini reddeder. Bir politikacıya danışmanlık yapan Léonard’ın eşi yazarın derdini ciddiye almazken destek karşı cepheden gelir. Sonrasında ise karmaşık ağlar çözülmeye başlar…

DİYALOG BOMBARDIMANI
Daha en başından itibaren seyirciyi bir ‘diyalog harbinin’ içerisine sokan ‘Çifte Hayatlar’ doğrusu seyir için ekstra çaba sarf etmeyi gerektiren karşılıklı konuşmalar üzerine kurulu bir eser. Film, gelenek ve yeni arasında sıkışan üst tabakadan insanların hayatlarına sizi dâhil ederken dijitalleşmenin bize nasıl tesir ettiğini ‘Fransızca’ bir bakışla anlamaya çalışıyor. Zaten filmdeki bazı sıra dışı ilişkilere ‘soğukkanlı’ bakış, aynı ruh dünyasının mahsulü. Bununla birlikte entelektüel bir film iddiasında olan ‘Çifte Hayatlar’ zaman zaman akademik toplantıdan farksız kalıyor. Meydana getirilmeye çalışan sofistike mizahın mayası da pek tutmuyor…  Ancak e-Kitapların yükselişi, kitaba bakış ve internetin problemli demokrasisi gibi tartışmalar meraklılarını celbedecektir. Filmde samimi oyunculukların gücü de sonuna kadar hissedilecek…

KARANLIĞA YOLCULUK
Varlıklı insanlar şimdilerde uzaya seyahat edebilmek için hayal kuruyor. Ancak güneş sistemi dışında uzun seneler devam edecek tehlikeli bir yolculuğa çıkılacak olsa kimler gönüllü olurdu? Fransız sinemasının provakatif yönetmenlerinden olan Claire Denis son filmi ‘High Life’da bu yolculuk için ölüme mahkûm olan suçluları seçiyor! Bir feza kapsülünde bilinmeze yolculuğu işleyen filmde; Robert Pattinson, Juliette Binoche, André Benjamin ve Mia Goth gibi isimler rol alıyor.

Film, mahsul yetiştirilebilen yeşil bir bahçe dâhil uzun yıllar hayatta kalınabilecek bir feza gemisinde geçiyor. Önce Monte adlı bir adam ve bebeğiyle karşılaştığımız filmde maziye dönülerek neler yaşandığı ortaya çıkmaya başlıyor. Derken uzayda yapılacak “radikal deney” için mahkûmların asla geri dönemeyecekleri bir yolculuğa çıkarıldığını öğreniyoruz. Monte gibi mahkûmların yanı sıra Doktor Dibs’in yer aldığı 7 No.lu kapsül, kara delikleri kayıt altına almak için boşlukta ilerliyor. Herkes geri dönemeyeceklerine kani iken Dr. Dibs, kapsülde insan neslini devam ettirmek için çalışıyor. Ancak radyasyon gibi bilinen tehlikelerin dışında insan faktörü de ön plana         çıkıyor.

İNSAN HER YERDE İNSAN!
Yönetmen Claire Denis, ‘High Life’ta uzayın tekinsiz hâlini kullanarak merakları devamlı kamçılayan tesirli bir eser ortaya koyuyor. 7 No.lu kapsülde yolculuk eden mahkûmların hırs ve ümitleri üzerinden insanoğlunun değişmeyen noktalarına vurgu yapılıyor.  Fakat eserde bazı ilmî durumların izahı zayıf kalıyor. Yönetmenin kullandığı cinsellik ve şiddet, Avrupa sineması ortalamasını bile aşarak rahatsız edici bir noktaya ulaşıyor. Eser, mikro ve makro dünya geçişleriyle dikkat çekse de görsellik hususunda basitlik tercih ediliyor. Velhasıl; bazı noktaları bizi celbetmese de yönetmen Claire Denis, ‘High Life’ta kendine has dili olan bir uzay filmi ortaya koymaya muvaffak oluyor.


BABADAN MİRAS BELA!

‘Piyon’ filminin yönetmeni David A. Armstrong, ikinci eseri ‘Suikastçı’da yine polisiye bir hikâyeyle seyirci karşısına çıkıyor. Justin Chatwin, Peter Stormare, Mark Thompson ve Robin Thomas gibi oyuncuların rol aldığı eser, çaylak bir polis memurunun bürokrasi ve bir suikastçıyla olan mücadelesini merkezine alıyor. Polis departmanında vazifeye başlayan dedektif Michael, kötü bir miras devralmıştır. Zira Michael’ın dedektif olan babası, uyuşturucu skandalına karıştıktan sonra hüküm giymiş ve meslekten uzaklaştırılmıştır. Nihayet dedektif Michael, kendisini lekeleyen bu skandalı çözme fırsatına kavuşur. Polisin korumasında olan bir milyon dolar değerindeki uyuşturucu çalınıp davayı yürüten dedektif ölünce iş Micheal’a kalır. Süratle çalışmaya başlayan genç dedektif, soruşturma ilerledikçe gerçekleri öğrenir. Artık hakikati örtmeye çalışanlarla mücadele etmek zorundadır.

HAFTANIN DİĞER FİLMLERİ
¥ ‘Âlem-i Cin 2’
¥ ‘Şampiyonlar’
¥ ‘Şeytan Göz’
¥ ‘Eksi Bir’
¥ ‘Kaos’

EN ÇOK SEYREDİLENLER
¥ ‘Avengers: Endgame’ 965 bin 942
¥ ‘Corgi’ 22 bin 856
¥ ‘Hababam Sınıfı Yeniden’ 20 bin 140
¥ ‘Kuklalı Köşk’ 18 bin 843
¥ ‘Lanetli Gözyaşları’ 12 bin 233